Yazıları

  • Halife

    Halife

       Halife: arkadan gelen, zaman itibariyle başkasının ardından gelerek onun yerine geçen, birini temsil eden, onun yerine geçendir. 

           Rasulullah (s.a.s.) ilk İslam devlet başkanı, sonradan gelen her devlet başkanı bir öncekinin yerini aldığından halifedir. Ayrıca insanları temsil edip işleri düzenleyendir. İnsan da yeryüzünün sorumlusu ve kendisinden önceki insanların yerine o yerde sorumlu halifedir. Her insan bir öncekinin hak yada batıl yollarının devamlılığını sağlayan devam ettiren halifedir. Bundan dolayı önceki selef olanlar sonraki haleflerine nasıl bir yol bıraktıklarından sorumludurlar. Ha ya da batıl yolun devamlılığını sağlamışlardır. Yerlerine geçen halefleri de onların izinden gitmektedir. Müşriklerin “Biz atalarımızı bulduğumuz yola tabi oluruz.” (Bakara/170) Dedikleri gibi, her halife bulunduğu zaman ve yerde öncekilerin yolundan gider. 

           “Hani Rabbin meleklere ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti.” (Bakara/30)

           İnsan Rabbimiz tarafından yeryüzüne sorumlu halife kılındı. Yaratılan insan vazifesi halifeliktir. Emrine verilen yeryüzünün sevk ve idaresinden sorumludur. İnsan olana düşen kendisini halife kılan Rabbine kayıtsız şartsız hâkimiyeti verip O’nun yasalarına göre yaşaması ve yönetmesi yaraşır. İnsanlıktan çıkanlar yaratan ve kendini halife kılan Allah ile hükmetmede hâkimiyet yarıştırmaktadır. Sonuçta da insanlığın geldiği noktada ortadadır. 

           “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan O’dur. Size verdiklerinde sizi sınamak için kiminizi kiminize derecelerle üstün kıldı. …” (En’am/165) 

            Rabbimiz insana kendisini yeryüzüne halife kıldığını hatırlatır. Halife kılınan insan Rablerinin verdikleriyle sınanmak ve denenmek birbirinden derecelerle üstün kılındı. İnsana verilen her şey imtihan aracıdır, övünme aracı değildir.  Her insan bir önceki selefin ardından o yerde halifelik yapar. Yani önceki halifenin yerini alıp imtihan olunur. 

           “Onu yalanladılar. Bizde onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Onları yeryüzünün halifeleri kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Uyarılanların âkibetinin nasıl olduğuna bir bak.” (Yunus/73) 

           Her dönemde Rabbimiz toplumlara imtihan olsunlar için mal, mülk, makam vermiştir. Zamanla insanlar verilenleri kendine mal eder. Ve onlar üzerinde hükmetmeye ve yönetmeye kalkarlar. Nuh kavmi de verilenlerle haddi aştılar ve Rabbimiz onlar hz. Nuh’u uyarıcı olarak gönderdi. 950 yıl hz. Nuh’u yalanladılar ve o kadar yılda geçse gazap onları yakaladı. Onların yerine Rabbimiz gemide kurtulanları yeryüzünün halifeleri yaptı. Dün az ve güçsüz iken şimdi yeryüzünün tamamı onların oldu. Bugün sapanların yolundan giden, onlar gibi hâkimiyeti insana, kendilerine verenler onların akibetlerine bakmamaktadırlar.

           “İçinizden bir adama sizi uyarması için Rabbinizden bir zikir, hatırlatma gelmesine mi şaşırdınız. Hatırlayın, hani sizleri Nuh kavminden sonra halifeler kılmış, yaratılışta genişlik ihsan etmişti. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” (Âraf/69) 

           Gemide kurtulan insanların nesilleri de zamanla bozuldu. Ad kavmi de bulundukları yerde Nuh kavminden sonra o yerde halife oldular. Güçlerine güvenip haddi aştılar ve gazap da kaçılmazdı. Sapan her kavim gibi hakkı hatırlatan peygamberi ve davetçileri yalanladırlar. Nimeti verenin Allah olduğunu unutan insan halife kılındığı yerde kendini mülkün sahibi mâlik ve yöneten melik görmektedir. 

          “Hatırlayın, hani Allah Ad kavminden sonra sizi halifeler kılmış ve yeryüzüne yerleştirmişti. …” (Âraf/74)

           Halife, kendinden öncekilerin yerine geçendir. Ad kavminden sonra da yeryüzünde güç ve iktidar verilen Semud kavmi de halife kılındı ve onlarda verilenlerle haddi aşıp saptılar. Rabbimiz onlara da peygamberleriyle halife olduklarını hatırlattı.   

