Kendini Tanımak ve Fatiha

İnsanın kendini tanıması, yeryüzüne geliş amacına ve halife olarak vazifelerini bilmesine bağlıdır. İnsan kendini tanıyacak ki, aciz ve muhtaç olduğunu anlayıp haddini bilsin. İlim olmadan da haddini bilip, sonra da vazifesini yapamayacaktır. İnsanın vazifesini kimin belirleyeceği önemlidir. Tarih boyunca sapmalarda insanın kime itaat edeceği konusunda olmuştur. İlmin önemi öncelikle bilinmelidir. İlmi ve ölçüsünü Rabbimiz belirler. Rasulleri de yaşayarak örnekliğini ortaya koyarlar. Dolayısıyla din adına ne söylenecek ve yapılacaksa, Allah ve Rasulü belirler.  Önce ilmin kıymeti anlaşılmalıdır. Çünkü bu sizin ve etrafınızdakilerin sadece dünyasını değil, sonsuz ahiret hayatınızı etkileyecektir. İnsanlar kendi yasalarını, hocalarının kitabını korur, okur, anlar ve yaşarken, Allah’ın hükmü yaşanılmasa da olur bakışlarındadırlar. Bu asıl kıymetli olanın hangisi olduğunu akledememektir. Kişi önce kendisini yetiştirecek, kime ve ne söz verdiğini bilecek. Namazın her rekâtında Fâtiha’da âlemlerin Rabbi olan Allah’a ne söz verdiğini bilecek ve namaz sonrasında sözünü yerine getirecektir. Fâtiha’yı anlayan Kur’an’ı anlamıştır. Çünkü Fâtiha Kur’an’ın bir özetidir. 

       Yeryüzünde halife kılınan insan bedenen, akıl ve irade olarak donatıldı, ilim olmadan da bunu yapamaz. Herkesin halifelik ve imtihan alanı elinin ve dilinin ulaştığı alanlardır. İlmi elde etmek ve amele dönüştürmek için hedefiniz olmalıdır. Oda Allah’ın rızası ve cennettir. Hedefinizle, davranışlarınızla ve bakışlarınızla etrafınızda farkındalık oluşturmalısınız. Her peygamber toplumlarında ciddi bir farkındalık oluşturmuşlardır. Helvadan heykellere tapanlardan sahabe gibi bir neslin oluşmasına sebep olmuştur, bu bakışlar ve farkındalıklar. Sizin davranışlarının neslinizin ve etrafınızın davranışını belirleyecektir. Yaptım oldu diyemezsiniz. 

       Hedefinizi Allah ve Rasulü belirler.  Sizde bunlarla etrafınızda farkındalık oluşturursunuz. Plan yapmadan ve yazmadan bunları başarmanız zordur. Planları yazmak, sürekli gündeminizde tutar. İlim yazılmasaydı ve planlananlar ve yaşanılanlar bize ulaşmasaydı ortada din ve itaat namına fazla bir şey kalmazdı. Söz uçar yazı kalır bakışıyla yazının önemi vurgulanmıştır. Fakat yazıya dökülenlerin hak olması kaydıyla! Yoksa nice unutulması gereken sözler yazıya dökülerek sonraki nesiller tarafından amellere dökülür, yazana da veba gelir. O zamanda söz uçup gitmesi gerekirken, yazılarak kalmış olur. 

       Hedefler büyük, ancak yapabildiğiniz kadardır. Siz yapamazsanız da sonrakiler bıraktığınız yerden devam ederler. Rasulullah (s.a.s.) Allah’ın yardımı ne zaman diyen yasir ailesine “sabredin cennet sizin” buyurarak. Asıl hedefi ve bunların bir gün biteceği bakışı veriyor. Hendek savaşında taşı kırarken, karnına taş bağlayan, yani aç ve sıkıntılı olan sahabeye, dünyanın o gün en güçlü iki ülkesi olan İranı ve Bizansı müjdeliyordu. Hedef büyük, yapabildiğiniz kadar. Hedef sonuçta Allah’ın rızasını kazanarak cennettir. Bu kolay değildir. İnsanın bir şeyi başarabilmesi için yüzde seksen kendi çabasıyla olacaktır. Başarısızlıkta dış etken yüzde yirmidir. Siz istemezseniz kimse size bir şeyi yaptıramaz. Zorlama bir yere kadardır. Kişinin istemesi asıldır. Dünyalık her şeyin en ayrıntılı hesap ve planını yapanlar sonsuz ahret hayatlarının plan ve programını yapmıyorlarsa dünyaya geliş amacını ve meseleyi anlayamamışlardır. Bugün çok eleştirip hiçbir şey yapmayanlar hedefsiz ve plansın yaşamaktadırlar. Kur’anı kerimde Rabbimiz geçmişin hak ve batılda olanların hayatlarından yaklaşık iki in beş yüz ayetle bildirir ki hedefiniz belli olsun. Ve cennet hedefinde gidenler bunlardır. Geçmişten ibret ve ders almayanların bakış sorunu vardır. Kimileri geçmişi överek ayrıcalıklı olmaya çalışır, niceleri de geçmişi yererek farklı olduğunu düşünür. Geçmişe kızmak ve övmek yerine herkes kendi fikir ve amellerine bakacaktır. Kur’anın iniş amacını anlayamayanların ciddi bir bakış sorunu vardır. Hayatı düzenleyen kitap olarak bakamamaktır. 

