İlah

İlah: İtaat ve kulluk etmek, gönülden bağlanmak, sığınmak, yüceliği karşısında hayran olunan, çok sevilen ve övülendir. 

       Yeryüzüne halife olarak gönderilen insan birine sığınmak ve itaat etmek zorundadır. Rab hükmedip yöneten, İlah da Rab olanın hükmüne itaat etmektir. Allah’ın hükmünün yerine bir veya birçok hüküm, fikir, görüş ortaya koymak rablik iddia etmek, onlara göre hayatı düzenlemekte itaat etmek ve ilah edinmektir.

       “De ki, insanların İlâhına sığınırım.” (Nâsa/3)

        Her insan acizliğinden dolayı birine sığınıp itaat edecektir. Gücü ve kuvveti kimde görür ve bilirse ona itaat edecektir. Allah’dan başkasına hükmetme hakkı verip onların hüküm, yasa, görüş ve fikirlerine itaat edenlere deki. Ben sizin itaat ettiğiniz Allah’dan başka ilahlara itaat etmem, onların hükümlerine göre yaşamam. İnsanın bedeni, yer ve göklerde her ne varsa ilah olarak Allah’a itaat eder.  İnsanların darda kaldıklarında itaat etmek zorunda kaldıkları ilah’a ben her halde itaat eder ve sığınırım, de onlara.

       “Allah’dan başka ilah edinme. O’ndan başka ilah yoktur.” (Kasas/88)

       Allah’dan başkasına itaat ederek ilah edinme emri insanın bir şeye itaat etmek zorunda olduğunu gösterir. Topluluklara, kalabalıklara aldanıp da Allah’dan başkasına itaat edip, övüp severek ilah edinme, çünkü ondan başka itaat edilecek ilah yoktur. 

       “O göklerde de yerde de İlah olan bir Allah’dır. O yegâne hüküm ve hikmet sahibidir. Her şeyi hakkıyla bilir.” (Zuhruf/84)

       Kendilerine itaat edilsin için niceleri mücadele ederler. Oysa göklerde her ne varsa ve yerde de her ne varsa itaat etmek zorundadır. İnsanın bedeninde var olanlar yaratıcıları olan Allah’a ilah olarak itaat ederler. İnsan aklını, irâdesini vicdanını, sevgisini, nefretini kullanmak zorundadır. Gözünü açınca görmek, işitmek, gibi nice şeyleri kullanmak zorundadır. Bunları kullanmak yaratan Allah’a itaattir, onu ilah kabuldür. İnsan istemese de, istese de yaratıcısı olan Aiiah’a itaat ederek ilah edinmek zorundadır. İnsana hükmeden, yer ve göklere hükmeden ve hükmü hikmetli olup fayda sağlayandır.  

       “Eğer Allah’dan başka ilahlar olsaydı yer ve göklerde, muhakkak ki ikisi de harab olup gitmişlerdi.” (Enbiyâ/22)

       Yer ve gökler yaratıldığından bu yana düzeni bozulmadan devam ediyorsa, bu tek yasa belirleyen Rab ve tek itaat edile ilah oluşunun göstergesidir. Yeryüzünün sevk ve idaresi insana verilince insan hükmetmeye kalkıştı ve yalnız kendi yasalarına itaate zorladı. Sonuçta da yeryüzünün geldiği sapma ve zulüm ortadadır. Allah ile hâkmiyet yarışına giren haddi aşıp tağut olanlar kendilerine insanları itaate zorlayıp kendilerini ilah yerinde görürler. İnsanlar bunları savunup, destekleyerek itaat ederler. Bu onları gerek din adına gerekse de siyasi alanlarda ilah edinirler. İnsan biraz akletse yer ve göklerdeki düzenin bozulmamasının sebebini bir tek ilaha itaat edildiğinden dolayı olduğunu. Düzelmek içinde insanların bir tek ilah olan Allah’a itaat etmeleri gerektiğini anlayacaktır.   