           “Yeryüzünde sizleri halife kılan odur. Kimde küfre saparsa kendi aleyhine küfre sapmış olur. Kâfirlerin küfrü Rableri katında Allah’ın azabından başkasını artırmaz. Kâfirlerin küfrü hüsrandan başka bir şeylerini artırmaz.” (Fâtır/39) 

           Hiçbir insan yeryüzüne gelme ve sorumlu olma hakkına sahip değildir.  Halifeliğini Allah adına yapmayan, verilenleri kendine mal eden Allah2ın iradesinin üstüne kendi iradesini geçirip hükmeden, Allah2ın hükmü olan Kur’an’ın yerine kendi yasalarını, hevâlarından uydurduklarını geçirenler. Hakkın üstünü örtmüşlerdir hakkın üstünü örtmek küfürdür. Rabbimiz kim küfredip kafir olursa kendine sapmıştır. Hâkimiyeti kendilerinde görerek sapanlar Rablerinin gazabının kendi üzerlerine artırmışlardır. Allah’ın hükmünün üstüne kendi hükümlerini geçiren kâfirler âhiiret noktasında hüsranlıklarını artırmışlardır.

           “Sonra nasıl amel edeceğinizi görmek için onların artından sizleri yeryüzünün halifeleri yaptık.” (Yunus/14) 

           Her insan halife olarak nasıl amel edeceği belli olsun için bir önceki halifelerin yerine getirilmiştir. Kimse bulunduğu yere kendi arzusuyla gelemez. Rabbimiz her insanı bulunduğu yere insanı kulluk yapsın için göndermiştir. Davetçi olanların önce insanlara yeryüzünde halife oldukları ve Rableri tarafından seçildiklerini bildirmelidir. Her insanında halife olduğunu bilme hakkı vardır. Her inanç sahibi kendinden sonra o yerde halife olan nesillere kendi inancını öğretir ve yaşaması için mücadele eder. Dolayısıyla öncekiler sonrakilere nasıl bir yol bıraktıklarından sorumludurlar. Sonrakilerde öncekilerin yollarını araştırmalı, sorgulamalı öncekilere körü körüne değil de delillerle hareket etmelidirler.  Hakta olup olmadığına bakmadan atalarımızı, öncekileri bulduğumuz yola tabi oluruz bakışı müşrik bakışıdır. 

           “Ey Dâvut! Seni yeryüzünde halife kıldık. İnsanlar arasında hak ile hükmet. Sakın hevâya uyma. Yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Hiç şüphesiz Allah yolundan sapanlara hesap gününü unuttukları için çetin bir azap vardır.” (Sâd/26)

           Her idarecide insanların sevk ve idaresini üzerlerine aldıklarından onlar üzerinde halifedirler. Rasullerin yolunda olan idareciler İslam halifesi, hâkimiyeti kendilerinde gören idarecilerde Nemrut ve Firavunların yolunda olan bâtıl halifelerdir. Rabbimiz hz. Dâvut’a seni bulunduğun yerde idareci olarak halife kıldık. Ve insanlar arasında hak ile hükmet diye emreder. Hak ile hükmeden halifeler Allah adına iş yapmışlardır. Peygamber olan hz. Davut’a bile Rabbimiz insanlar arsında hak ile hükmet ve hevâna uyma diye emreder. Peygamberine dahi hevâna uyma emri! Hevâna uyma, yani hâkimiyeti kendinde görme emri. Hevâsına uymanın haktan sapma sebebi olduğu, hak ile hükmetmemenin sapma sebebi olduğu bildirilmiştir. Bunlara çetin bir azap beklediği bildirilmiştir. 

           “(Olar mı daha hayırlıdır, yoksa) dua ettiğinde darda kalmışın duasına icabet eden, kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan Allah mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Ne kadarda az öğüt alıyorsunuz.” (Neml/62)

  • Ayetler Bölümüne Giriş

    Ayetler Bölümüne Giriş

        İnsan yeryüzünün halifesi ve sürekli imtihan halindedir. Yeryüzünün sorumlusu olan insanın hayatı düzenleme, sevk ve idare edebilmesi için yasalara ihtiyacı vardır. Rabbimiz insanı ben yarattım dolayısıyla onun üzerinde hâkimiyet kurup hükmetme bana ait buyurur. Yarattığım insanın neyi yapıp yapmayacağının ölçüsünü belirleme hakkı bana aittir buyurur.