       İnsanın bir zaafı ve şeytanında aldatmasına sebep olan durumu doğru zamanı beklemesidir. Şu zaman gelsin, şunu halledeyim, daha vakti var devre önemli işlerini erteler. Ölümün her an geleceğini unutmuş gibi ahret işlerini erteler. Doğru zaman işin yapılması gereken ve oluştuğu andır. Yarına bıraktığınız ve ertelediğiniz işler yarının işleriyle birikecek ve sorun denilen şey meydana gelecektir. Sorun vaktinde yapılması gereken işlerin birikmesidir. Geçmişteki ulemamız bu ilimlerle uğraşmasaydı elimizde ne olacağını düşünün. Onlar sadece dünyalıklarla uğraşmayıp, işleri ertelemediler. Her an gidecek bir yolcu gibi yapması gerekenleri bir an önce yapma çabasında olmalıdır. Davranışlarımız etrafımızdakilerin de davranışlarını belirleyeceğinden her halimize ve sözümüze dikkat etmemiz gerekir. Peygamber dönemine yaşayarak şahid, sizde etrafınıza dinin şahidlerisinizdir. Otuz, kırk yıldır hala aynı söylem ve davranıştaysanız etrafınıza örneksiniz ve bunu bozmamalısınız. Davanın anlaşılması ve anlatılması birkaç kişinin gayretiyle değil, herkesin bilgi ve kapasitesi ve gayretiyledir. Çünkü herkes kendi bulunduğu yerde sorumlu ve davetçidir. Sizin yapmadığınız vazifenizi bir başkası yapamaz. 

       Fatiha suresi Kur’an’ın özü, esası, temeli ve anasıdır. Kur’an’ın özeti olan fâtihayı anlamak ve anlatmak zor olsa gerek. Namazın her rekatında alemlerin Rabbine ne sözler verilmektedir. Hamd nedir ve kime yapılacaktır. Alemler nedir, neleri kapsar ve Rab kimdir. Kimler Allah ile rablikte yarışmaktadır. Allah c.c. her şeyin Rabbi iken insanlara Rab olarak yeterli olmamış mıdır? Ki başka hükmeden ve yöneten rabler ararlar. Allah c.c. dünyada Rahmandır. Haddi aşanlarda Allah’ın rahman oluşuna güvenip hemen ceza vermemesine bakarak saparlar. Ahrette rahim olarak sadece inananlara merhamet edeceğini unuturlar veya bilmezler. 

       Dünya hayatı imtihan alanıdır. Her insan da bulunduğu yerlerde imtihan olunmaktadır. Dünyada inanç konusunda istediklerini yapma hakları vardır. Ahrette ise hesap soracak, şefaat ederek yardım edecek, ceza ve mükâfat verecek olan odur. Din günü olan ahrette hesap sorma gününün sahibi olan Mâlik odur. Mâlik ve melikte dünyada Allah ile yarışanlar ahrette malik ve melik olanın kim olduğunu anlayacaklardır. 

       Fatiha da sadece sana ibadet ve itaat ederiz ne demektir. Hâkimiyet ortaya koyup hükmedene itaat edilir ve oda ibadettir. Mü’minler sadece Allah’a ibadet ve itaat ederiz derler. Ancak da senden yardım dileriz derken muhtaç olduklarının itirafını yaparlar. İtaat ettikleri Allah’dan sadece yardımı talep ederler.  Yardım istenilene itaat edilir, itaat edilenden de yardım istenir. Bunlarda veli ve ilahtır. Sonra doğru olan yolu isterler. Herkesin tabi olduğu yolu doğru kabul ettiği bir yerde Rabbimizin kitabında bildirdiği ve Rasulullahın hayatıyla da yaşadığı doğru olan yol nasıldır. Kendilerine nimet verilenlerin yolunu isteyenlerin bugün tabi oldukları yollar ehli kitabın ve demokratların yollarıdır. Nisa 69 ayette Rabbimiz kendilerine nimet verilenleri bildirmiştir. Kiminde onlarla beraber olacağının ölçüsünü bildirmiştir. “ Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehidler ve Salihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa/69) kim Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyerek onun indirdiği kitaba göre hayatı düzenliyorsa Alllah’a itaat etmiş, Rasulün örnekliğine göre hayatı düzenlerse de Rasule itaat etmiştir. İşte bunlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği kimselerle beraber cennettedir. 

