Kur'an ve Sünnetin Vasiflandırdıkları

Kur’an ve Sünnetin Vasıflandırdıkları

Yeryüzüne insanı halife olarak gönderen, onların nasıl hareket edeceklerinin de ölçüsünü koyan ve koyma hakkı olandır.  Bu dinin içinde nasıl olunacağının, kalınacağının ve çıkılacağının da ölçüsünü koyandır. Kimin hangi vasıfta olacağını bu dini gönderen belirler ve de belirlemiştir. İnanç noktasında kimin ne şekilde vasıflandırılacağını insana bırakmamıştır. Dini belirleyen, dine uyanların gideceği cenneti ve itaat etmeyenlerinde cehenneme gideceklerinin ölçüsünü de O belirlemiştir. Kur’an da iki bin beş yüze yakın ayetlerle de hak da, batılda olanların kimler olduğunun da örneklerini bildirmiştir. Yani, Rabbimizin kitabında bildirdiği gibi din tamamlanmıştır, fakat bazılarının haberi olmamış, kendilerince şirk, küfür, iman ve İslam ölçüleri belirler olmuşlardır. Kur’an ve sünnetin vasıflandırdığını bizler bileceğiz ve ona göre vasıf üzerinde olanlarla ilişkilerimizi düzenleyeceğiz. Ölçü koyma değil, o ölçüde olanlara hak ettikleri değeri vereceğiz. Allah’ın c.c. kitabında bildirdiği mü’minlerin ve kâfirlerin vasıflarının yerine kendi hevâsından vasıf ve ölçü koyan, kendini Rab yerine koyar. Vasıf belirleme bu kadar tehlikeli bir durumdur. Hesabı da ağır olacaktır.  

       Dini yaşamaları emredilenler, kendilerini dinde emreden, görür olmuşlardır. Bu bakış hak da olanlar açısından uygun olmayan bir durumdur. Batılda olanlarında kendilerince din belirleyip kurtuluşu garanti görmeleri başka bir sapmadır. Küfür ve şirk birer sapma, İslam diye küfür ve şirki yaşayıp, desteklemek başka bir sapma, hatta daha derin bir sapmadır. Birde Allah ile hâkimiyet yarıştırarak hükmeden, hüküm koyanları destekleyenleri temize çıkartma, niyetlerine bakmak lazım diyen, Allah ile hâkimiyet yarışında olanların belki niyetlerinden dolayı sevap kazanacaklarını savunma çabası ve savunması acayip derecede sapma ve sapmaya gidiştir. Birisi kendini dinde hüküm koyma yetkisinde görürse, bende biliyorum, derse, başkasının fikrine ve nasihâtına ihtiyacım yok derse, bu sözlerin onlardan çıkması normaldir. Rabbimiz kimin kâfir, müşrik, mü’min ve Müslüman olduğunu birilerine bırakmamıştır. Dine ait ve yaşamakla sorumlu olanların dinin sahibiymiş gibi davranma hakları yoktur. Yoksa herkese göre bir din oluşur. Bozulan dinlere ve toplumlara bakın bozulma ve sapma farklı şekilde olmamıştır. İslam toplumunun da sapma ve bozulması farklı olmamıştır. Bozulma ve sapma bizim vesilemizle olmamalıdır. Bunun hesabı alemlerin Rabbine zor verilir. 

     Dini belirleyen, bu dinin içinde ve dışında olanların vasıflarını belirler. Mü’min Allah’ı isim, sıfat ve fiillerinde birleyerek Allah’a bunları has kılar. Hükmeden, yöneten, eğitip terbiye eden Rab olarak Allah’ı birler. İtaat edilecek, övülüp sevilecek, vazgeçilmez ilah olarak sadece Allah’ı birler. Hayatlarının tek sahibi hükmedip yöneten malik ve melik olarak Allah’ı birlerler. Sığınılıp yardım istenilen, koruyup gözeten, emredip yöneten veli ve vali olarak Allah’ı birlerler. Güvenilip hayatı teslim etmede vekil olarak Allah’ı birlerler. Tüm isim ve sıfatlarında Allah’ı birleyenler mü’minlerdir. Kur’an’dan başka yasa, ölçü, irade ve hüküm kabul etmeyip, hayatın tüm alanlarında inanmayan ve teslim olmayandır mü’min. Rasulullah’dan (s.a.s.) başka hayatın tüm alanlarında örnek ve önder kabul etmeyen ve itaat ve tabi olmayan mü’mindir. Ahrete iman edip tüm yaşantısını hesap verilecek şekilde yaşayandır mü’min. Bu bunun gibi tüm iman esaslarını belirleyen Allah ve O’nun örnek ve önder kıldığı Rasulüdür. 