           “Dikkat edin, yaratmak da emretmek de yalnız O’na aittir.” (Araf/54) 

           Ayeti, yaratanın yarattıkları üzerinde emretme, hâkimiyet kurup hükmetme hakkına sahip olduğunu bildirmiştir. Buna rağmen İslam toplumu Allah ile hâkimiyet yarışına kalkmaktadır. Hükmedip yöneten yönettiklerinin rab ve meliki olur. İnsanlarda onlara itaat ederek de ilah edinmiş olurlar. Yaratan ile insan yaşamları üzerinde egemen olma, hâkimiyet kurma yarışına kalkmak bir sapmadır, haddi aşmaktır. İslam adınaysa, vahyin ne amaçla indiğini ve hangi alanlarda geçerli olduğunu anlayamamadır. Ya da birileri bilerek haddi aşmaktadır. Ehli kitap gibi, vahyi duyup da itaat etmeyen firavun ve nemrut gibi, hakkı anladıktan sonra sapıklıklarına devam eden Mekke şirk toplumu gibi! Onlar haddi aşmakla şirk ve küfür içinde kalırlarken bugünün insanları bir türlü dinden çıkamamaktadırlar. 

           Kitabı sadece okuyan ve ezberleyenlerin anlayamadığı bu durum ayette bildirilir. “(Bu Kur’an) ayetlerini düşünsünler, akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitabdır.” (Sad/29)

          Kitabın hayata hâkim olabilmesi için ayetlerinin üzerinde düşünülmesi gerektiği, aklını kendi kullanabilenler için ibret alınacak hükümlerle dolu olduğunu bildirmiştir. Üzerinde düşünülmesi ve ibret alınması gereken kitab sadece okunan kitab haline getirildi. Ehli kitab da böyle yapmaktadır. İslam toplumunun da kimin yolunda olduğu bellidir. Az bir kesim hariç.

           Rabbimiz dinini tamamladığını ve seçip beğendiğini bildirmiştir. “Bugün size dininizi kemâle erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Size din olarak da İslam’ı seçip beğendim. ..” (Mâide/3) İnsan hayatını düzenleyecek olan yasa, ölçü, yani din tamamlanmıştır. Rabbimiz bu yasalardan razı olmuş ve bizim için Kur’an’ı beğenip seçmiştir. Kur’an’ı hayat kitabı yapmayanlar, yerine kendi hükümlerini getirenler Rabbimizin beğendiğini beğenmemiş, hayatları için uygun bulmamışlar, zamana yeterli görmemişlerdir. Niyetleri kendilerini bağlamaktadır. Kendileri için hüküm belirleyenler yaratıcılarının hükmünü beğenmemişlerdir. Rabbimiz ben bu dini seçtim ve beğendim derken, insan İslam’ı beğenmeyerek hayatının ölçüsü kabul etmemektedir. Kabul ediyoruz dedikleri kitabı, okurlar, ezberlerler, fakat hayatlarına sokmazlar. Bu ciddi bir sapmadır. Ehli kitaba benzemedir. Sonuçta da ehli kitabın yolundan siyasi ve din adına tabi olmaktadırlar. Sapmanın olduğu yerde gazap da kaçınılmazdır. Kur’an’ın her bir ayeti Rabbimizin bizim için seçip beğendiği hükümlerdir. O’nun beğendiği ayetleri bizim içindir ve başımızın üstünde ve hayatımızın her alanındadır.  Biz, Rabbimizden ve bizim için seçtiği kitabından ve kaderinden razıyız. 

  • Vekil

    Vekil

    Vekil: İşinin görülmesini başkalarına havale etmek, işin güvenilip havale edildiği kimsedir.  Bütün yarattıklarının işlerinin görülmesinde güvenilip dayanılan, tam yeterli olandır. Kur’an da on dört yerde vekil gelir. On ayette Rasulullah’ın zor kullanma ve insanların kötü davranışlarına kefil olamayacağını bildirir.  Kırk civarında ayette tevekkül l kullanılır. İbn Cevzi, vekil Kur’an da koruyan, rab, zor kullanan, her şeyden haberdar olandır der. Vekil kılınan her noktada işlerin yönetimi için kâfi görülmüştür.

