Kategori: Kelimeler ve Kavramlar

  • İlah

    İlah

    İlah: İtaat ve kulluk etmek, gönülden bağlanmak, sığınmak, yüceliği karşısında hayran olunan, çok sevilen ve övülendir. 

           Yeryüzüne halife olarak gönderilen insan birine sığınmak ve itaat etmek zorundadır. Rab hükmedip yöneten, İlah da Rab olanın hükmüne itaat etmektir. Allah’ın hükmünün yerine bir veya birçok hüküm, fikir, görüş ortaya koymak rablik iddia etmek, onlara göre hayatı düzenlemekte itaat etmek ve ilah edinmektir.

           “De ki, insanların İlâhına sığınırım.” (Nâsa/3)

            Her insan acizliğinden dolayı birine sığınıp itaat edecektir. Gücü ve kuvveti kimde görür ve bilirse ona itaat edecektir. Allah’dan başkasına hükmetme hakkı verip onların hüküm, yasa, görüş ve fikirlerine itaat edenlere deki. Ben sizin itaat ettiğiniz Allah’dan başka ilahlara itaat etmem, onların hükümlerine göre yaşamam. İnsanın bedeni, yer ve göklerde her ne varsa ilah olarak Allah’a itaat eder.  İnsanların darda kaldıklarında itaat etmek zorunda kaldıkları ilah’a ben her halde itaat eder ve sığınırım, de onlara.

           “Allah’dan başka ilah edinme. O’ndan başka ilah yoktur.” (Kasas/88)

           Allah’dan başkasına itaat ederek ilah edinme emri insanın bir şeye itaat etmek zorunda olduğunu gösterir. Topluluklara, kalabalıklara aldanıp da Allah’dan başkasına itaat edip, övüp severek ilah edinme, çünkü ondan başka itaat edilecek ilah yoktur. 

           “O göklerde de yerde de İlah olan bir Allah’dır. O yegâne hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilir.” (Zuhruf/84)

           Kendilerine itaat edilsin için niceleri mücadele ederler. Oysa göklerde her ne varsa ve yerde de her ne varsa itaat etmek zorundadır. İnsanın bedeninde var olanlar yaratıcıları olan Allah’a ilah olarak itaat ederler. İnsan aklını, irâdesini vicdanını, sevgisini, nefretini kullanmak zorundadır. Gözünü açınca görmek, işitmek, gibi nice şeyleri kullanmak zorundadır. Bunları kullanmak yaratan Allah’a itaattir, onu ilah kabuldür. İnsan istemese de, istese de yaratıcısı olan Aiiah’a itaat ederek ilah edinmek zorundadır. İnsana hükmeden, yer ve göklere hükmeden ve hükmü hikmetli olup fayda sağlayandır.  

           “Eğer Allah’dan başka ilahlar olsaydı yer ve göklerde, muhakkak ki ikisi de harab olup gitmişlerdi.” (Enbiyâ/22)

           Yer ve gökler yaratıldığından bu yana düzeni bozulmadan devam ediyorsa, bu tek yasa belirleyen Rab ve tek itaat edile ilah oluşunun göstergesidir. Yeryüzünün sevk ve idaresi insana verilince insan hükmetmeye kalkıştı ve yalnız kendi yasalarına itaate zorladı. Sonuçta da yeryüzünün geldiği sapma ve zulüm ortadadır. Allah ile hâkmiyet yarışına giren haddi aşıp tağut olanlar kendilerine insanları itaate zorlayıp kendilerini ilah yerinde görürler. İnsanlar bunları savunup, destekleyerek itaat ederler. Bu onları gerek din adına gerekse de siyasi alanlarda ilah edinirler. İnsan biraz akletse yer ve göklerdeki düzenin bozulmamasının sebebini bir tek ilaha itaat edildiğinden dolayı olduğunu. Düzelmek içinde insanların bir tek ilah olan Allah’a itaat etmeleri gerektiğini anlayacaktır.   

          “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri dinde şeriat yapan ortakları mı var?” (Şurâ/21)

          İnsan hayatı için hükmeden Rab sadece Allah’dır dolayısıyla da itaat edecekleri ilah da sadece O’dur. Allah’ın hükmünden başka siyasi ve din adına  hüküm belirleyenler edinirler. Rabbimiz, yoksa onların Allah2ın izin vermediği nice meselelerde dinden diye hükmedecek, şeriat belirleyecek ortakları mı var? Allah’ın haram dediğini helal, helal dediğini de haram yapacak ve onları yayanları desteklenileceğinin vacip olduğunu dinden olduğunu dine uygun olduğunu belirleyecek ortaklarımı var. İslam’la demokrasi ve laikliği beraber yaşanılacağının dine uygun olduğunu belirleyecek ortakları mı var? Buyuruyor Rabbimiz. Bunlar onları ilah edinip itat ediyorlar, bunu Allah mı emretti demeye getiriyorlar. Ya da Allah’u teâlâ bunun dinden olduğunu mu bildirdi. Hak ile b3atılı beraber yaşanılacağından razı mıdır, de onlara. Rabbimiz böyle bir yaşantıdan razı olmadığını bildirir akledenlere. 

           “Hevâ ve hevesini ilah edineni gördün mü? Şimdi onun üzerine sen mi vekil olacaksın?” (Furkan/43)

           Allah’ın hükmünün dışında hüküm koyan, fikir belirleyen, düşünce ortaya koyanlar kendilerini dinde ölçü koyan belirlemişlerdir. Bu rablik ortaya koyaktır. Bunlara itaat edip hayatı düzenlemek onları ilah edinmektir. Hâkimiyeti insana ve kendisine vermek ve o hükümlere itaat etmekle kendini ve hevâsını ilah edinmektir. Şimdi sen Allah ile hâkimiyet yarıştıran, kendi hevâsından yasalar ve ölçüler belirleyenleri temize çıkaracaksın, hakta olduklarını söyleyeceksin, ahrette şefaat garantisi vereceksin. Bana düşman olanları sen mi benden kurtaracaksın. Vekil ve kefil olacaksın. Önce Rasulullah’ı (s.a.s.) uyaran bu ayet, bugünün din adına konuşanlarına sanki uyarı olmamakta, ayetin mesajını kendilerine tehdit kabul etmektedirler. 

           “Allah, iki ilah edinmeyin, O tek İlah’dır. Onun için yalnız benden korkun.” (Nahl/51)

           Rabbimiz yarattığı kulunu iyi bilmekte ve yaptıklarından dolayı âhirette pişman olacağını da çok iyi bilmektedir. Bundan dolayı insanı ayetleriyle, imtihanlarla, sınayıp denemelerle uyarmaktadır. Benden başkasının siyasi hükümlerine, din adına uydurduklarına itaat etmeyin, onların hevâlarından, bencelerinden uydurduklarına göre hayatınızı düzenlemeyin, nesillerinizi onların ortaya koyduklarına göre yetiştirmeyin. Bu onları ilah edinmenizdir. Hayatınızın bazı bölümlerinde benim hükmüme göre bazı alanlarında da siyasi ve din adamlarına uyup itaat ederseniz, onları övüp severseniz benden başka ilah edinmiş olursunuz. Buda benimle beraber ilah edinir ve iki ilah olur. Yaratılanın itaat edeceği tek ilah benim, ahrette hesaba çekecek olanda benim ve bundan dolayı benden korkun. Yardım edecek, ceza verecek, şefât edecek, koruyup gözetecek olan benim. Ancak benden ve benim rızamı kaybetmekten korkun. İnsanın korkusu siyasi ve din adamlarına itaate toplumları sevk etmiştir. Rabbimiz benden korkun ki itaati bana yapmış olun. La ilahe illallah (Allah’dan başka ilahları reddediyorum) diyen Allah’dan başka ikinci ilah kabul etmiyorum demiş olur. Bugün bunca la ilahe illallah denilmekte fakat ilahlar daha da artmaktadır. Çünkü toplum ne dediğinin bilmemekte, bilenlerde gerçekte ne kastettiğini insanlara bildirmemektedir. 

           “O’nu bırakıp kendilerine veliler edinenler derler ki, biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye itaat ediyoruz derler.” (Zümer/43)

           Mekke şirk toplumunu kınayanlar aslında onlardan daha fazla şirkin içine dalmışlardır. Müşrik Arap toplumu itaat ettikleri putları Allah’a ulaşma aracı olarak görüyorlardı. Veli edinmeleri, yardıma ulaşsınlar, onların aracılığıyla korunsunlar, korunup gözetilsinler diye Allah ile araya aracılar ediniyorlardı. Veli edindiklerine ise itaat ederek onları ilah edinişlerdi. Veli edinilen aynı zamanda itaat edilerek ilah edinilmiş olur. Allah’a yaklaşmak niyeti taşıdıklarını söyleyen müşrikler bu iyi niyetlerinin sonucu müşrik olmaktan kurtulamadılar. Bugünküler aynı hatta daha fazla hata yapmalarına bir türlü müşrik olamamaktadırlar. Ayetleri üzerine alan çok az insan var.