       Küfür bir şeyin üstünü örtmektir. Hakkın üstünü örtmek de küfürdür. Bunu yapan da kâfirdir. Allah’ın isim ve sıfatlarının üstüne kendi akıl, irade, fikir ve yasalarını geçirip uyguladıklarından Rabbimiz bunları kâfir olarak bildirmiştir. Kur’anın üstüne kendi iradeleri olan yasaları geçirenler, hakkın üstünü örtmüşlerdir. Kur’anın yaklaşık yüzde yetmişini hayatlarına sokmayarak örtmüşlerdir buda küfürdür. Küfür yok kabul etmek değil, var bildiğini yok saymak, yokmuş gibi yaşamak ve yerine kendi düşünce, fikir, yasalarını geçirmedir. Allah’ın hüküm koyma hakkı olan hâkimiyetinin üstüne kendi hâkimiyetlerini geçirenler küfretmişlerdir.  Mekke şirk toplumuna Kur’an önce bilmeyenler ve müşrik olarak bildirirken, sonra hakkı anlayıp reddettiklerinden kâfir olarak bildirmiştir. Kâfirun suresinde mü’minlere hakka karşı kendi iradelerine göre yaşayanlara ey kâfirler demelerini emreder. Allah’ın c.c. örnek kıldığı peygamberin yerine başka örnek ve önderler belirleyenler, Rasulün örnekliğinin üstünü örtmüşlerdir. Allah’ın kitabının üstüne de kendi iradelerini geçirerek örtmüşlerdir. İtaat edilen ve yaşanılan üstte, arkaya atılan ve yaşanılmayan ise alttadır. İtaat ve tabi olduğunuzla diğerinin üstünü örtmüşsünüzdür. Allah’ın takdir edip verdiği her bir nimeti kendine has kılan veya bir başkasının sayesinde olduğu bakışında olanda nankördür. Yani nimetin Allah dan geldiğini inkar etmiş, yani küfretmiştir. Öne alınan, geriye bırakılanın üstüne geçirilmiştir. Buda yok sayma ve inkârdır. Firavun, nemrut v.b. Allah’ın hükmünün üstüne kendi hükümlerini geçirerek kâfir olmuşlardı. Karun da zenginliğini Allah’ın vermesinin üstüne kendi kazanımı görerek inkar etmiş, kâfir olmuştu. Yahudi ve Hıristiyanlar bildikleri peygamber ve kitabı kabul etmeyip inkar etmişlerdi. Kendi uydurdukları dini İslam’ın üstüne geçirerek kâfir olmuşlardı. 

       Şirk, Allah’ın isim ve sıfatlarında, yer ve göklerde tasarrufunda bir başkasının da etkisi ve tasarrufu olduğuna inanmaktır. Allah ile beraber hayata hâkim, hükmeden, etkisi olan başkaları olduğuna inanmaktır. Yasa belirleyip, yönetme ve terbiye etmede, itaat edip severek övmede rab ve ilah olarak Allah’dan başkalarını da etkili görmektir. Kâfir Allah’ın hakkı olanların üstünü kendi hevâsıyla örten, müşrik ise Allah’ın iradesi olan Kur’an ile insanların iradeleri olan yasaları beraber yaşayarak itaat edendir. Allah’dan başkasına sığınıp yardım isteme, koruyup gözettiğini düşünerek veli edinmedir. Allah’ın hükmüne ibadetlerde uyup, sosyal hayatlarında insanların hükümlerine güvenerek Allah’dan başka vekil kılmışlardır. Mekke şirk toplumu atalarının batıl yollarından vazgeçmediler, hac yaparak da Allah’dan vazgeçmediler. Normal zamanlarda yerdekilere itaat eden müşrik bakış sıkışınca Allah’a yönelir. Yahudi ve Hıristiyanlarda Allah ile beraber din adamlarına ve siyasilere de itaat edip yardım isteyerek müşriktirler. Müşrik Allah’ı inkar eden değil, Allah ile beraber hayatında başkalarının da etkili olduğuna inanıp itaat eder.  Müşrik Allah’ı uzak görüp araya nice aracılar belirleyip sığınırlar. Müşrik Allah’ı kabul ve bir kısım alanlarda itaat eder, fakat isim ve sıfatlarına ortak belirlerler.  Her müşrik bakış kendi yollarının devam etmesi için mücadele ederler. Kendilerini en doğru ve hakta görürler. Buda onların şirkten çıkamamalarına sebep olur.         