           “Kendisi için ölümün söz konusu olmayan ebedi hayat sahibine güvenip dayan.” (Furkan/58)

           Vekil, güvenilip hayatın sevk ve idaresi teslim edilendir. Güvendiğiniz ihtiyacınızı karşılayacak güçte olmalıdır. Vekil kılıp güvendiğiniz için ölümün olmaması gerekir. Güvendiğiniz dağlara her an kar yağabilir. Rabbimiz Rasulüne ve her inanan kişiye, kendisi için ölümün olmadığı ebedi hayat sahibi olan Allah’a güvenip dayan. O’nu kendine vekil kıl emreder. Siyasi ve din adına dünya ve ahretleri için güvenip Allah’dan başka vekiller kılanlar onlarda güç var kabul etmişlerdir. Kur’an da bildirilen nice güç sahiplerinin vekil kılınıp yok olup gittiklerini bildirir. Bugünküler bunlardan ibret almadıkları gibi üzerlerine de almazlar. Kendileri gibi ölümlü ve her an elindekiler yok olacak olanlara bel bağlarlar. Bu aslında Allah’ı hakkıyla tanıyamamanın bir sonucudur.  

           “Rabbin sana vekil olarak yeter.” (İsrâ/65)

           Kâinata ve insan hayatına hükmeden, hâkimiyet elinde olan ve yöneten Rab olan Allah’a güvenip hayatın için hükmetme hakkı ver. Hükmüne güvenip hayat teslim edilecek vekil sadece Rab olan Allah’u teâlâ’dır. Vekil kılınana güvenilmiş, güvenilene ise sığınılmış, sığınılandan da yardım beklenmiştir. İnsanlar vekil kıldıklarından yardım beklemektedir. Kimse kimseyi dünyada ve âhirette yardım göreceğini düşünüp şefaatçi bilerek boşuna vekil kılmaz.  

           “Göklerde ve yerde her ne varsa Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.” Nisâ/132)

           Göklerde ve yerde tek yaratan, tek hükmeden ve yöneten vardır. Her yarattığının tek sahibi ve sevk ve idare eden melikidir. Yer ve göklerin tek sahibi Mâlik, yöneten  Melik olan Allah’u teâlâ’ya ancak güvenilip vekil olarak hayat teslim edilir. Vekil kılınana emretme ve yönetme hakkı verilmiştir. Bu ancak yer ve göklerin sahibine verilir. Sadece O’na tevekkül edilir. İnsanlar siyasi alanlarda vekil kıldıklarının yerde güç ve kuvvet sahibi olduklarını düşünürler. Din adına da gavs ve kutup edindiklerini yerde ve göklerde tasarrufta bulunduklarını istediklerini yapabileceklerine inanırlar ve güvenip dünya ve sonsuz âhiret hayatlarını onlara teslim ederler.  Hem dünyada hem de ahrette istediklerine kavuşacaklarına inanırlar bu inanç Allah’dn başka onları vekil kılmaya sevk eder. Allah dilerse bunları yapamazlar mı diyerek de dinden delil göstermeye kalkarlar. Oysa Rabbimiz güvenip dayanacağın vekil olarak Allah yeter buyurur.  

           “İşte Rabbiniz olan Allah budur. Ondan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O’na kulluk edin. O her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am/102)

           Rabbimiz ayetiyle mü’min ve Müslüman olana ölçüyü bildirmiştir. İşte Rabbiniz Allah budur. Hâkimiyet elinde olup, hükmeden ve yöneten, sevk ve idare etme hakkı olan Rab sadece Allah’u teâlâ’dır. Hükmeden ve yöneten Rab sadece Allah c.c. ise itaat edilip ilah kabul edilme hakkı da sadece O’na aittir. Çünkü O’ndan başka itaat edilip övülecek ilah yoktur. Rab ve ilah kabul edilecek olan her şeyin yaratıcısı olmalıdır. O da sadece Rabbimizdir. Sadece O’na kulluk edin, hayatınızda teslimiyet ve itaatleri sadece O’na yapın. Çünkü O, her şeyin üstünde güvenilip dayanılacak ve hayatın sevk ve idaresi teslim edilecek vekil O’dur.  

           “Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab/3)

           İnsan acizdir ve birine güvenip dayanmak zorundadır. İnsana bu vasıf verilmese Allah’a da güvenip hayatını teslim edemez. İnsana düşen verilen akıl ve iradeyi kullanarak asıl güvenilecek olan, ölüm ve elindekiler yok olmayan yaratıcısına teslim olup güvenerek vekil kılmalıdır. Ayet Rasulullah’a ve tüm inananlara Allah’a ve O’nun yasası olan kitaba güvenip hayatını teslim etmesini emreder. Güvenilecek vekil olarak da Allah’ın yeterli olduğunu bildirir ki, kişi başka güveneceği merci, makam sahibi aramasın. Kur’an da bunca hatırlatmalara rağmen İslam adına Allah’dan başka siyasi ve din adına bunca güvenilip vekiller seçilmesi, hayatların onlara ve hükümlerine ve fikirlerine teslim edilmesi akıl alır değildir. 