       Fatiha okuyan derki, peygamberler nasıl iman etti, nasıl ameller yaptı, nasıl davet etti, nasıl devlet yönetti, iseler ben bu yola talibim. Sıddik olanlar kur’an ve sünnet ne bildirmişse bence, bana göre, ama, fakat, lakin demeden itaat ve tabi olanların yolunu istiyorum der. Şehid olanlar mal ve canlarını Allah’ı birleyerek, koşulsuz itaat ederek, hayatlarında yaşayarak ortaya koymuş ve böyle ahret gitmişler ise bende bu yolu istiyorum der. Salih olanlar nasıl amellerini şirkten, küfürden, bid’a ve hurafelerden, haramlardan, haset, kibir, gıybet, yalan ve iftiralardan arındırmışlar ise bende bu yola talibim der. İstenilen yolun ciddiyeti anlaşılmalıdır. Fatiha da bunları diyenlerin yolu bugün nasıldır. 

       Sonra gazab edilen ve sapanların yolunda olmayı istemiyoruz. Yani Yahudi, Hıristiyan ve sapan ve gazap gören her toplumun yolunu istememek! Ehli kitap kitaplarını nasıl tahrif tiler ve hayattan çıkartıp sadece okunan ve sevap kazanılan kitap yaptılar. Dini anlama, anlatma ve derinlemesine amel etme işini sadece din adamlarına bıraktılar. Sonra din adamları dini nasıl bozdu ve toplumları da saptırdı. Sonrada yalnız kendilerini topluluklarını, cemaatlerini, yani kendileri gibi inananları sadece kurtulmuş gördüler. Şefaatlerle şimdiden kesin kurtulduk bakışlarıyla alabildiğine dünyaya sarılıp kapitalistlerden daha zalim ticaret yapar oldular. Bu hırslara, acımasızlığa, sadece ben varıp ve kalmalıyım bakışlarına döndü. Tarih boyunca sapmış olan ve Kur’anın da özellikle haklarında çokça haber verdiği Yahudi ve Hıristiyanların ve müşriklerin gündemlerine yaşantılarında, inançlarında, siyasetlerinde, ahlaklarında, ticaretlerinde, hukuklarında helal ve haramlarında uyup yaşarlar. Bu yaşantısıyla taklit eden ve düşmanına tabi olan İslam toplumu hadiste bildirildiği gibi selin üstünde çerçöp gibi olmuştur. Herkesin en iyi biziz, kurtulan ancak bize tabi olanlardır diyerek dini nasihat, davet yerine tartışma ve gündem belirleme aracı haline dönüştürmüşlerdir. 

       Hakta olanlarda ilmi paylaşmak yerine tartışır olmuşlar ve ilmi üstünlük yarışı haline dönüştürmüşlerdir. Sonra da ben merkezli düşünen, ben olmazsam olmaz, din anlaşılmaz bakarak hareket ederler. Herkesin kendilerini doğruda gördüğü bu topluluklar kendilerini belli edecek saç, sakal, bıyık, giyim ve kuşamlar oluştururlar. Sadece onlara selam verir ve ilişki kurarlar. Allah’a inandıklarını söylemekle beraber hâkimiyeti Allah’dan başkasına verip de istekleyenlerin kurtulan biziz demeleri ancak bir hayaldir. Kur’an, cennet sadece bize aittir diyen ehli kitap için bildirdiği ümniyye, boş hayal dediği, onların yolunda olan İslam toplumu içinde geçerlidir. Fatiha da Allah’ın gazap ettiği Yahudiler ve sapan Hıristiyanların yolunda olmamayı isteyen İslam toplumu onları adım adım takip ederler. Bugünkü yaşantılarına bakıldığında da bu görülecektir. 

       Kendini tanımak ve Fatiha kitabında insanın önce kendisini ve vazifesini bilmesi gerektiği, vazifesinin yapmadığı yerde fesadın olacağını bilmesi gerekir. Yolun ölçüsünü Rabbinin bildirdiğini bilmesi gerekir. Kendini tanıyan da Fatiha da verdiği sözleri, namaz sonrası yerine gayretinde olanlardır. Kitabın daha iyi anlaşılıp yaşanılması temennisiyle! Okuyup amel eden ve davet eden herkes birbirlerinin sevap kazanmaya vesile olduklarından birbirlerinin ortaklarıdırlar. Allah’ın rahmeti hak da olanların üzerinedir.