      “Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri dinde şeriat yapan ortakları mı var?” (Şurâ/21)

      İnsan hayatı için hükmeden Rab sadece Allah’dır dolayısıyla da itaat edecekleri ilah da sadece O’dur. Allah’ın hükmünden başka siyasi ve din adına  hüküm belirleyenler edinirler. Rabbimiz, yoksa onların Allah2ın izin vermediği nice meselelerde dinden diye hükmedecek, şeriat belirleyecek ortakları mı var? Allah’ın haram dediğini helal, helal dediğini de haram yapacak ve onları yayanları desteklenileceğinin vacip olduğunu dinden olduğunu dine uygun olduğunu belirleyecek ortaklarımı var. İslam’la demokrasi ve laikliği beraber yaşanılacağının dine uygun olduğunu belirleyecek ortakları mı var? Buyuruyor Rabbimiz. Bunlar onları ilah edinip itat ediyorlar, bunu Allah mı emretti demeye getiriyorlar. Ya da Allah’u teâlâ bunun dinden olduğunu mu bildirdi. Hak ile b3atılı beraber yaşanılacağından razı mıdır, de onlara. Rabbimiz böyle bir yaşantıdan razı olmadığını bildirir akledenlere. 

       “Hevâ ve hevesini ilah edineni gördün mü? Şimdi onun üzerine sen mi vekil olacaksın?” (Furkan/43)

       Allah’ın hükmünün dışında hüküm koyan, fikir belirleyen, düşünce ortaya koyanlar kendilerini dinde ölçü koyan belirlemişlerdir. Bu rablik ortaya koyaktır. Bunlara itaat edip hayatı düzenlemek onları ilah edinmektir. Hâkimiyeti insana ve kendisine vermek ve o hükümlere itaat etmekle kendini ve hevâsını ilah edinmektir. Şimdi sen Allah ile hâkimiyet yarıştıran, kendi hevâsından yasalar ve ölçüler belirleyenleri temize çıkaracaksın, hakta olduklarını söyleyeceksin, ahrette şefaat garantisi vereceksin. Bana düşman olanları sen mi benden kurtaracaksın. Vekil ve kefil olacaksın. Önce Rasulullah’ı (s.a.s.) uyaran bu ayet, bugünün din adına konuşanlarına sanki uyarı olmamakta, ayetin mesajını kendilerine tehdit kabul etmektedirler. 

       “Allah, iki ilah edinmeyin, O tek İlah’dır. Onun için yalnız benden korkun.” (Nahl/51)

       Rabbimiz yarattığı kulunu iyi bilmekte ve yaptıklarından dolayı âhirette pişman olacağını da çok iyi bilmektedir. Bundan dolayı insanı ayetleriyle, imtihanlarla, sınayıp denemelerle uyarmaktadır. Benden başkasının siyasi hükümlerine, din adına uydurduklarına itaat etmeyin, onların hevâlarından, bencelerinden uydurduklarına göre hayatınızı düzenlemeyin, nesillerinizi onların ortaya koyduklarına göre yetiştirmeyin. Bu onları ilah edinmenizdir. Hayatınızın bazı bölümlerinde benim hükmüme göre bazı alanlarında da siyasi ve din adamlarına uyup itaat ederseniz, onları övüp severseniz benden başka ilah edinmiş olursunuz. Buda benimle beraber ilah edinir ve iki ilah olur. Yaratılanın itaat edeceği tek ilah benim, ahrette hesaba çekecek olanda benim ve bundan dolayı benden korkun. Yardım edecek, ceza verecek, şefât edecek, koruyup gözetecek olan benim. Ancak benden ve benim rızamı kaybetmekten korkun. İnsanın korkusu siyasi ve din adamlarına itaate toplumları sevk etmiştir. Rabbimiz benden korkun ki itaati bana yapmış olun. La ilahe illallah (Allah’dan başka ilahları reddediyorum) diyen Allah’dan başka ikinci ilah kabul etmiyorum demiş olur. Bugün bunca la ilahe illallah denilmekte fakat ilahlar daha da artmaktadır. Çünkü toplum ne dediğinin bilmemekte, bilenlerde gerçekte ne kastettiğini insanlara bildirmemektedir. 