           “Yardım edilecekleri ümidiyle Allah’dan başka ilahlar edindiler.” (Yasin/74)

           Şirkin altında çoğunlukla iyi niyetler taşınır. Yani toplumlar Allah’a ulaşmak, yardımına ulaşmak gibi nice düşüncelerle Allah’dan başkasını hayatları için vekil, veli, vâli, rab edinip onlara itaat ederek de ilah edinmiş olurlar. Çokları İslam diye, İslam’a uygun diye bu işleri yaparlar. Allah’a yaklaşmak ve daha iyi müslüman olmak düşüncesiyle O’nunla irade ve hâkimiyet yarışına girerler, girenlere destek verirler. Dünya sıkıntı çekmeyelim ve Âhirette e şefaat edilerek yardım görelim ve kolayca cennete görelim umuduyla Allah’dan başkalarına itaat ederek birçok sahte ilahlar edinirler. İyi niyetlerle belki yapılan bu bakış ve itaatler, Allah’ın isim ve sıfatlarının gaspına tarih boyunca insanları götürdü. 

           “Onlar kendileri için izzet ve şeref olsun diye Allah’dan başka ilahlar edindiler.” (Meryem/81)

           Yine müşrik bakışlarda dünyada ve niceleri de âhirette izzet ve şerefe ulaşsınlar için siyasi ve din adamlarının ne ile yönettiklerine, din adına ne yaptıklarına ve delillerine bakmadan onlara itaat ederler.  Allah’dan başkasına itaat etmelerinin bir sebebi de onların yanında ayrıcalıklı, üstün olmak ve izzet kazanma düşünceleriymiş. Bu her toplumda ve inanışta vardır. Çünkü bu yolları oluşturanlar insanlara böyle inanır ve itaat ederseniz ayrıcalıklı ve üstün olacaksınız diye aldatırlar.   

           “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilah edinin dedin.  Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer öyle söylemişsem şüphesiz ki sen onu bilirsi. …” (Mâide/116)

           Her peygamber, toplumuna hakkı hatırlattıkları ve toplumunda kabul edip itaat edip etmediklerinin hesabını vereceklerdir. Peygamberler ve davetçiler söz ve şâhitliklerinin, toplumda tabi olup, itaat ettiklerinin ve etmediklerinin hesabını vereceklerdir. Rabbimiz hz. İsa’ya, ondan sonra Hıristiyanların Allah’dan başka bir çok ilah edinmelerinin, onu ve annesi hz. Meryem’e itaat etmelerinin, onlardan istemelerinin, yardım ummalarının hesabını sormaktadır. Sen ve annem mi Allah’ı bırakıp bize itaat ederek iki ilah edinin dedin buyurur. Benim hükmümün yerine siz hüküm belirlediniz de sana tabi olduklarını söyleyenler o hükümlere uydular. Hz. İsa Rabbimiz bildiğini O’na bildirerek, böyle bir  şeyi söylemem bana yakışmaz, söylesem sende bunu zaten bilirsin der. Fakat Rabbimiz bildiği halde, hz. İsa’dan sonra toplum sapmasına rağmen hesap vermek. Çünkü sonraki toplumlar biz bunu böyle bulduk, öncekiler böyle yaşıyorlardı, bizde onlara tabi olmuştuk diyecekler. Her sapan toplum öncekileri suçlayınca iş ilk davet edene gelecektir. Oda yaptığını ve söylediklerinin hesabını verecek ve anlatacaktır. Yani ben yaptım, anlattım beni ilgilendirmez denilemez. Nasıl yaşadığımız ve anlattığımız önemlidir, çünkü sizden sonrakiler buna göre yaşayacaklardır. Sizin itaatiniz hayatınızın her alanında allah’a ise ilahınız O’dur. Siyasi ve din adamlarının ortaya koryduklarına itaat edip yaşıyorsanız ilahınız onlardır. Sizi örnek alanlarda size bakarak o yola itaat edip sizin ilahınıza itaat edeceklerdir. Bunun bir hesabı, cezası ve mükâfatı olacaktır. 

           “Sakın Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına bırakılmış olursun.” (İsrâ/22)

           Siz bu ayetin önce Rasulullah ‘a indiğini ve ona Allah’dan başka ilahlar edinmemesi gerektiğini ve uyarıldığını düşünün, sonra kendiniz için. Rabbimiz kendi hakkının başkasına verilmesi konusunda peygamber bile olsa taviz vermediğini görüyoruz. Sakın Allah’ın emri olan namaz, oruç, hac, kurban, ahlak ve ibadet gibi bazı alanlarda Allah’a itaat ettiğin gibi, birçok alanlarda da insanların hüküm ve yaşamlarına, hevâlarına itaat edip de Allah’dan başka ilahlar edinme. Çünkü sonra kınanmış, aşağılanmış, tek başına bırakılıp, yardımsız kalırsın diye peygamberine ve mü’minleri uyarır. İslam toplumuna bakın, Allah’ın hükümlerinden başka hükümlere itaat ederek yaşamalarının ve Allah’dan başka din adına ve siyasi alanlarda birçok ilahlar edinmelerinin sonucu kınanmış ve yardımsız kaldığını görmekteyiz. Yardım istiyorlar, dua ediyorlar, fakat yardım görmedikleri gibi daha da zilletin içine giriyorlar. Bu sapmalarının daha da arttığının göstergesidir. İslam’dan diye Allah ile hâkimiyet yarıştırmak nasıl bir akıl tutulmasıdır. Hayatlarına hükmedip yöneten Rab olarak, itaat edip ilah olarak, sığınıp yardım isteme konusunda veli olarak, güvenip hayatı teslim etmek konusunda vekil olarak yalnız Allah’a teslim olmadıklarından, zilletten çıkamamaktadırlar. 

           “Allah’dan başka edindikleri ilahlar yaratılmışlardır ve hiçbir şey yaratamazlar. ..” (Nahl/20)

           Allah’dan başkasının hüküm ve fikirlerine göre yaşayıp O’ndan başka ilahlar edinenler ve ilah yerine koyup itaat ettikleri birer yaratılmıştır. Rabbimiz sizde itaat ettiklerinizde yaratılmıştır ve yaratanına muhtaçtır buyurur. Rabbimiz insanın ve itaat ettikleri siyasi ve din adamlarının yaratıldığını hatırlatarak, aciz, eksik ve bir başkasına muhtaç olanlara bel bağlamayın, sonra bana dönmek zorunda kalacaksınız uyarısı yapar ki, insan acizlerin peşinden gitmesin. Bunca uyarılara rağmen İslam toplumunun sapmasının akıl alır yanı yoktur. Siz dünyanın diğer toplumlarının sapmasını kınamanıza gerek bile yoktur. Ellerinde bunca bilgi, bozulmamış bir kitap ve örnek Rasulün hayatı varken İslam toplumunun ne mazereti olabilir. Bilmemek mazeret ise, dünya insanının tümü mazeretlidir. Çünkü bilmiyorlar ve bozuk bir din ve yaşantı içindeler ve öncekileri öyle bulmuşlar. Allah’ı bilmekte ve birlemekte mazeret bulunmamaktadır, bugünün insanı için. Bilginin bu denli hızlı ulaşıldığı ortamda! Diğer insanlarda yeryüzüne halife kılındı, rab sözü verdi, ahrette rab hesabı verecek. Onların mâzereti yok sizin var. Olur, çünkü siz ayrıcalıklısınız. Ehli kitap ve benzerleri de aynı bakıştalar zâten.  