       Münâfık zahiren Müslüman görünüp kalben inanmayandır. İman kalbin eylemi olduğundan mü’min değildirler. Görünüşleriyle hakka tabi olup Müslüman sayılırlar. Gerek dünya menfaati, gerekse zarar görmemek için Müslümanların saflarında bulunurlar. Münafıkların vasfını hadiste Rasulullah (s.a.s.) yalan söylerler, emanete ihanet ederler, söz verip yerine getirmezler ve kızgınlılarında kinci ve aşırıdırlar. Münafıklar inkar eden kafir olduklarından ellerine imkan geçtiği anda kafirlerin her yaptığını inananlara yaparlar. Münafık küfrünü ve niyetini gizlediğinden İslam toplumunda olur. Mekke de münafık yoktu, çünkü küfürlerini gizleme ihtiyacı duymazlar. İslamın uygulanmadığı darul harp olan yerlerde cemaatler içinde münafıklar olur. Münafıklar çok konuşur, öne sürerler, iş ciddi olunca da geride kalırlar. İslama ve Müslümanlara zarar verirler, sıkışınca iyi niyetlerle yapıyoruz derler. Münafıklar mü’minlerle beraber olunca onlar gibi davranırlar, laik ve demokratlarla olduklarında da onlar gibi davranırlar. Mü’minler arasında fitne çıkartmak için tartışma çıkarırlar, haberin doğruluğuna bakmadan yayarlar. İnananları rezil etme çabasındadırlar ve sürekli gıybet ve hased ederler. 

       Münafıklar sürekli dünyalıklardan ve kendilerinden bahsederler. Hakkın konuşulmasından rahatsız olurlar, ya gündem değiştirirler, ya da orayı terk ederler. Münafıklar, mü’minler zarar gördüklerinden sevinirler, nimete kavuştuklarında ise üzülürler. İyiliklerini tebrik etmezler. Fırsat bulduklarında müminlerin halleriyle alay ederler, kınandıklarında ise şaka yaptık derler. Münafıklar ibadetlerde ve İslami çalışmalarda gevşektirler ve yapılanları sürekli eleştirirler.  Münafıklar zor durumlarda fare gibi gemiyi ilk onlar terk ederler. Kâfir ve müşriklere söz edildiğinde rahatsız olurlar ve onları temize çıkarmaya çalışırlar. Buda kendilerini temize çıkarma çabasındandır. Münafıklar cemaatler arasında fitne çıkartmak için çalışırlar ve ihtilaf çıkarırlar. Münâfıklar şirk, küfür ve nifakla ilgili ayetleri konuşmazlar ruhen de rahatsız olurlar ve konuşana da karşı çıkarlar. Münâfıklar mü’minlerin mahremlerini araştırırlar, yayarlar ve hallerine sevinirler. Münafıklar menfaatlerinin olduğu yerde olurlar. Bunlar Kur’an ve sünnetin bildirdiği münafıkların vasıflarından bir kısmıdır. Bunlar bilinmeli ki onlara karşı uyanık olunsun. Bu vasıfların münâfıklık alameti olduğu bilinip mü’minlerin dikkat etmesi gerekir. Bu vasıflar mü’minde olursa münâfıklık alameti üzerinedirler. Sürekli bu vasıfları yapan da münâfıktır. 