       “O’nu bırakıp kendilerine veliler edinenler derler ki, biz onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye itaat ediyoruz derler.” (Zümer/43)

       Mekke şirk toplumunu kınayanlar aslında onlardan daha fazla şirkin içine dalmışlardır. Müşrik Arap toplumu itaat ettikleri putları Allah’a ulaşma aracı olarak görüyorlardı. Veli edinmeleri, yardıma ulaşsınlar, onların aracılığıyla korunsunlar, korunup gözetilsinler diye Allah ile araya aracılar ediniyorlardı. Veli edindiklerine ise itaat ederek onları ilah edinişlerdi. Veli edinilen aynı zamanda itaat edilerek ilah edinilmiş olur. Allah’a yaklaşmak niyeti taşıdıklarını söyleyen müşrikler bu iyi niyetlerinin sonucu müşrik olmaktan kurtulamadılar. Bugünküler aynı hatta daha fazla hata yapmalarına bir türlü müşrik olamamaktadırlar. Ayetleri üzerine alan çok az insan var.

       “Yardım edilecekleri ümidiyle Allah’dan başka ilahlar edindiler.” (Yasin/74)

       Şirkin altında çoğunlukla iyi niyetler taşınır. Yani toplumlar Allah’a ulaşmak, yardımına ulaşmak gibi nice düşüncelerle Allah’dan başkasını hayatları için vekil, veli, vâli, rab edinip onlara itaat ederek de ilah edinmiş olurlar. Çokları İslam diye, İslam’a uygun diye bu işleri yaparlar. Allah’a yaklaşmak ve daha iyi müslüman olmak düşüncesiyle O’nunla irade ve hâkimiyet yarışına girerler, girenlere destek verirler. Dünya sıkıntı çekmeyelim ve Âhirette e şefaat edilerek yardım görelim ve kolayca cennete görelim umuduyla Allah’dan başkalarına itaat ederek birçok sahte ilahlar edinirler. İyi niyetlerle belki yapılan bu bakış ve itaatler, Allah’ın isim ve sıfatlarının gaspına tarih boyunca insanları götürdü. 

       “Onlar kendileri için izzet ve şeref olsun diye Allah’dan başka ilahlar edindiler.” (Meryem/81)

       Yine müşrik bakışlarda dünyada ve niceleri de âhirette izzet ve şerefe ulaşsınlar için siyasi ve din adamlarının ne ile yönettiklerine, din adına ne yaptıklarına ve delillerine bakmadan onlara itaat ederler.  Allah’dan başkasına itaat etmelerinin bir sebebi de onların yanında ayrıcalıklı, üstün olmak ve izzet kazanma düşünceleriymiş. Bu her toplumda ve inanışta vardır. Çünkü bu yolları oluşturanlar insanlara böyle inanır ve itaat ederseniz ayrıcalıklı ve üstün olacaksınız diye aldatırlar.   

       “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara Allah’ı bırakıp da beni ve annemi iki ilah edinin dedin.  Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer öyle söylemişsem şüphesiz ki sen onu bilirsi. …” (Mâide/116)

       Her peygamber, toplumuna hakkı hatırlattıkları ve toplumunda kabul edip itaat edip etmediklerinin hesabını vereceklerdir. Peygamberler ve davetçiler söz ve şâhitliklerinin, toplumda tabi olup, itaat ettiklerinin ve etmediklerinin hesabını vereceklerdir. Rabbimiz hz. İsa’ya, ondan sonra Hıristiyanların Allah’dan başka bir çok ilah edinmelerinin, onu ve annesi hz. Meryem’e itaat etmelerinin, onlardan istemelerinin, yardım ummalarının hesabını sormaktadır. Sen ve annem mi Allah’ı bırakıp bize itaat ederek iki ilah edinin dedin buyurur. Benim hükmümün yerine siz hüküm belirlediniz de sana tabi olduklarını söyleyenler o hükümlere uydular. Hz. İsa Rabbimiz bildiğini O’na bildirerek, böyle bir  şeyi söylemem bana yakışmaz, söylesem sende bunu zaten bilirsin der. Fakat Rabbimiz bildiği halde, hz. İsa’dan sonra toplum sapmasına rağmen hesap vermek. Çünkü sonraki toplumlar biz bunu böyle bulduk, öncekiler böyle yaşıyorlardı, bizde onlara tabi olmuştuk diyecekler. Her sapan toplum öncekileri suçlayınca iş ilk davet edene gelecektir. Oda yaptığını ve söylediklerinin hesabını verecek ve anlatacaktır. Yani ben yaptım, anlattım beni ilgilendirmez denilemez. Nasıl yaşadığımız ve anlattığımız önemlidir, çünkü sizden sonrakiler buna göre yaşayacaklardır. Sizin itaatiniz hayatınızın her alanında allah’a ise ilahınız O’dur. Siyasi ve din adamlarının ortaya koryduklarına itaat edip yaşıyorsanız ilahınız onlardır. Sizi örnek alanlarda size bakarak o yola itaat edip sizin ilahınıza itaat edeceklerdir. Bunun bir hesabı, cezası ve mükâfatı olacaktır. 