           “Kâfirlere ve münâfıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab/48)

           Mü’minler hayatlarının tüm alanlarında Allah’a itaat ederken mutlak olarak Allah’ın hükmünün üstüne kendi hükümlerini geçirip kâfir olanlardan ve kâfir olup Müslüman gözüken münâfıklardan sıkıntı ve eziyet göreceklerdir. Müslüman gibi görünen hakkın üstünü örten kâfir ve münâfıklara ve onların hükümlerine ve fikirlerine itaat etme. Yalnız Allah bu konuda güvenip dayan. Tevekkülün yalnız O’na olsun. Çünkü güvenilecek vekil olarak Allah yeter. 

           Allah’dan başka hayatlarının tüm alanlarında hükmeden Rab, yöneten melik, sığınılıp ve yardım istenilen veli, güvenilip hayat teslim edilecek vekil kılanları temize çıkartılamayacağını, yardım edilemeyeceğini ve kurtuluş vaadinde bulunulamayacağını Rabbimiz Rasulüne ve tüm inananlara bildirmiştir. 

           “Allah’ın dışında veliler edinenler ise, Allah onları gözetleyicidir. Sen onların üzerinde vekil değilsin.” (Şûra/6)

           Allah’dan başkasından siyasi ve din adına yardım isteyen ve bekleyen, sığınan koruyup gözeten kabul edenler ve emredip yöneten kabul ederek onları veli ve vâli edinenleri Allah her yaptıklarını gözetlemektedir. Her yaptıkları kayda alınmaktadır. Ne amaçla yaptıklarını bilmektedir. Sen onların üzerine güvence verecek, koruyacak, şefaat edecek vekil değilsin. Benim azabımdan onları kurtaramazsın buyurur Rabbimiz. Herkes Allah katında yaptıklarından sorumludur, kimse kimseye bu konuda kurtuluş garantisi veremez. Rasulullah’ın (s.a.s.) kızına veremediği gibi bunu herkes söyler, fakat garanti vermeler havada uçuşur. Peygamber kimseye garanti veremezken başkalarının vekil olma garantileri ancak aldatmacadır. 

           “Hevâsını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın.” (Furkan/43)

           Hevâsını ilah edineni gördün mü? Hayatı için kendi hüküm koyanı, fikir ve düşünce belirleyeni, hevâsından konuşanı ve sonra bunlara göre yaşayan ve itaat edeni. Allah’ın hükmünün dışında hükmeden rab, o hükümlere itaat edenler onları ilah edinmiştir. Her insan iradesi hevâdır. Hâkimiyeti kendinde gören hevâsına uymuştur. Hâkimiyeti kendinde gören ve o yasalara uyarak itaat edenlere sen mi, kurtuluş güvencesi ve yardım etme garantisi vereceksin. Benimle hudud yarıştıran ve baş kaldıranları benden sen mi kurtaracaksın buyurur Rabbimiz. Akleden  mü’minlere. Kimse Allah ile hâkimiyet yarıştıran ve hükümlerine itaat edenleri temize çıkaramaz, yaptıklarını masum gösteremezler, yani onlara vekil kılınmamışlardır.  

           “Şüphesiz benim kullarım. Senin onlar üzerinde zorlayıcı bir gücün yok. Vekil olarak Rabbin yeter.” (İsrâ/65)

           Rabbimiz peygamberine ve tüm davetçilere, davetlerinin ve hatırlatmalarının sınırını bildirmiştir. Bunlar benim kullarım, sende onlar üzerine hatırlatıcısın. Zorba değilsin, zorla kabul ettirme hakkın yok buyurur. Zorla hakkı kabul ettirmeye kalkma, hakkı anlamalarını sağla ve onları benimle baş başa bırak. Çünkü güvenilecek ve hidayete ulaştıracak vekil benim. Kurtuluş güvencesi ancak ben verebilirim. Yani vekil olan benim buyurur Rabbimiz. 

            “Sizi en iyi Rabbiniz bilir. Dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Biz seni onlara vekil göndermedim.” (İsra/54)

          İnsanlara deki sizi en iyi Rabbiniz bilir. Ne yaptığınızı, ne amaçla yaptığınızı, kime sığındığınızı ve güvendiğinizi en iyi Rabbiniz bilir. Yaptıklarınızın karşılığında kime güvendiğinizin ve sığındığınızın karşılığında, hâkimiyeti kime verdiğinizin karşılığında dilerse size azap eder, dilerse merhamet eder. Ahrette yardım edip azap ve ceza verme hakkı sadece O’na aittir. Rabbimiz, Rasulüne ve tüm davetçilere sadece davet etmeleri gerektiğini, onlara Allah’ın dışında yardım etmeye, güvence vermeye yetkili olmadıklarını bildirir. 