           “Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine zarar veremeyen ve fayda sağlamayan şeylere itaat ederler. Bunlar Allah katında şefaatçilerimiz derler. Deki, göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği şeyleri O’na haber mi veriyorsunuz? Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” (Yunus/18)

           Ehli kitabın ve diğer inanç sahiplerlinin sapma sebebi İslam toplumunun da sapma sebebi olmuştur, siyasi ve din adına. Onların itaat ettikleri gibi İslam toplumunda itaat etmektedir.  Allah’dan başka itaat ettikleri aslında ayette bildirildiği gibi kendilerine ne fayda ne de zarar vermeye güç yetirememektedirler. Rabbimiz onların itaat ettikleri onlara fayda ve zarar veremezler buyurur. Dünyada fayda ve zarar umarak itaat ettiklerinin ahrette de kendilerine yardım ederek fayda sağlayacağına da inanırlar. Yani onları şimdiden şefaatçi edinirler. Sen onlara deki, yer ve göklerde Allah’dan başka fayda ve zarar verecek gavslar, kutuplar ve siyasi vekiller varda benim bunlardan haberim m yok diyorsunuz. Yer ve göklerde Allah’ın bilmediği mi var ve siz bunu O’na haber mi veriyorsunuz diye söyle onlara buyurur. Onların yaptıklarını Rabbimiz ortak koşmak olan şirk olduğunu bildirir. Çünkü onların ortak koştuklarından Allah münezzeh ve yücedir. Sadece Allah’ı İlah görüp itaat edenler O’nu eksikliklerden münezzeh, hiçbir yardımcıya ihtiyacı olmayan ve yüce olan görmüşlerdir. 

           “(ilah edindikleri) onlara yardıma güç yetiremez. Onlarsa ilah edindikleri için hazır olmuş askerlerdir.” (Yasin/75)

           Rabbimiz ayetinde durumu açıkça bildirmiştir anlayıp akledenlere. Onların itaat ettikleri kendilerine yardım etmeye güç yetiremezler. Yani onlara yardım ulaşırsa benden buyurur. Tam tersi itaat edenler itaat ettiklerini destekleriyle ve yardımlarıyla güçlendirirler. Koruyarak askerleri olurlar. İtaat edenleri olmasa onların hiçbir değer ve güçleri yoktur buyurur Rabbimiz. Yani siz destek vermeseniz onlar yok demektir. Onların varlığı sizin destek ve korumanızla olmaktadır ve bundan sizinde bir payınız olacaktır. Her neye vesile olmuşsanız! 

            “İlahları bir tek ilah mı yaptı. Gerçekten bu çok şaşılacak bir şeydir.” (Sâd/5)

           Müşrik bakışlarda tek ilah’a itaat edememek vardır. Bir olan ilah onlara yeterli gelmemektedir. Çünkü çokluk kuruntuları vardır. Bir şey ne kadar çok olursa daha iyi olur bakışındadırlar. Allah’ı yaratıcı olarak bir kabul edenler, isim ve sıfatlarında bir olmasını yeterli görememektedirler. İşte müşrik bakışı! Bir ilaha hayatları için itaat etmek, sevmek ve övmek yeterli gelmemektedir ve siyasi ve din adına yeni itaat edecekleri övüp sevecekleri ilahlar ararlar ve tabi olurlar. 

           Rasulullah (s.a.s.) müşrik topluma, Allah’dan başka itaat ettiğiniz ilahları reddedip sadece Allah’a itaat ederek O’nu ilah kabul edin demişti. Müşrikler de, nasıl yani, sen itaat ettiğimiz birçok ilahları bir tek ilah mı yaptın dediler. Bizim Kâbe’de üç yüz atmış tane yardım istediğimiz, sığınarak bizi koruduğunu düşündüğümüz, emirlerine itaat ettiğimiz ilahlarımız var. Sen bunları bırakıp sadece Allah’a mı itaat edin diyorsun. Gerçekten bu şaşılacak bir şey diyorlardı. Aslında tüm müşrik bakışları aynıdır. Ehlikitap, Hindu, Budist ve benzeri inanışlara bakın, sonra İslam toplumunun da aynı halde olduğunu görün. Herkes de en doğruda olduğunu düşünmekte ve savunmaktadır. Kurtuluş, Kur’an’da ve Rasulullah’ın örnekliğindedir.

  • Rab

    Rab

    Rab: Terbiye eden, ıslah eden, sahip ve efendi olan, hükmedip yöneten, mâlik olan, yarattıklarının rızıklarını verendir. Yaratan ancak yarattıklarına yasa belirleyip onları yönetir, sevk ve idare eder, eğitip terbiye eder. Yaratılan diğer yaratılanlar üzerinde hükmedip yöneterek rab olma hakkı yoktur. Buna kalkışanlar Nemrut ve Firavun gibi haddi aşmışlardır.

            Yeryüzüne halife gönderilen insanın ilk gasp ettiği sıfat rabliktir. Hayatına hükmetme konusunda kendi iradesine, hevâsına uyma isteği, Allah ile insanın hâkimiyet yarışına götürdü. Hâkimiyeti kendinde gören o yerde rablik iddia etmiştir. Yaratılışta insandan alınan söz Allah’ın Rabliğinin tasdikidir. Ahirette ise imtihanda olan insana dünyada sana hükmeden, hâkimiyet verdiğin ve itaat ettiğin, hayatını düzenleyen yasaları belirleyen ve yöneten rab kimdi, yani rabbin kimdi denilecektir. Kur’an’da rab sıfatı 970 kez geçer. Ruhlar âleminde verilen ve kabirde de hesabı sorulacak olan rab nedir ve kim olacaktır. İnsan hayatının sevk ve idaresi için olmazsa olmaz olan rab karmamı bu kadar önemli iken insanlar bunun farkında olmadığı gibi rabbin ne manaya geldiği ve insan üzerindeki etkisinin ne olduğu bilinmemektedir. Kur’an’da bu kadar anlatılan bir kavramın çok önemli olduğu anlaşılır. Rabbimizin ısrarla hatırlattığı bu sıfatın bilinmemesi ve insanlara anlatılmaması halife olan ve hesabı sorulacak olan rabbin ne olduğunun bildirilmemesi bir ihanettir. 

           “Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Fatiha/2)

           İnsanlar hayatlarına hükmedip yönetenleri sever, över ve hatasız kabul ederler. Hatasız kabul edilene itaat edilir ve övülür. İnsan tanıdığını sever, sevdiğine itaat edip hayatına hükmeden görür ve onları över. Övdüklerine hamd etmişlerdir. Hamd; övülen, hatasız kabul edilen, muhtaç olunandır. Mü’min olanlar tüm övgüleri, hatasız kabul etmeleri ancak âlemlere hükmedip yöneten, çekip çeviren, eğitip terbiye eden ve rızıklandıran Rab olan Allah’a yaparlar. Allah’u teâlâ’nın yarattığı her şey âlemlerdir bunlara hükmetme ve yönetme hakkı sadece Rab olan Allah’a aittir. Övülme ve itaat etmede sadece O’na yapılır. Namazın her rekâtında Fatiha da ne söz verdiğini müslümnım diyenler anlamış olsalardı bu zilletin içinde olunmaz ve Müslümanlar arasında ihtilaf kalmazdı. Çünkü Allah’a itaat ve hakkı davet etmekten mü’minler birbirleriyle uğraşacak vakit bulamazlardı. 

           “Hani Rabbin Âdemoğullarının zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid tutarak, Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bela, doğru, şâhid olduk. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz.” (Araf/172) 

           Dünya insanının bilmediği ve bilmek zorunda oldukları hatta bilme hakları olan ilk şey yeryüzünde sorumlu halife oldukları ve ilk yaratılışta kendisinden Rab sözünün alındığıdır. Her insan kendisine şahid tutulup bu söz alındı. Allah’u teâlâ ben sizin Rabbinizim demedi de “Rabbiniz değil miyim” diyerek insana tasdik ettirdi. Dolayısıyla insana bilmiyordum mazereti bırakılmadı. Her insan akıl ve iradesiyle bu misak olan antlaşmayı kabul etti. Ahirette bilmiyorduk, unutmuştuk demesinler için de kitaplar ve hatırlatan ve anlamalarını sağlayan yaşayarak da şâhidliğini yapan peygamberler gönderdi. İnsana mazeret bırakılmadı. Her davetçide önce insanlara halife oldukları ve rab sözü verdikleri, bununda ahrette hesabının sorulacağı hatırlatılmalıdır. Hayata hükmedip yöneten rabdir ve her insanda hayatına kimin hükmettiğini ve yönettiğini bilmelidir ve bilme hakları vardır. Kabul edip etmemek onların sorunudur.    