       “Sakın Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına bırakılmış olursun.” (İsrâ/22)

       Siz bu ayetin önce Rasulullah ‘a indiğini ve ona Allah’dan başka ilahlar edinmemesi gerektiğini ve uyarıldığını düşünün, sonra kendiniz için. Rabbimiz kendi hakkının başkasına verilmesi konusunda peygamber bile olsa taviz vermediğini görüyoruz. Sakın Allah’ın emri olan namaz, oruç, hac, kurban, ahlak ve ibadet gibi bazı alanlarda Allah’a itaat ettiğin gibi, birçok alanlarda da insanların hüküm ve yaşamlarına, hevâlarına itaat edip de Allah’dan başka ilahlar edinme. Çünkü sonra kınanmış, aşağılanmış, tek başına bırakılıp, yardımsız kalırsın diye peygamberine ve mü’minleri uyarır. İslam toplumuna bakın, Allah’ın hükümlerinden başka hükümlere itaat ederek yaşamalarının ve Allah’dan başka din adına ve siyasi alanlarda birçok ilahlar edinmelerinin sonucu kınanmış ve yardımsız kaldığını görmekteyiz. Yardım istiyorlar, dua ediyorlar, fakat yardım görmedikleri gibi daha da zilletin içine giriyorlar. Bu sapmalarının daha da arttığının göstergesidir. İslam’dan diye Allah ile hâkimiyet yarıştırmak nasıl bir akıl tutulmasıdır. Hayatlarına hükmedip yöneten Rab olarak, itaat edip ilah olarak, sığınıp yardım isteme konusunda veli olarak, güvenip hayatı teslim etmek konusunda vekil olarak yalnız Allah’a teslim olmadıklarından, zilletten çıkamamaktadırlar. 

       “Allah’dan başka edindikleri ilahlar yaratılmışlardır ve hiçbir şey yaratamazlar. ..” (Nahl/20)

       Allah’dan başkasının hüküm ve fikirlerine göre yaşayıp O’ndan başka ilahlar edinenler ve ilah yerine koyup itaat ettikleri birer yaratılmıştır. Rabbimiz sizde itaat ettiklerinizde yaratılmıştır ve yaratanına muhtaçtır buyurur. Rabbimiz insanın ve itaat ettikleri siyasi ve din adamlarının yaratıldığını hatırlatarak, aciz, eksik ve bir başkasına muhtaç olanlara bel bağlamayın, sonra bana dönmek zorunda kalacaksınız uyarısı yapar ki, insan acizlerin peşinden gitmesin. Bunca uyarılara rağmen İslam toplumunun sapmasının akıl alır yanı yoktur. Siz dünyanın diğer toplumlarının sapmasını kınamanıza gerek bile yoktur. Ellerinde bunca bilgi, bozulmamış bir kitap ve örnek Rasulün hayatı varken İslam toplumunun ne mazereti olabilir. Bilmemek mazeret ise, dünya insanının tümü mazeretlidir. Çünkü bilmiyorlar ve bozuk bir din ve yaşantı içindeler ve öncekileri öyle bulmuşlar. Allah’ı bilmekte ve birlemekte mazeret bulunmamaktadır, bugünün insanı için. Bilginin bu denli hızlı ulaşıldığı ortamda! Diğer insanlarda yeryüzüne halife kılındı, rab sözü verdi, ahrette rab hesabı verecek. Onların mâzereti yok sizin var. Olur, çünkü siz ayrıcalıklısınız. Ehli kitap ve benzerleri de aynı bakıştalar zâten.  