           “Eğer Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı. Biz seni onlar üzerine gözetleyici kılmadık. Onlara vekil değilsin.” (En’am/107)

           Hidayeti kendinde gören, biz olmazsak din anlaşılmaz ve saparsınız diyenlere, o zaman istediğinizi şirkten kurtarın. Rabbimiz eğer ben dilersem onlar şirk koşmazlardı. Yani zorlama yapsak akıl ve iradelerine müdâhil olsam onlar şirk koşmazlardı buyurur. O zaman sen onlar illaki mü’min olsunlar diye zorlayacak mısın? Ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar, ne düşünüyorlar, işleri nasıl, ahlakları, komşulukları, akrabalıkları nasıl diye onları gözetleme hakkın yok. Gizliliklerini kimsenin araştırma diye her davetçiye emredilir. Çünkü sen onlara kurtuluşları ve yardım edecek olan vekil kılınmadın. Kimse kimsenin bekçisi, gözetleyicisi değildir. Toplumu hakka davet, mü’minlere nasihat etmek ve gizliliklerini Rableriyle baş başa bırakmak gerekir.  

           “De ki; ben üzerinize vekil değilim.” (En’am/66)

           Her insan akıl ve irade sahibidir ve yaptıklarından sorumludur. Peygamberde olsa kimse kimsenin kurtarıcısı, koruyucusu, yardım için güvence veren vekili değildir. Bunu da kimse din adına ve siyasi alanlarda bir başkasına garanti edemez. Garanti verene ve bekleyene deki, insan başka insan üzerinde vekil olamaz.  

           “Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık. Sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı (vekil) bulamazdın.” (İsrâ/86) 

           Mü’minler hakka tabi olmazlarsa, hakkı hatırlatıp davet etmezlerse, Allah c.c. ilmi onlardan çekip alacaktır. Rasulullah’a Rabbimiz dileseydik biz sana verdiğimiz ilmi, vahyi tamamen ortadan kaldırırdık. Bu konuda da sana kimse yardım edemez, benden başka kimse vahyi sana ulaştıramaz.  Hakta kalmak için ilim olmadan kimse sana yardımcı ve güvenilen vekil olamaz buyrulur. Bugün her mü’min ellerlindeki vahyin değerini bilmelidir. Zihinlerden ve raflardan ilim kalkmasa da kalplerden kaldırılır, Allah’dan başka kimse de onu tekrar kalbimize sokamaz. Rabbimiz vahyettiği eski kitapların korumasını üzerine almadı ve vahyin çoğu yok oldu. İslam ümmetinden de ilmi Allah c.c. çekip aldı. 

           Osmanlının dağılmasıyla da İslam toplumundan ilim âlimlerin ölmesiyle alındı. Şimdi ise tekrar hakka tabi olma gayretinde olanların vesileleriyle tekrar zihinlerden kalplere inmeye başladı. Hasiste Rasulullah (s.a.s.) “ Allah ilmi içinizden çekip almaz. Ancak âlimlerin ölmesiyle çekip alır ve geriye cahilleriniz kalır. Onlara fetva sorulur, onlarda kendi görüşlerine göre fetva verirler. Hem kendilerini ve hem de sizi saptırırlar.” (Buhâri- Müslim) Bir asırdır İslam toplumundan vahy çekip alındı. Zihinlerden alınmasa da nicelerinin kalplerinden, akletmelerinden alındı. Kitabın vekil olup koruyanı Rabbimizdir. Kalplerdekinin korunması kişinin kendi tercihine bırakılmıştır. Çünkü herkes tercihlerinin karşılığını görecektir. 

  • Kelimeler ve Kavramlar Bölümüne Giriş

    Kelimeler ve Kavramlar Bölümüne Giriş

    Son yüzyılda İslam toplumunda en büyük problemi kelimelerin bilinmemesi, bilinip de kavranmaması veya kavramların içinin boşaltılmasıdır. Allah’ın isim ve sıfatlarını bilmeyen, ezberleyip de içeriğinden habersiz olan, bugüne verdiği mesaja bakmayan topluluklar ortadadır. Şirk nedir, tâğut nedir, küfür ve kâfir nedir, ilah ve rab nedir, veli ve vekil nedir, cihat nedir, şehit ve şâhit nedir gibi nice kelime ve kavramların içiriği bilinmemektedir. Bunlar kelime olarak bilinse de içerdiği mana bilinmemektedir. Kelime kavramlara her topluluk kendilerine göre yorumlar getirmektedir. Nice kelime ve kavramlar toplumun anlayacağı hale getirilmemiş veya içeriği anlatılmamaktadır. Son yüzyılda dilin değil de kavramların içinin boşaltılması asıl sapmaya sebep olmuştur. Çoğu kavram da hiç gündeme getirilmemektedir. Getirenler fitneci görülmektedir. Bunu diyenlerde din adamı geçinmektedir.  