           “İşte bu Rabbiniz olan Allah’dır. O’ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Yalnız O’na kulluk edin. ..” (En’am/102)

           İşte hayatın tüm alanlarında yerde ve göklerde tek hükmeden, ölçü ve yasa belirleyen ve yöneten Rab olan Allah budur.  Kainatı yöneten, çekip çeviren Rab sadece odur ve bizde sadece ona itaat eder, sadece onu çok sever ve överiz. Onu sadece vazgeçilmez kabul ederek İlah biliriz. Çünkü Rabbimiz benden başka itaat edeceğiniz ilah yok buyurur. İtaat edilip övülen ilahtır. Allah’ın hükmünün karşısında hükmedip yöneten rabdir ve onların hüküm ve yasalarına, fikirlerine itaat edip yaşamak ilah kabul etmektir. Her şeyin yaratıcısı olan yöneten Rab ve itaat edilen ilah kabul edilir. Rabbimizde yalnız bana kulluk edin, yani itaat ve teslimiyeti hayatınızın her alanında bana yapın emreder. Ayetin verdiği mesajı anlayıp itaat etmek ve bunu etrafa anlatmak her davetçinin işidir. 

           “Deki; ey Kitap ehli! Bizimle sizin aranızda eşit olan bir söze gelin. Yalnız Allah’a kulluk edelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp da bir kısmımız diğerlerini rabler edinmesinler. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki, şâhid olun şüphesiz biz müslümanlarız.” (Ali İmran/64) 

           İnsan mutlaka birilerini hükmeden rab, itaat edilen ilah kabul edecektir. Bu tercih hayatın tüm alanlarında kime yapılacaktır. Allah’dan başka rab ve ilahlıkta hükmedip, yönetme hakkı verip itaat edenlere deki, ey kitab ehli, ey bende bir kitaba inanıyorum diyenler! Kitap ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlar ve hayatlarında Kur’an olmayan, bizde kitaba inanıyoruz deyip de ehli kitap gibi kitabı sadece okuyup laik ve demokratik yaşayanlar. Gelin sizin ve bizin aramızda ortak kelime olan la ilahe illallah da buluşalım. Allah’dan başka itaat edilecek başka ilahlar edinmeyelim. Yalnız Allah’a hayatın tüm alanlarında itaat edelim, yani hayatımızın her alanında Kur’an’a göre yaşayalım. O’na isim ve sıfatlarında ortak koşmayalım, hayatımızda Ondan başkası söz sahibi ve sığınılan olmasın. Hâkimiyet hakkı verip hayatımıza hükmeden ve Allah’dan başka yöneten, sevk ve idare eden rabler edinmeyelim. Hayata hükmedip yöneten rabdir. Bu rabliği Allah’dan başkasına vermeyelim de onlara. Bundan yüz çevirirlerse, ilah ve rab olarak hâkimiyeti Allah’a vermezlerse, onlara deyin ki, şâhid olun ki Müslüman ve mü’min olanlar bizleriz.      

           “Deki şüphesiz ki benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (En’am/162)

           İnsan hayat içinde itaat halindedir. Bu itaati ya yaratıcısı olan Allah’a yapar yada kendisi gibi aciz olan insanın yasa ve fikirlerine yapar. Hâkimiyeti, yani hayatına hüküm belirleyip yönetmeyi Allah’dan başkasına verip yeni rabler edinenlere deki, şüphesiz ben sizin gibi düşünüyor ve yaşamıyorum. Benim itaat ederek ilah kabul ettiğim Allah’ı hayatın tüm alanlarında etkili kıldım. Benim namazımın ölçüsünü O belirlediği gibi kurbanımı ve hayatım içinde her ne yapıyorsam ölçü belirleyen Rab, itaat ettiğim ilah ölüm beni buluncaya kadar âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Hayatıma hükmedip yönetmede ve itaat etmede hâkimiyet hakkı sadece Allah’a aittir. Deki emri hak üzere yaşadığınız hayatı etrafınıza anlatın emridir. Namaz, oruç, hac, kurban gibi itaatlerde Allah’ı Rab kabul ederek itaat edenler, siyasetlerinde hukuklarında ticaretlerinde eğitimlerinde ve hayatın çoğunda itaat işini siyasilere ve din adamlarına yapmaktadırlar.  

           “O her şeyin Rabbi iken O’ndan başka Rab’mi arayayım? Herkesin kazandığı kendinedir. Hiçbir suçlu bir başkasının suçunu yüklenmez.” (En’am/164)

           Rabbimiz akledenlere hükmü açıkça bildirmiş ve Rasulüne bu demesini de emretmiştir. Bugünde her hak üzere olanlara emredilir.  Hayatlarına hükmedecek ve yönetecek Allah’dan başka rab edinenlere deki, bende sizin gibi hâkimiyeti verip hayatıma hükmedip yönetecek Allah’dan başka rab mi arayayım? Oysa O her şeyin yöneten Rabbi iken. Yani her şeyin hükmedip yönetenini bırakıp benim gibi acizlere mi bu hakkı verecek ve rab edineceğim. Siz Allah’dan başka hükmedip yöneten rab edinişseniz yaptıklarınız ve sonucunda kazandığınız günah, ceza ve cehennem kendinizedir. Ben sizin suçunuzu yüklenecek değilim. Bana düşen hatırlatmaktır, her peygamber ve davetçi gibi. Allah’dan başkasına itaat edenler ve itaat edilenlerin her biri kendi kazandığının hesabını verecek ve cezasını görecektir. Ahirette kimse kimsenin günahını yüklenmeyecektir.

           “Onlar hahamlarını (Yahudi din adamlarını), ruhbanlarını (Hıristiyan din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesih’i, Allah’dan başka rabler edindiler.” (Tevbe/31)

           İnsanlar Allah’dan başka siyasi alanlarda hüküm koyan ve yöneten rabler edindikleri gibi, din adına da Allah’ın hükümlerinden başka hükümler belirleyen veya eksilten din adamlarına tabi olurlar ve onları rab yerine koyarlar. Bu ayetin verdiği mesajı Rasulullah (s.a.s.) Adiy bin Hâtim’e söylemiştir. Adiy, onlar din adamlarına rab yerine koymuyorlar, onları Allah’a itaat eder gibi itaat etmiyorlar dediğinde Rasulullah “Toplum, din Adamlarının Allah’ın haram kıldığını helal, helal kıldığını da haram kılmıyorlar mıydı, dedi” Oda evet böyle yapıyorlardı dedi. Rasulullah’da “işte bu o din adamlarına itaattir ve rab edinmektir.” Dedi. Allah’ın hükmünün dışında kim her hangi bir hüküm, fikir, düşünce ortaya koyar ve insanlarda bunu kabul edip itaat ederlerse onları rabler edinmişlerdir. Hıristiyan ve Yahudiler din adamlarına körü körüne tabi olunca müşrik olurlarken İslam toplumunda da aynı haller meydana gelir, fakat bir türlü şirk meydana gelemez. Kutsal ve mübarek topluluk olunca küfür ve şirk onları etkileyememektedir. Aynı bakış ehli kitapta da vardır. Bu konuda da onlara benzemişlerdir. 

           “Demişlerdi ki biz âlemlerin Rabbi olan Allah’a iman ettik, Musa ve Harun’un Rabbine.” (Âraf/121-122)

          Firavun gibi bir zâlimin ve Allah’ın hükmüne karşı hüküm belirleyip hâkimiyeti kendinde gören ve tağutun karşısında hakkı anlayıp Allah’ı rab kabul eden sihirbazlar. Ölümü göze alıp da biz Musa ve Harun’un Rabbi olan Allah’a iman ettik dediler. Toplumun bilmediği bir şeyi sihirbazlar biliyorlardı. Oda sihirle mucizenin farkını bilmeleriydi. Mucizeyi görüp hemen iman ettiler. Allah’a iman ettik demediler de, Rabbe iman ettik dediler. Yani firavuna, sen bizim üzerimizde hükmedip yönetme hakkına sahip olan rab değilsin. Üzerimizde Rab olma hakkı sadece Allah’a aittir dediler.  

           “Deki ben yalnızca Rabbimden bana vahyolunana uyarım. İşte bu Rabbinizden basiretler taşıyan mü’min bir topluluk için hidâyet ve rahmet olan bir mucize.” (Âraf/203)

           Rasule ve her mü’mine hitap eden ve demelerini emreden bir ayet. Hükmeden Rabdir ve ben O’nun hükmüne hayatın tüm alanlarında itaat edip uyarım. Sizin gibi ortada kalıp da kendime hükmedecek ve itaat edeceğim yeni rab ve ilah aramaya ihtiyacım yoktur. Rabbimizin hükmettiği bildirdiği yasalar akleden ve basiret sahibi bir topluluk için hakka ulaştıran, cennet yoluna ulaştıran rahmet, her düşmanı aciz bırakan hükümlerdir. Bu mü’min bir topluluk içindir.  Vahye tabi olmayan toplulukların halleri ortadadır. Bu onların tüm iman edemediklerini de gösterir. Yoksa Kur’an kendisine gereği gibi tabi olanları hakka ulaştırır ve orda da tutar. Rabbimiz hakkı anlayacak basiret vermese kimse iman edemez. Allah’dan başkalarından hidayet ve basiret umanların halleri ortadadır.  