       Fâsık, Allah’ın koyduğu sınırların dışına çıkmak fısktır. İmanla ilgili konularda itaatin ve emrin dışına çıkılırsa imanda fıska düşülüp fâsık olunur. Ameli meselelerde emrin dışına çıkmakla da fıska düşülüp haram işlenmiş ve fâsıklıktır. Fâsıkın vasfınıda ancak Rabbimiz belirler. Günahı çirkin görüp nefse uyarak günah işleme. Günahı kabulle beraber sık sık işleme. Günahı günah görmeyip ısrarla yapmak bu kişiyi küfre götüren fısktır. Fâsıkların bir vasfı da Allah’ın emirleri karşısında duyarsızdırlar. Fâsıklar fısklarını rahat yapabilmek için mü’minleri sevmez ve beraber olmazlar. Fısk içinde olanlarla beraber olurlar. Fâsıklar mü’minlere verdikleri sözde durmazlar. Allah yolunda mücadele ve cihad onlara ağır gelir. Fâsık olanlar haramlardan rahatsız olmazlar ve yayanlara da destek verirler. Haramları yayanları savunurlar. Firavun ve nemrut da fâsık idiler yani imanda fıska düşmüşlerdi. Hâkimiyeti kendinde gören imanda fıska düşmüş firavun gibi fâsıktır. Fâsıklar inatla haram ve şirk içinde kalırlar. Bunlar Kur’an ve sünnete göre vasıfları belirtilmiştir. 

       Bundan başka kitap da vasfını yazmaya çalıştığımız Allah ile hâkimiyet yarışına kalkan şeytanın vasfı, islama girdikten sonra dinin hükmünü inkar ederek mürted olanın vasfı nasıldır. Allah’a sığınıp yardım isteyen emreden kabul eden velilerin vasfı nelerdir. Allah’ın kitabına hayatlarının tüm alanlarında uyma gayretinde olan tüm yasaklardan sakınan muttakilerin vasfı nelerdir. Allah’ın koymuş olduğu ölçülerin dışına çıkıp, Allah’ın yarattıklarını emredilenin dışında kullanmak, hakkı yerinden etmek zulümdür. Allah’ın hakkı olanları hak etmeyenlere vermek zulümdür. Oda şirktir. Zulüm Allah’ın hakkını gasp etmektir. Bu şirktir. İnsanların haklarını gasp etmek ve Kur’an ile insanları buluşturmamak da zulümdür. Sonra Allah’ın hakkını gasp ve insanların haklarını gasp etmekle ahrette hesap vereceğinden dolayı kendine zulmetmiştir. Zulmün ne olduğunu ve zalimin vasfını Rabbimiz bildirilmiştir. Allah’ın belirlediği yasaların dışında kendi fikir ve yasalarını insanlar üzerinde uygulayan her otorite sahibi, makam ve mevki sahibi birer tağuttur. 

       Tuğyan haddi aşmaktır. Kitaba uymayan her durum birer haddi aşmadır. Firavun tuğyan edip haddi aşarak tağut olmuştu. Rabbimiz Kur’an da bunu bildirir ki sizde zamanınızdaki haddi aşanlar ve yasala ve fikirlerini insanlara dayatanlara dikkat edin. Tağutun ne olduğunu ve vasfını ancak Rabbimiz bildirir.  Güzel davranış ve yaşantı içinde olan Muhsinlerin vasıfları nelerdir. Allah’ın verdiği nimetleri ihtiyaç sahiplerine iyilikle harcayan Muhsinler! Kur’an ve sünnet ölçüsünde hareket eden herkes muhsindir. Muhsin olanlar darlıkta ve yoklukta harcayanlardır. İmtihanda oldukları dünya hayatında içlerinde bulundukları sıkıntılarda çıkma gayretinde olan sabredenlerin vasıfları nelerdir. Kur’an ve sünnet sabredenlerin vasıflarını nasıl bildirmiştir. Bunun gibi on sekiz vasfı Kur’an ve sünnet nasıl bildirmiştir. Vasıfları Allah ve Rasulünden başka bildirecek başka merci yoktur. Mü’minlere düşen bu vasıfları bilip kendileri adına dikkat etmek ve vasfı bildirilenlere hak ettikleri gibi davranmayı sağlar. Vasıfları bilmek kişiyi iman üzere tutup haddi aşmalardan sakındırır.