           Ehli kitabın dini saptıran din adamları gibi, dini kendi tekellerinde gören ve menfaatçi olan bu güruh makam ve maddiyat kaygısıyla toplum ile kitabı bir araya getirmezler. Din adına konuşurlarsa da istedikleri kadar ve anlatmak zorunda kaldıkları için bazı kavramlara değinirler. Allah’ın hükmünü hayattan kaldırıp kendi hevâsından yasa belirleyen tağutu, topluma şeytan diye tanıtan veya tağut üç bin sene önce yaşamış firavundu bakışı verirler. Müşrik denilince topluma İslam öncesi müşrik Arapları tanıtan, kâfir denilince de ehlikitabı gösterirler. Sadece ibadet ve ahlaktan dem vuran bu güruhun gündeminde Mekke’nin konusu iman ve Medine’nin gündemi devlet yönetimi yoktur. Bunlarla ilgili kavramlar gündeme alınmaz, bugün için değerlendirilmez. Akıllarınca bunlar Rasulullah’ın (s.a.s.) zamanındaydı mesajı verirler. Toplumu da ne denli saptırdıkları hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız kimlere verdiklerinden bellidir. En azından kişinin imanını koruyacak kelime ve kavramların bilinmesi esastır. Mekke şirk toplumunun bildiği nice kelime kavramların içeriğini bu günün ben Müslümanım diyenleri bilmemektedir. Sonuçta da âdeten bir din yaşanmaktadır.

  • Hadisler Bölümüne Giriş

    Hadisler Bölümüne Giriş

         Yeryüzünü sevk ve idare edecek halife olan insan bunu hangi kurallarla yapacak? Ölçüyü, yasayı kim belirleyecek? İnsanın yaşantısı üzerinde hükmetme hakkı olan hâkimiyet kime ait olacak? Sonra insanın yeryüzünde halifeliğini Allah’ın istediği gibi yapabilmesi için örnek ve önder peygamberler gönderilmiştir. İnsan hayatının düzeni için olmazsa olmaz olan ölçü Kur’an ve Rasulullah’ın yaşantısı olan sünnettir. Örnek olmadan din yaşanılamaz. Rabbimiz bir çok ayette Rasulü örnek ve şahid kıldığını, ona itaat ve tabi olunması gerektiğini bildirmiştir. Onun örnekliğini hayatın birçok alanına sokmayanlar, Allah’u teâlâ’nın örneğini beğenmemişlerdir. Rasulü hayatlarına sokmayanlar dışlamış, kovmuş, yerine göre öldürmüşlerdir. Yahudilerin peygamberlere yaptıkları gibi! Rablerinin kendileri içn seçtiği örneği beğenmeyenler mutlak kendilerine yeni batıl örnek ve önderler bulacaktır. Bugün etrafa bakın Kur’an bize yeter diyenlerin her biri yeni örneklik, hatta yeni din belirlemeye kadar işi götürdüler. Örneğe gerek yok diyenler kendilerini örnek olarak sunmaktadırlar. Rasulü örnek olarak bırakın benim fikrime ve örnekliğime bakın, böyle yapın derler.  

           Mezhebe gerek yok diyen kendi görüşüne itaat edilmesini ve tabi olunmasını isteyerek yeni mezheb oluşturmuşlardır. İnsanları da fikirlerine tabi olmaya davet ederler. Davetle kalmayıp ısrarla doğru bu derler ve itaat etmeye de davet ederler. Kabul etmeyenlere kızarlar, kınarlar, cehalette görürler. Kur’an ilmini bırakıp benim diyenler, sünnete, hadise gerek yok deyip kendi yaşantı ve sözlerine toplumu uymaya davet edenler, aslında ilmin yok olmasına ve kendi hevâlarını itaate çağırırlar. Ehlikitabın sapmasına da din adamı geçinenlerin Allah’ın hükmünü kendi görüşleriyle yorumlaması ve sonunda değiştirdiler ve birçok alanda peygamberlerinin örnekliğini devre dışı bıraktılar. Sonunda da sadece okunan, anlamaya çalışılan, kendisiyle tartışılan kitap haline dönüştürüldü. İslam toplumu da aynı sapmaya son yüz yılda girmiş oldu. Rasulullah (s.a.s.) 1450 yıla yakın zaman önce bu durumu bildirdi ve birçok hâdise meydana geldi. 

           “Allah ilmi içinizden çekip almaz, fakat âlimlerin ölmesiyle çekip alır. Nihayet hiçbir âlim kalmaz ve geriye cahiller kalır. Onlara fetva sorarlar, onlarda kendi hevâlarından fetva verirler hem kendilerini hem de insanları saptırırlar.” (Buhâri- Müslm) 

           Osmanlının son dönemlerinde Avrupa hayranı oldular ve hayranlıklarından saraylarında Fransızca konuştular. Sapmanın sonucu mutlak gazaptır. Hayranı oldukları Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından ve yerli işbirlikçilerinde katkılarıyla saltanat, hilafet ve şeriat kaldırılıp birlik ve güç elden gitti. Sonunda on binlerce din adamı ortadan kaldırıldı. Geriye biraz Kur’an okuyabilen, ilmihalden biraz anlayanlar kaldı. Onlara fetva sorulur onlarda kendilerince fetvalar verdiler. Birkaç ibadetle cennete girileceği bakışı verdiler. Sistemde kendisine faydası olacak yapıları ayakta tutarak toplumu daha da sapmaya götürdü. Dün kaybolan ilim bugün diğer yerlerden gelen bilgilerle yeniden gündeme gelip, fikirlere, söylemlere ve amellere girdi. Birileri hala geçmişte kalsa da, niceleri kınasa ve istemese de hak açığa çıktı artık. Allah’u teâlâ dinini yeryüzünün her alanına yaymaya devam ediyor. Siz hakkı yaymasanız da Allah’u teâlâ yayacak birilerini çıkarmaktadır. Rabbimiz mü’min de olsa hiçbir kuluna muhtaç olmadığını bildirmektedir. 

           “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dininden yüz çevirirseniz bilsin ki, Allah onların yerine Allah’ın onları onlarında Allah’ı sevdiği bir topluluk getirir. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezler. İşte bu Allah’ın bir lutfudur ve onu dilediğine verir. Allah lutfu geniş olan ve hakkıyla bilendir.” (Mâide/54)  

           Siz Allah’ın dinini yaşamaktan, davetten, hayata hâkim olsun için mücâdeleden vazgeçerseniz, yerinizi alacak niceleri çıkarılacaktır. Dün hakkı ortaya koymayan ve şirki ve küfrü anlatmayanların yerlerine nicelerini Rabbimiz çıkarttı. Vazifesini yapmayanlarda sadece eleştirmekle ve kınamakla kaldılar. Bugün hakkı ortaya koyan mü’minler de rehavete kapılmamalıdırlar. Vazifelerini bulundukları yerlerde yapmazlarsa Rabbimiz o yerde hakkı hâkim kılma mücâdelesi verecek başka kullarını getirecektir. İşte o mü’minler kardeşlikleri gereği gibi ortaya koyarlar. Ümmetçi bakışla hareket ederler ve cemaatçilik yapmaz ve tüm mü’minleri kardeş görüp onlara merhametle hareket ederler. Kâfir ve müşriklere karşı şiddetlidirler. 

           Her topluluk sünnet ve hadis diye Rasuluullah’ın hayatının bir bölümünü alıp en doğrusu bu derler. Oysa Rasulullah’ın Mekke’de ortaya koyduğu örneklik iman ve ahlak, Medine’de ise muamelat ve ibadetlerdir. Niceleri Mekke’nin iman bölümünü almayıp sadece ahlâkını alır, Medine’nin de devlet yönetimini, siyasetini, hukukunu, ticaretini almayıp, sadece ibadet bölümünü alır. Her topluluk da Rasule biz tabiyiz der ve diğerlerini sapmada görürler. Kur’an’ın ve sünnetin bir bölümünü alıp bütün göstermeye çalışanların foyaları ve sapmaları artık ortaya çıktı. Biz olmazsak Kur’an anlaşılmaz, ehlisünnet yok olur diyenler, Rabbimizin onların yerine hakkı tümüyle ortaya koyan nicelerini getirdiğini ve getirmeye devam ettiğini görmekteler ve bunun sıkıntısıyla hak da olanlara saldırmaktadır. Nice ihtilaflar vardır ve olacaktır. Bunların belki çoğunu Rabbimiz kıyamet günü ihtilaflarını çözecektir. Bize düşen hatırlatmaktır. Biz olmasak da bu dinin elbette bir sahibi vardır. Siz itaate ve davete devam edin.