           “Onlara Rabbiniz ne indirdi denildiğinde öncekilerin masalları derler.” (Nahl/24)

           Kur’an geçmişten iki bin beş yüze yakın ayetle geçmişten bahseder. Bugünün insanına göre de bin beş yüz sene önce indirilmiştir. Buda geçmiş bakışı oluşturur nicelerinin bakışlarında. Mekke şirk toplumu bu senin anlattığın geçmişin masalları, öncekilerin dediği ve yaşantıları yani sen bize geçmişin masallarını anlatıyorsun dediler. Bugünkülerde Kur’an bin beş yüz sene önce indi. Bu zamana ve insana, teknolojik gelişmelere yeterli değildir. Yani Kur’an geçmişe indi, geçmişin masalları. Siz vahiyden bahsettiğinizde geç bunları, sen ne zamanda yaşıyorsun, bu zamanda bunlar zor diyenlerin bakışları müşrik bakışıdır veya farkı yoktur. Herken vahy karşısında düşünce ve bakışlarına dikkat etmelidir. Rabbiniz ne indirdi, yani size hükmeden rab kimdir. Hayatınızın her alanında yer ve göklerde hükmedip yöneten Rab olan Allah size kitap olarak ne indirdi. Bundan haberiniz var mı? Var olan bilerek, bilmeyende cahillikle Rabbin hükmünü hayata sokmamaktadır. 

           “Muttakilere Rabbiniz ne indirdi denildiğinde hayır indirdi derler.” (Nahl/30)

           Hayatta itaat etmek konusunda hassas olan, vahye uyma çabasında olan, Rabbin rızasından uzak kalma endişesi taşıyan muttakiler ise Rabbimiz dünya ve ahret için doğruya ulaştıracak olan hayır indirdi dediler. 

           “Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğüt ile davet et. Onlarla güzel şekilde mücâdele et. Rabbin sapanları ve hidayette olanları bilir.” (Nahl/125)

            Hükmeden, vahyi gönderen Rabdir. Davet yapan mezhebine, bulunduğu topluluğa ve hocasına değil de Rabbin yoluna, Kur’an’ın belirlediği hak olan yola davet et emredilir. Davet edeceğin bu yolu ve nasıl davet edeceğini o yolu belirleyen Rabbindir. O’da yoluna insanları hikmetle, bilgiyle, doğru anlatımla, güzel bir söz ve öğüt vererek davet et emreder. Davet ettiklerinle tartışma yapma, güzel bir mücadele ile yap. Senin işin hakkı anlamalarını sağlamak, hidayet etmek değildir.  Çünkü Rabbin kimin saptığını ve doğru yolda olanları bilir. Sen davetine bak emredilir. Hidayet bizim elimizdedir.

           “Sen Kur’an’da Rabbini tek olarak andığında arkalarını dönüp nefretle kaçıp giderler.” (İsrâ/46)

           Her topluluk kendisine hükmeden, emreden ve itaat ettiklerini överler, gündemlerinde tutarlar ve severler. Sürekli onları anlatırlar, yaptıklarından ve kerametlerinden bahsederler. Sen de Rabbinin hükmü olan Kur’an’dan bahsedersin. Vahyi sürekli gündemde tutarsın. Hayata hükmetme hakkını Rab olarak sadece Allah’a verilmesi gerektiğini, hâkimiyetin sadece Allah’a ait olduğunu bildirirsin. Bunun karşısında onar gerçek hakkı duymak istemeyin kaçışırlar. Duyma istemezler. Çünkü kendi sapmaları açığa çıktı ve duymak ve dinlemek istemezler. Allah’ın Rabliğini siyasilere ve din adamlarına verdiklerinden hakkı duymak istemezler.

           “O Allah benim Rabbimdir ve ben hiçbir şeyi Rabbime ortak koşmam.” (Kehf/38)

           Allah’u teâlâ benim hayatıma hükmedecek ve yöneterek terbiye edecek olan Rab O’dur. Ben sadece O’nu hükmeden Rab edinirim ve O’na hiçbir güç sahibini, emredeni yöneteni ortak kılmam. Allah’a hükmedip yönetme hakkı olan Rablikte ortak kılarak şirk koşmam de, diye emreder. Sizin siyasi ve din adına belirlediğiniz ve itaat emrettiğiniz sahte rab ve ilahlara ben itaat etmem ve kabul etmem. 

           “Ben sizin en büyük rabbinizim dedi.” /Nâziat/24)

           Tarihe sapmada, haddi aşmada damga vurmuş, kıyamete kadar gelecek her haddi aşmış ve tağut olmuşlara ibret olsun için firavundan bahseder. Mısır da hâkimiyet kayıtsız şartsız bana aittir deyip insanları kendi yasalarıyla yönetmeye kalkarak rablik iddia etmişti. Kendisini Mısır’ın sahibi görüp istediği yasalarla yöneterek rab gördü ve yalnız kendi yasalarına itaat edilmesini isteyerek ilahlığa kalkışmıştı. Rabbimiz “Ben sizin Rabbiniz değimliyim” derken, firavun topluma akıl ve iradelerini kullanmalarına müsaade etmeyip “Ben sizin en yüce rabbinizin” dedi. Toplumda mecburen kabul etmek zorunda kaldı. Bugünde kendilerini bulundukları yerlerde hâkim ve sahip görenler, hükmetme hakkını ve yönetme hakkını kendilerinde görerek rablik iddia ederler. Kur’an’ın geçmişten bahseden ayetlerine tarih gözüyle bakanların bakışlarında firavun, tağut ve rab kavramları anlaşılmayacaktır. 

           “Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbi Allah’a aittir.” (Şuara/127)

           Her peygamberin toplumlarına dediklerini her davetçide bu bakışta olarak diyecektir. Benim size yaptığım davetini hakkı hatırlatmamın karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Zaten bunun karşılığını veremezsiniz. Benim hakkı davet etmemin karşılığını ancak hakkı gönderen ve hiçbir karşılık beklemeyen Rabbim verir. Hakkı gönderen Rab olan ancak o hakkı hatırlatana bunun karşılığını verir. 

           “Deki, insanların Rabbine sığınırım.” (Nâs/1)

           İnsan aciz ve muhtaç yaratılmıştır. Bundan dolayı birilerine sığınmak, güvenmek ve itaat etmek zorundadır. Ya Allah’a güvenip sığınacak onu veli edinecektir. Sığınılan emretme ve güven verme gücüne sahip olandır. Emreden, hükmedip yönetendir. Buda rabdir. Allah’dan başkalarına din adına ve siyasi alanlarda hükmetme ve yönetme hakkı vererek Allah’dan başka rab edinenlere deki, ben hâkimiyeti, hayatıma hükmetme ve yönetme hakkını güvenip sığınarak sadece Allah’a veririm. Sığınılan velidir. Veli edinilen emredip yöneterek vâli olur. Hükmedip yöneten vâli, onları emretmek ve yönetmekle rableri olur. Bu hak sadece Allah’u teâlâ’ya verilir. 

           “Ben onlara sadece benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında olduğum müddetçe onların üzerine şahittim. …” (Mâide/117) 

           Her insan dünyada yaşadıklarının ve vesile olduklarının hesabını Rabbine verecektir. Peygamberler dâhil ne anlattıklarının ve nasıl bir yol bıraktıklarının hesabını rabbine verecek ve toplumlarıyla birbirlerine şâhid tutulacaklardır. Hz. İsa’da kıyamet günü Hıristiyanların sapmasının hesabını rabbin everiyor. Ya da Rabbimiz ondan sonra sapanlarında hesabını hz. İsa’ya soruyor. Hz. İsa, ben onlara benimde hayatıma  hükmedip yöneten sizinde Rabbiniz olan Allah’a itaat edin, hakimiyeti sadece Rab olan Allah’a verin diye bildirdim der. Âhirette olacak olan bu hadiseyi Rabbimiz kitabında bugünün insanına bildirmektedir. Peygamberim hesap verecek, siz de nasıl bir davet yaptığınızın hesabını vereceksiniz buyurur. Hz. İsa, ben aralarındayken Rab olarak sadece sana hâkimiyeti vermişler ve itaat ederek de sadece seni ilah iliyorlardı, bende buna şahittim der. 

          “Dualarının sonu hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a’dır.” (Yunus/10)

           Dünyada sığınma, yardım isteme, itaat etme, hükmetme ve yönetme işini sadece Rab olarak Allah’a verenlerin âhirette ve cennette âlemlerin Rabbi olan Allah’a olacaktır. Dünyada itaat ederek, güvenerek övüp yücelttiklerini yani hamd ettikleri Rablerine son hamdlerini, son övme ve yüceltmelerini cennete Rablerine yapacaklardır. Bu Hamdi hak edenler dünyada Rabbi sadece övüp yüceltenler, itaat edenlerdir. İtaat edilen mutlak övülmüştür. İtaat; sevginin, değer vermenin sonucudur. Kime yapılırsa övme de onadır. 

  • Halife

    Halife

       Halife: arkadan gelen, zaman itibariyle başkasının ardından gelerek onun yerine geçen, birini temsil eden, onun yerine geçendir. 

           Rasulullah (s.a.s.) ilk İslam devlet başkanı, sonradan gelen her devlet başkanı bir öncekinin yerini aldığından halifedir. Ayrıca insanları temsil edip işleri düzenleyendir. İnsan da yeryüzünün sorumlusu ve kendisinden önceki insanların yerine o yerde sorumlu halifedir. Her insan bir öncekinin hak yada batıl yollarının devamlılığını sağlayan devam ettiren halifedir. Bundan dolayı önceki selef olanlar sonraki haleflerine nasıl bir yol bıraktıklarından sorumludurlar. Ha ya da batıl yolun devamlılığını sağlamışlardır. Yerlerine geçen halefleri de onların izinden gitmektedir. Müşriklerin “Biz atalarımızı bulduğumuz yola tabi oluruz.” (Bakara/170) Dedikleri gibi, her halife bulunduğu zaman ve yerde öncekilerin yolundan gider. 

           “Hani Rabbin meleklere ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti.” (Bakara/30)

           İnsan Rabbimiz tarafından yeryüzüne sorumlu halife kılındı. Yaratılan insan vazifesi halifeliktir. Emrine verilen yeryüzünün sevk ve idaresinden sorumludur. İnsan olana düşen kendisini halife kılan Rabbine kayıtsız şartsız hâkimiyeti verip O’nun yasalarına göre yaşaması ve yönetmesi yaraşır. İnsanlıktan çıkanlar yaratan ve kendini halife kılan Allah ile hükmetmede hâkimiyet yarıştırmaktadır. Sonuçta da insanlığın geldiği noktada ortadadır. 

           “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan O’dur. Size verdiklerinde sizi sınamak için kiminizi kiminize derecelerle üstün kıldı. …” (En’am/165) 

            Rabbimiz insana kendisini yeryüzüne halife kıldığını hatırlatır. Halife kılınan insan Rablerinin verdikleriyle sınanmak ve denenmek birbirinden derecelerle üstün kılındı. İnsana verilen her şey imtihan aracıdır, övünme aracı değildir.  Her insan bir önceki selefin ardından o yerde halifelik yapar. Yani önceki halifenin yerini alıp imtihan olunur. 

           “Onu yalanladılar. Bizde onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Onları yeryüzünün halifeleri kıldık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Uyarılanların âkibetinin nasıl olduğuna bir bak.” (Yunus/73) 

           Her dönemde Rabbimiz toplumlara imtihan olsunlar için mal, mülk, makam vermiştir. Zamanla insanlar verilenleri kendine mal eder. Ve onlar üzerinde hükmetmeye ve yönetmeye kalkarlar. Nuh kavmi de verilenlerle haddi aştılar ve Rabbimiz onlar hz. Nuh’u uyarıcı olarak gönderdi. 950 yıl hz. Nuh’u yalanladılar ve o kadar yılda geçse gazap onları yakaladı. Onların yerine Rabbimiz gemide kurtulanları yeryüzünün halifeleri yaptı. Dün az ve güçsüz iken şimdi yeryüzünün tamamı onların oldu. Bugün sapanların yolundan giden, onlar gibi hâkimiyeti insana, kendilerine verenler onların akibetlerine bakmamaktadırlar.

           “İçinizden bir adama sizi uyarması için Rabbinizden bir zikir, hatırlatma gelmesine mi şaşırdınız. Hatırlayın, hani sizleri Nuh kavminden sonra halifeler kılmış, yaratılışta genişlik ihsan etmişti. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” (Âraf/69) 

           Gemide kurtulan insanların nesilleri de zamanla bozuldu. Ad kavmi de bulundukları yerde Nuh kavminden sonra o yerde halife oldular. Güçlerine güvenip haddi aştılar ve gazap da kaçılmazdı. Sapan her kavim gibi hakkı hatırlatan peygamberi ve davetçileri yalanladırlar. Nimeti verenin Allah olduğunu unutan insan halife kılındığı yerde kendini mülkün sahibi mâlik ve yöneten melik görmektedir. 

          “Hatırlayın, hani Allah Ad kavminden sonra sizi halifeler kılmış ve yeryüzüne yerleştirmişti. …” (Âraf/74)

           Halife, kendinden öncekilerin yerine geçendir. Ad kavminden sonra da yeryüzünde güç ve iktidar verilen Semud kavmi de halife kılındı ve onlarda verilenlerle haddi aşıp saptılar. Rabbimiz onlara da peygamberleriyle halife olduklarını hatırlattı.   

           “Yeryüzünde sizleri halife kılan odur. Kimde küfre saparsa kendi aleyhine küfre sapmış olur. Kâfirlerin küfrü Rableri katında Allah’ın azabından başkasını artırmaz. Kâfirlerin küfrü hüsrandan başka bir şeylerini artırmaz.” (Fâtır/39) 

           Hiçbir insan yeryüzüne gelme ve sorumlu olma hakkına sahip değildir.  Halifeliğini Allah adına yapmayan, verilenleri kendine mal eden Allah2ın iradesinin üstüne kendi iradesini geçirip hükmeden, Allah2ın hükmü olan Kur’an’ın yerine kendi yasalarını, hevâlarından uydurduklarını geçirenler. Hakkın üstünü örtmüşlerdir hakkın üstünü örtmek küfürdür. Rabbimiz kim küfredip kafir olursa kendine sapmıştır. Hâkimiyeti kendilerinde görerek sapanlar Rablerinin gazabının kendi üzerlerine artırmışlardır. Allah’ın hükmünün üstüne kendi hükümlerini geçiren kâfirler âhiiret noktasında hüsranlıklarını artırmışlardır.

           “Sonra nasıl amel edeceğinizi görmek için onların artından sizleri yeryüzünün halifeleri yaptık.” (Yunus/14) 

           Her insan halife olarak nasıl amel edeceği belli olsun için bir önceki halifelerin yerine getirilmiştir. Kimse bulunduğu yere kendi arzusuyla gelemez. Rabbimiz her insanı bulunduğu yere insanı kulluk yapsın için göndermiştir. Davetçi olanların önce insanlara yeryüzünde halife oldukları ve Rableri tarafından seçildiklerini bildirmelidir. Her insanında halife olduğunu bilme hakkı vardır. Her inanç sahibi kendinden sonra o yerde halife olan nesillere kendi inancını öğretir ve yaşaması için mücadele eder. Dolayısıyla öncekiler sonrakilere nasıl bir yol bıraktıklarından sorumludurlar. Sonrakilerde öncekilerin yollarını araştırmalı, sorgulamalı öncekilere körü körüne değil de delillerle hareket etmelidirler.  Hakta olup olmadığına bakmadan atalarımızı, öncekileri bulduğumuz yola tabi oluruz bakışı müşrik bakışıdır. 

           “Ey Dâvut! Seni yeryüzünde halife kıldık. İnsanlar arasında hak ile hükmet. Sakın hevâya uyma. Yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Hiç şüphesiz Allah yolundan sapanlara hesap gününü unuttukları için çetin bir azap vardır.” (Sâd/26)

           Her idarecide insanların sevk ve idaresini üzerlerine aldıklarından onlar üzerinde halifedirler. Rasullerin yolunda olan idareciler İslam halifesi, hâkimiyeti kendilerinde gören idarecilerde Nemrut ve Firavunların yolunda olan bâtıl halifelerdir. Rabbimiz hz. Dâvut’a seni bulunduğun yerde idareci olarak halife kıldık. Ve insanlar arasında hak ile hükmet diye emreder. Hak ile hükmeden halifeler Allah adına iş yapmışlardır. Peygamber olan hz. Davut’a bile Rabbimiz insanlar arsında hak ile hükmet ve hevâna uyma diye emreder. Peygamberine dahi hevâna uyma emri! Hevâna uyma, yani hâkimiyeti kendinde görme emri. Hevâsına uymanın haktan sapma sebebi olduğu, hak ile hükmetmemenin sapma sebebi olduğu bildirilmiştir. Bunlara çetin bir azap beklediği bildirilmiştir. 

           “(Olar mı daha hayırlıdır, yoksa) dua ettiğinde darda kalmışın duasına icabet eden, kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan Allah mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Ne kadarda az öğüt alıyorsunuz.” (Neml/62)

  • Vekil

    Vekil

    Vekil: İşinin görülmesini başkalarına havale etmek, işin güvenilip havale edildiği kimsedir.  Bütün yarattıklarının işlerinin görülmesinde güvenilip dayanılan, tam yeterli olandır. Kur’an da on dört yerde vekil gelir. On ayette Rasulullah’ın zor kullanma ve insanların kötü davranışlarına kefil olamayacağını bildirir.  Kırk civarında ayette tevekkül l kullanılır. İbn Cevzi, vekil Kur’an da koruyan, rab, zor kullanan, her şeyden haberdar olandır der. Vekil kılınan her noktada işlerin yönetimi için kâfi görülmüştür.

           “Kendisi için ölümün söz konusu olmayan ebedi hayat sahibine güvenip dayan.” (Furkan/58)

           Vekil, güvenilip hayatın sevk ve idaresi teslim edilendir. Güvendiğiniz ihtiyacınızı karşılayacak güçte olmalıdır. Vekil kılıp güvendiğiniz için ölümün olmaması gerekir. Güvendiğiniz dağlara her an kar yağabilir. Rabbimiz Rasulüne ve her inanan kişiye, kendisi için ölümün olmadığı ebedi hayat sahibi olan Allah’a güvenip dayan. O’nu kendine vekil kıl emreder. Siyasi ve din adına dünya ve ahretleri için güvenip Allah’dan başka vekiller kılanlar onlarda güç var kabul etmişlerdir. Kur’an da bildirilen nice güç sahiplerinin vekil kılınıp yok olup gittiklerini bildirir. Bugünküler bunlardan ibret almadıkları gibi üzerlerine de almazlar. Kendileri gibi ölümlü ve her an elindekiler yok olacak olanlara bel bağlarlar. Bu aslında Allah’ı hakkıyla tanıyamamanın bir sonucudur.  

           “Rabbin sana vekil olarak yeter.” (İsrâ/65)

           Kâinata ve insan hayatına hükmeden, hâkimiyet elinde olan ve yöneten Rab olan Allah’a güvenip hayatın için hükmetme hakkı ver. Hükmüne güvenip hayat teslim edilecek vekil sadece Rab olan Allah’u teâlâ’dır. Vekil kılınana güvenilmiş, güvenilene ise sığınılmış, sığınılandan da yardım beklenmiştir. İnsanlar vekil kıldıklarından yardım beklemektedir. Kimse kimseyi dünyada ve âhirette yardım göreceğini düşünüp şefaatçi bilerek boşuna vekil kılmaz.  

           “Göklerde ve yerde her ne varsa Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.” Nisâ/132)

           Göklerde ve yerde tek yaratan, tek hükmeden ve yöneten vardır. Her yarattığının tek sahibi ve sevk ve idare eden melikidir. Yer ve göklerin tek sahibi Mâlik, yöneten  Melik olan Allah’u teâlâ’ya ancak güvenilip vekil olarak hayat teslim edilir. Vekil kılınana emretme ve yönetme hakkı verilmiştir. Bu ancak yer ve göklerin sahibine verilir. Sadece O’na tevekkül edilir. İnsanlar siyasi alanlarda vekil kıldıklarının yerde güç ve kuvvet sahibi olduklarını düşünürler. Din adına da gavs ve kutup edindiklerini yerde ve göklerde tasarrufta bulunduklarını istediklerini yapabileceklerine inanırlar ve güvenip dünya ve sonsuz âhiret hayatlarını onlara teslim ederler.  Hem dünyada hem de ahrette istediklerine kavuşacaklarına inanırlar bu inanç Allah’dn başka onları vekil kılmaya sevk eder. Allah dilerse bunları yapamazlar mı diyerek de dinden delil göstermeye kalkarlar. Oysa Rabbimiz güvenip dayanacağın vekil olarak Allah yeter buyurur.  

           “İşte Rabbiniz olan Allah budur. Ondan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O’na kulluk edin. O her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am/102)

           Rabbimiz ayetiyle mü’min ve Müslüman olana ölçüyü bildirmiştir. İşte Rabbiniz Allah budur. Hâkimiyet elinde olup, hükmeden ve yöneten, sevk ve idare etme hakkı olan Rab sadece Allah’u teâlâ’dır. Hükmeden ve yöneten Rab sadece Allah c.c. ise itaat edilip ilah kabul edilme hakkı da sadece O’na aittir. Çünkü O’ndan başka itaat edilip övülecek ilah yoktur. Rab ve ilah kabul edilecek olan her şeyin yaratıcısı olmalıdır. O da sadece Rabbimizdir. Sadece O’na kulluk edin, hayatınızda teslimiyet ve itaatleri sadece O’na yapın. Çünkü O, her şeyin üstünde güvenilip dayanılacak ve hayatın sevk ve idaresi teslim edilecek vekil O’dur.  

           “Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab/3)

           İnsan acizdir ve birine güvenip dayanmak zorundadır. İnsana bu vasıf verilmese Allah’a da güvenip hayatını teslim edemez. İnsana düşen verilen akıl ve iradeyi kullanarak asıl güvenilecek olan, ölüm ve elindekiler yok olmayan yaratıcısına teslim olup güvenerek vekil kılmalıdır. Ayet Rasulullah’a ve tüm inananlara Allah’a ve O’nun yasası olan kitaba güvenip hayatını teslim etmesini emreder. Güvenilecek vekil olarak da Allah’ın yeterli olduğunu bildirir ki, kişi başka güveneceği merci, makam sahibi aramasın. Kur’an da bunca hatırlatmalara rağmen İslam adına Allah’dan başka siyasi ve din adına bunca güvenilip vekiller seçilmesi, hayatların onlara ve hükümlerine ve fikirlerine teslim edilmesi akıl alır değildir. 

           “Kâfirlere ve münâfıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Ahzab/48)

           Mü’minler hayatlarının tüm alanlarında Allah’a itaat ederken mutlak olarak Allah’ın hükmünün üstüne kendi hükümlerini geçirip kâfir olanlardan ve kâfir olup Müslüman gözüken münâfıklardan sıkıntı ve eziyet göreceklerdir. Müslüman gibi görünen hakkın üstünü örten kâfir ve münâfıklara ve onların hükümlerine ve fikirlerine itaat etme. Yalnız Allah bu konuda güvenip dayan. Tevekkülün yalnız O’na olsun. Çünkü güvenilecek vekil olarak Allah yeter. 

           Allah’dan başka hayatlarının tüm alanlarında hükmeden Rab, yöneten melik, sığınılıp ve yardım istenilen veli, güvenilip hayat teslim edilecek vekil kılanları temize çıkartılamayacağını, yardım edilemeyeceğini ve kurtuluş vaadinde bulunulamayacağını Rabbimiz Rasulüne ve tüm inananlara bildirmiştir. 

           “Allah’ın dışında veliler edinenler ise, Allah onları gözetleyicidir. Sen onların üzerinde vekil değilsin.” (Şûra/6)

           Allah’dan başkasından siyasi ve din adına yardım isteyen ve bekleyen, sığınan koruyup gözeten kabul edenler ve emredip yöneten kabul ederek onları veli ve vâli edinenleri Allah her yaptıklarını gözetlemektedir. Her yaptıkları kayda alınmaktadır. Ne amaçla yaptıklarını bilmektedir. Sen onların üzerine güvence verecek, koruyacak, şefaat edecek vekil değilsin. Benim azabımdan onları kurtaramazsın buyurur Rabbimiz. Herkes Allah katında yaptıklarından sorumludur, kimse kimseye bu konuda kurtuluş garantisi veremez. Rasulullah’ın (s.a.s.) kızına veremediği gibi bunu herkes söyler, fakat garanti vermeler havada uçuşur. Peygamber kimseye garanti veremezken başkalarının vekil olma garantileri ancak aldatmacadır. 

           “Hevâsını ilah edineni gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın.” (Furkan/43)

           Hevâsını ilah edineni gördün mü? Hayatı için kendi hüküm koyanı, fikir ve düşünce belirleyeni, hevâsından konuşanı ve sonra bunlara göre yaşayan ve itaat edeni. Allah’ın hükmünün dışında hükmeden rab, o hükümlere itaat edenler onları ilah edinmiştir. Her insan iradesi hevâdır. Hâkimiyeti kendinde gören hevâsına uymuştur. Hâkimiyeti kendinde gören ve o yasalara uyarak itaat edenlere sen mi, kurtuluş güvencesi ve yardım etme garantisi vereceksin. Benimle hudud yarıştıran ve baş kaldıranları benden sen mi kurtaracaksın buyurur Rabbimiz. Akleden  mü’minlere. Kimse Allah ile hâkimiyet yarıştıran ve hükümlerine itaat edenleri temize çıkaramaz, yaptıklarını masum gösteremezler, yani onlara vekil kılınmamışlardır.  

           “Şüphesiz benim kullarım. Senin onlar üzerinde zorlayıcı bir gücün yok. Vekil olarak Rabbin yeter.” (İsrâ/65)

           Rabbimiz peygamberine ve tüm davetçilere, davetlerinin ve hatırlatmalarının sınırını bildirmiştir. Bunlar benim kullarım, sende onlar üzerine hatırlatıcısın. Zorba değilsin, zorla kabul ettirme hakkın yok buyurur. Zorla hakkı kabul ettirmeye kalkma, hakkı anlamalarını sağla ve onları benimle baş başa bırak. Çünkü güvenilecek ve hidayete ulaştıracak vekil benim. Kurtuluş güvencesi ancak ben verebilirim. Yani vekil olan benim buyurur Rabbimiz. 

            “Sizi en iyi Rabbiniz bilir. Dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Biz seni onlara vekil göndermedim.” (İsra/54)

          İnsanlara deki sizi en iyi Rabbiniz bilir. Ne yaptığınızı, ne amaçla yaptığınızı, kime sığındığınızı ve güvendiğinizi en iyi Rabbiniz bilir. Yaptıklarınızın karşılığında kime güvendiğinizin ve sığındığınızın karşılığında, hâkimiyeti kime verdiğinizin karşılığında dilerse size azap eder, dilerse merhamet eder. Ahrette yardım edip azap ve ceza verme hakkı sadece O’na aittir. Rabbimiz, Rasulüne ve tüm davetçilere sadece davet etmeleri gerektiğini, onlara Allah’ın dışında yardım etmeye, güvence vermeye yetkili olmadıklarını bildirir. 

           “Eğer Allah dileseydi onlar şirk koşmazlardı. Biz seni onlar üzerine gözetleyici kılmadık. Onlara vekil değilsin.” (En’am/107)

           Hidayeti kendinde gören, biz olmazsak din anlaşılmaz ve saparsınız diyenlere, o zaman istediğinizi şirkten kurtarın. Rabbimiz eğer ben dilersem onlar şirk koşmazlardı. Yani zorlama yapsak akıl ve iradelerine müdâhil olsam onlar şirk koşmazlardı buyurur. O zaman sen onlar illaki mü’min olsunlar diye zorlayacak mısın? Ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar, ne düşünüyorlar, işleri nasıl, ahlakları, komşulukları, akrabalıkları nasıl diye onları gözetleme hakkın yok. Gizliliklerini kimsenin araştırma diye her davetçiye emredilir. Çünkü sen onlara kurtuluşları ve yardım edecek olan vekil kılınmadın. Kimse kimsenin bekçisi, gözetleyicisi değildir. Toplumu hakka davet, mü’minlere nasihat etmek ve gizliliklerini Rableriyle baş başa bırakmak gerekir.  

           “De ki; ben üzerinize vekil değilim.” (En’am/66)

           Her insan akıl ve irade sahibidir ve yaptıklarından sorumludur. Peygamberde olsa kimse kimsenin kurtarıcısı, koruyucusu, yardım için güvence veren vekili değildir. Bunu da kimse din adına ve siyasi alanlarda bir başkasına garanti edemez. Garanti verene ve bekleyene deki, insan başka insan üzerinde vekil olamaz.  

           “Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık. Sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı (vekil) bulamazdın.” (İsrâ/86) 

           Mü’minler hakka tabi olmazlarsa, hakkı hatırlatıp davet etmezlerse, Allah c.c. ilmi onlardan çekip alacaktır. Rasulullah’a Rabbimiz dileseydik biz sana verdiğimiz ilmi, vahyi tamamen ortadan kaldırırdık. Bu konuda da sana kimse yardım edemez, benden başka kimse vahyi sana ulaştıramaz.  Hakta kalmak için ilim olmadan kimse sana yardımcı ve güvenilen vekil olamaz buyrulur. Bugün her mü’min ellerlindeki vahyin değerini bilmelidir. Zihinlerden ve raflardan ilim kalkmasa da kalplerden kaldırılır, Allah’dan başka kimse de onu tekrar kalbimize sokamaz. Rabbimiz vahyettiği eski kitapların korumasını üzerine almadı ve vahyin çoğu yok oldu. İslam ümmetinden de ilmi Allah c.c. çekip aldı. 

           Osmanlının dağılmasıyla da İslam toplumundan ilim âlimlerin ölmesiyle alındı. Şimdi ise tekrar hakka tabi olma gayretinde olanların vesileleriyle tekrar zihinlerden kalplere inmeye başladı. Hasiste Rasulullah (s.a.s.) “ Allah ilmi içinizden çekip almaz. Ancak âlimlerin ölmesiyle çekip alır ve geriye cahilleriniz kalır. Onlara fetva sorulur, onlarda kendi görüşlerine göre fetva verirler. Hem kendilerini ve hem de sizi saptırırlar.” (Buhâri- Müslim) Bir asırdır İslam toplumundan vahy çekip alındı. Zihinlerden alınmasa da nicelerinin kalplerinden, akletmelerinden alındı. Kitabın vekil olup koruyanı Rabbimizdir. Kalplerdekinin korunması kişinin kendi tercihine bırakılmıştır. Çünkü herkes tercihlerinin karşılığını görecektir. 

  • Kelimeler ve Kavramlar Bölümüne Giriş

    Kelimeler ve Kavramlar Bölümüne Giriş

    Son yüzyılda İslam toplumunda en büyük problemi kelimelerin bilinmemesi, bilinip de kavranmaması veya kavramların içinin boşaltılmasıdır. Allah’ın isim ve sıfatlarını bilmeyen, ezberleyip de içeriğinden habersiz olan, bugüne verdiği mesaja bakmayan topluluklar ortadadır. Şirk nedir, tâğut nedir, küfür ve kâfir nedir, ilah ve rab nedir, veli ve vekil nedir, cihat nedir, şehit ve şâhit nedir gibi nice kelime ve kavramların içiriği bilinmemektedir. Bunlar kelime olarak bilinse de içerdiği mana bilinmemektedir. Kelime kavramlara her topluluk kendilerine göre yorumlar getirmektedir. Nice kelime ve kavramlar toplumun anlayacağı hale getirilmemiş veya içeriği anlatılmamaktadır. Son yüzyılda dilin değil de kavramların içinin boşaltılması asıl sapmaya sebep olmuştur. Çoğu kavram da hiç gündeme getirilmemektedir. Getirenler fitneci görülmektedir. Bunu diyenlerde din adamı geçinmektedir.  

           Ehli kitabın dini saptıran din adamları gibi, dini kendi tekellerinde gören ve menfaatçi olan bu güruh makam ve maddiyat kaygısıyla toplum ile kitabı bir araya getirmezler. Din adına konuşurlarsa da istedikleri kadar ve anlatmak zorunda kaldıkları için bazı kavramlara değinirler. Allah’ın hükmünü hayattan kaldırıp kendi hevâsından yasa belirleyen tağutu, topluma şeytan diye tanıtan veya tağut üç bin sene önce yaşamış firavundu bakışı verirler. Müşrik denilince topluma İslam öncesi müşrik Arapları tanıtan, kâfir denilince de ehlikitabı gösterirler. Sadece ibadet ve ahlaktan dem vuran bu güruhun gündeminde Mekke’nin konusu iman ve Medine’nin gündemi devlet yönetimi yoktur. Bunlarla ilgili kavramlar gündeme alınmaz, bugün için değerlendirilmez. Akıllarınca bunlar Rasulullah’ın (s.a.s.) zamanındaydı mesajı verirler. Toplumu da ne denli saptırdıkları hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız kimlere verdiklerinden bellidir. En azından kişinin imanını koruyacak kelime ve kavramların bilinmesi esastır. Mekke şirk toplumunun bildiği nice kelime kavramların içeriğini bu günün ben Müslümanım diyenleri bilmemektedir. Sonuçta da âdeten bir din yaşanmaktadır.