       “Onlar Allah’ı bırakıp kendilerine zarar veremeyen ve fayda sağlamayan şeylere itaat ederler. Bunlar Allah katında şefaatçilerimiz derler. Deki, göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği şeyleri O’na haber mi veriyorsunuz? Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” (Yunus/18)

       Ehli kitabın ve diğer inanç sahiplerlinin sapma sebebi İslam toplumunun da sapma sebebi olmuştur, siyasi ve din adına. Onların itaat ettikleri gibi İslam toplumunda itaat etmektedir.  Allah’dan başka itaat ettikleri aslında ayette bildirildiği gibi kendilerine ne fayda ne de zarar vermeye güç yetirememektedirler. Rabbimiz onların itaat ettikleri onlara fayda ve zarar veremezler buyurur. Dünyada fayda ve zarar umarak itaat ettiklerinin ahrette de kendilerine yardım ederek fayda sağlayacağına da inanırlar. Yani onları şimdiden şefaatçi edinirler. Sen onlara deki, yer ve göklerde Allah’dan başka fayda ve zarar verecek gavslar, kutuplar ve siyasi vekiller varda benim bunlardan haberim m yok diyorsunuz. Yer ve göklerde Allah’ın bilmediği mi var ve siz bunu O’na haber mi veriyorsunuz diye söyle onlara buyurur. Onların yaptıklarını Rabbimiz ortak koşmak olan şirk olduğunu bildirir. Çünkü onların ortak koştuklarından Allah münezzeh ve yücedir. Sadece Allah’ı İlah görüp itaat edenler O’nu eksikliklerden münezzeh, hiçbir yardımcıya ihtiyacı olmayan ve yüce olan görmüşlerdir. 

       “(ilah edindikleri) onlara yardıma güç yetiremez. Onlarsa ilah edindikleri için hazır olmuş askerlerdir.” (Yasin/75)

       Rabbimiz ayetinde durumu açıkça bildirmiştir anlayıp akledenlere. Onların itaat ettikleri kendilerine yardım etmeye güç yetiremezler. Yani onlara yardım ulaşırsa benden buyurur. Tam tersi itaat edenler itaat ettiklerini destekleriyle ve yardımlarıyla güçlendirirler. Koruyarak askerleri olurlar. İtaat edenleri olmasa onların hiçbir değer ve güçleri yoktur buyurur Rabbimiz. Yani siz destek vermeseniz onlar yok demektir. Onların varlığı sizin destek ve korumanızla olmaktadır ve bundan sizinde bir payınız olacaktır. Her neye vesile olmuşsanız! 

        “İlahları bir tek ilah mı yaptı. Gerçekten bu çok şaşılacak bir şeydir.” (Sâd/5)

       Müşrik bakışlarda tek ilah’a itaat edememek vardır. Bir olan ilah onlara yeterli gelmemektedir. Çünkü çokluk kuruntuları vardır. Bir şey ne kadar çok olursa daha iyi olur bakışındadırlar. Allah’ı yaratıcı olarak bir kabul edenler, isim ve sıfatlarında bir olmasını yeterli görememektedirler. İşte müşrik bakışı! Bir ilaha hayatları için itaat etmek, sevmek ve övmek yeterli gelmemektedir ve siyasi ve din adına yeni itaat edecekleri övüp sevecekleri ilahlar ararlar ve tabi olurlar. 

       Rasulullah (s.a.s.) müşrik topluma, Allah’dan başka itaat ettiğiniz ilahları reddedip sadece Allah’a itaat ederek O’nu ilah kabul edin demişti. Müşrikler de, nasıl yani, sen itaat ettiğimiz birçok ilahları bir tek ilah mı yaptın dediler. Bizim Kâbe’de üç yüz atmış tane yardım istediğimiz, sığınarak bizi koruduğunu düşündüğümüz, emirlerine itaat ettiğimiz ilahlarımız var. Sen bunları bırakıp sadece Allah’a mı itaat edin diyorsun. Gerçekten bu şaşılacak bir şey diyorlardı. Aslında tüm müşrik bakışları aynıdır. Ehlikitap, Hindu, Budist ve benzeri inanışlara bakın, sonra İslam toplumunun da aynı halde olduğunu görün. Herkes de en doğruda olduğunu düşünmekte ve savunmaktadır. Kurtuluş, Kur’an’da ve Rasulullah’ın örnekliğindedir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir