Veli

   Veli: Kendisine sığınılan, yardım istenilen, koruyup gözeten, seven,  iyilik eden, sırdaş olan, dost olandır. Vali: İşleri yöneten, hükümdar olan ve işleri idare eden, yaratılanların işlerine kefil olan, emredip yönetendir. Mevla: Kendisinden yardım ve destek beklenilen ve yardım umulandır. Vilâyet, vâli’nin emredip yönettiği yerdir. Velâyet, vâli’nin yönetme hakkıdır.

       İnsan yaratılışından dolayı sığınmaya, sıkışınca yardım istemeye, birinin korumasına muhtaçtır. Hayatının sevk ve idaresi için emredip yöneten birine muhtaçtır. Bu kişinin velisi ve vâli’si olur. Buda ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a verilir. İnsanlar hayatlarının sevk ve idaresi için siyasilere emredip yönetme hakkı vererek Allah’dan başka vâliler edinirler. Din adına niceleri de Allah’dan başka veya Allah ile beraber sığınıp yardım isteme, koruyup gözetme, dost ve sırdaş olarak gavs ve kutup edindiklerine itaat ederler. Genel olarak siyasi alanlarda vâli, din adına da veli kavramı Allah’dan başkalarına verilir. B kavramların bilinmesi bu noktada önemlidir, çünkü Allah’u teâlâ’nın isim ve sıfatları gasp edilmektedir.

       “Şüphesiz benim velim kitabı indiren Allah’dır. O sâlih kimselere velilik eder.” (Araf/196)

       Dara düştüğünde her insan veli olarak Allah’a sığınır ve yardım ister. Şirkten ve küfürden arınmış olan sâlihler Allah’ı her an ve her yerde sığınıp yardım isteyerek veli edinirler. Siyasi ve din adına Allah’dan başkasına sığınan ve yardım isteyenlere deki şüphesiz benim sığınıp yardım istediğim velim Allah’dır. O ancak kendisine isim ve sıfatlarında şirk koşarak ortak edinmeyen Salihlerin yardım edeni olan velileridir. Siz bugün İslam toplumuna bakın Allah’ı gereği gibi birlemediklerinden, O’nunla hâkimiyet yarıştırdıklarından dolayı yardım görmemekte ve sığınacak yer bulamamaktadırlar. Yahudi ve Hıristiyan toplumlardan yardım ummaktadırlar. Allah’u teâlâ kendi dinine tardım edene, sadece kendisine sığınıp aracısız yardım isteyene yardımı vaad etmektedir.   

       “Allah’dan başkasını veli edinenleri Allah gözetmektedir. Sen onların üzerine bir vekil değilsin.” (Şura/6)

       Allah c.c. kendisinden başkasına sığınan, yardım isteyen, koruyup gözeten kabul ederek siyasi ve din adına veli edinenleri görmektedir. Onları gözetlediğini, yani yaptıklarının hesap sormak üzere kayda alındığını bildirmektedir. Rasulullah’a ve mü’minlere benden başka veliler edinenleri koruma, himaye etme, şefaat etme, koruyup gözetleme, nice şirklerine rağmen onları temize çıkartmaya kalkıp vekil olmaya çalışmayın. Benimle hâkimiyet yarıştırıp, mülkümde tasarruf da bulunmaya kalkanları temize çıkarma ve korumaya kalkmayın. Siz onlar üzerine koruyucu, güvence veren vekil değilsiniz. Onları benden korumaya kalkmayın. Sığınılıp yardım edecek olan veli ve güvenilip yönetecek olan vekilde benim buyurur. Siz hakkı hatırlatın, korumaya ve temize çıkarmaya kalkmayın buyrulur. 

       “Yoksa onlar Allah’dan başkasını mı veliler ediniyorlar. Halbuki sadece veli olan Allah’dır. Ölüleri diriltir ve her şeye kâdir’dir.” (Şûra/9)

       Ölüleri diriltmeye güç yetiren ancak onların sığınıp yardım edeceği, koruyup gözetecek olan velileri Allah c.c. olabilir. Ölüme ve hayata etkisi olmayanın insan üzerinde mutlak veli olma hakkı yoktur. Buna rağmen insanların çokları Allah’dan başkalarına sığınıp yardım isterler, koruyan kabul ederler, yani onları veliler edinirler. Hayatları üzerinde etkili olduklarını düşündüklerine sığınıp yardım umarlar. Allah’ı gereği gibi tanıyamamanın bir sonucudur. Sahipsiz olduğunu düşünenler elbette sığınacak yer arayacaklardır.  

     “Allah insanların bir kısmını hidâyete erdirdi. Bir kısmına da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları veliler edindiler. Kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.” (Âraf/30)

       İnsanlık tarihi boyunca toplumların birçoğu sapmış, birçokları da hak üzere olmuşlardır.  Veli olan Allah’ın yardımıyla hidayete erenler olduğu gibi, kendi iradeleriyle yaşamaya kalkanlara da sapıklık hak oldu. Hâkimiyeti kendilerinde görüp şeytan gibi hevâsına tabi olan her insana ve topluma sapıklık hak olacaktır. Bu onların kendi tercihlerinin bir sonucudur. Sapanlar Allah’a sığınıp yardım istemek yerine şeytan gibi haddi aşmış olanlara sığınıp yardım isterler. Şeytanın yolunda olanlara tabi olanlar şeytana tabi olmuşlardır. Her hevâsına tabi olan şeytanın yolunda ve şeytandır. Bu sapmaların bir kısmı İslam adına yapılmakta ve onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını zannetmektedirler. Daha da ileri gidip en doğruda kendilerinin olduğunu savunmaktadırlar. Ehli kitap da aynı bakıştadırlar. 

       “Mü’min erkek ve kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar.” (Tevbe/71)

       Allah mü’minlerin yardımcısı, koruyup gözeteni, sığındıklarıdır. Ayrıca mü’min erkek ve kadınlarda birbirlerinin hak üzere olan yardımcıları, koruyup gözetenleri sığındıklarıdır. Eşler olarak da kadın ve erkek birbirlerinin sığınıp şirkten ve haramlardan koruyan, birbirlerine perde olan velileridir. Ayetin devamı da bunu bildirir. Birbirlerine iyiliği emreder ve kötülükten korurlar. Veli olanlar birbirlerini şirk ve haramlardan korur ve yardım ederler, tavsiyeleşirler, nasihatleşirler. 

       “Allah iman edenlerin velisi, onları karanlılardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tağutlardır. Onları aydınlıktan karanlığa çıkarırlar.”  (Bakara/257)

       Allah’u teâlâ iman edenlerin yardım edeni, sığındıkları, koruyup gözetenleridir. Mü’min ise hâkimiyeti kayıtsız, şartsız, Allah’a veren, O’nu isim ve sıfatlarında bir kabul edip, hayatına tek hükmeden ve yönetenlerdir. Kur’an’dan başka hayat programı, Rasulullah’dan başka örnek ve önder kabul etmeyenlerdir mü’minler. Allah c.c. ancak bunların yardım eden velileridir. Ancak mü’minleri hak da tutar, şirkten ve küfürden uzaklaştırır. Şirk, küfür ve haram karanlıklarından uzak tutar. Küfür, hakkın üzerini örtmektir. Allah’ın iradesinin üstüne kendi iradesini koymak, Kur’an’ın üstüne kendi yasa ve fikirlerini geçirmektir. Bunların sığınıp yardım istedikleri, umdukları, koruyup gözeten kabul ettikleri Allah’ın hükmü yerine kendi hükümlerini koyup haddi aşmış olan tağutlardır. Tağutlarda kendilerine tabi olanları küfrün ve şirkin içine daha da sokarlar. Çıkamayacak hale getirirler.  

       “Sizin veliniz Allah, Peygamberi ve Allah’a boyun eğen, namaz kılan, zekât veren mü’minlerdir.” (Mâide/55-56)

       Allah’ı isim ve sıfatlarıyla bilip, birleyen mü’minlerin sığınıp yardım umdukları, koruyup gözeten kabul ettikleri veli emredip yöneten vâlileri Allah’u teAlâ’dır. Allah’ın hükmüyle yöneten, hakta kalmalarına yardım eden, koruyup gözeten Rasulullah’dır (s.a.s.). Sonra hayatın tüm alanlarında hâkimiyeti yalnız Allah’a verip O’nun her emrine boyun eğip itaat eden, namazı gereği gibi kılan, zekât veren mü’minlerdir, birbirlerine yardım eden ve koruyan veliler ve vâlilerdir.

       “Orada herkes önceden yaptığı şeyleri görecektir. Onlar hak olan Mevlalarına döndürülürler. Uydurdukları şeylerde kendilerinden kaybolup gitmiş olur.” (Yunus/30)

       Âhirette herkes önceden her ne göndermişse ancak onu bulacaktır hak ve bâtıl namına. Her insan hak olan Mevlalarına döndürüleceklerdir. Dünyada sığındıkları, yardım umdukları, koruma bekledikleri, şefaat umdukları Mevlaları âhirette kaybolup gidecektir. Ogün Allah’dan başka yardım umulacak Mevla yoktur. Mevla; kendisinden yardım beklenen ve umulandır. Bugünden ahrette şefaat umanlar onları Mevla yerine koymuşlardır. Her inanç mensubu âhirette kendilerine yardım edeceğini düşündükleri, kurtarıcı gördükleri Mevlaları vardır. O gün Allah’dan başka sığınılacak yardım edecek Mevla ve veli yoktur. Var denilenler kaybolup gideceklerdir. Rabbimiz bugünden bunu bildirmektedir. 

       “Sonra hak olan Mevlalarına döndürülürler. İyi bilin ki hüküm yalnız O’nundur. O hesap görenlerin en hayırlısıdır.” (En’am/62)

      Dünya hayatının bir sonu ve hesabı vardır. Herkes hazırladığını bulacaktır. Niceleri umduklarını bulamayacaklardır. Yardım umdukları şefaat bekledikleri kaybolup gidince umdukları şefaate niceleri ulaşamayacaklardır. Her insan asıl Mevlası olan Allah’ın huzuruna döndürülecektir. Hâkimiyet elinde olup hükmeden sadece Vâli olan Rabbimizdir. Ancak O emredip yöneten Vâlidir. Yarattıkları üzerinde hükmetme hakkı da sadece O’na aittir. Veli, Vali ve Mevla olan kendisine sığınıp yardım umanların hükmedenidir. Yarattıklarına da hesap sorma hakkı O’na aittir. Hesap sorması hayırlıdır. Kim ne hak etmişse onu bulacaktır. Hesabı hayırlı, yani adaletlidir. Herkesin hak ettiğini bulması adalettir.

       “…O sizin Mevlânızdır. O ne güzel Mevlâ, ne güzel yardımcıdır.” (Hac/78)

        Allah’ı isim ve sıfatlarıyla birleyip hâkimiyeti hayatınızın her alanında Allah’a vermişseniz yardım edecek ve sığınacağınız ve umacağınız tek Mevlanız Allah’dır. Bunları Allah’a vermeyenlerin dünya ve ahrette Mevlaları Rabbimiz değildir. Her şeyden koruyan, her an sığınılan, aracıya ihtiyaç duyulmadan yardım eden, yardım umulan tek Mevla Rabbimizdir. O ne güzel sığınılıp yardım umulan Mevla ve yardım edendir. Onun yardımını dünyada ve âhirette hak edenlere ne mutlu. 

       “Dikkat edin Allah’ın velilerine korku yoktur. Onlar mahzun olmazlar.” (Yunus/62)

       Hayatlarının her anında ve alanında sığınıp, yardım istemeyi, koruyup gözetmeyi Allah’a verenler Allah’ın velileridir. Görüldüğünde ve hayatlarının her anında Allah’ı hatırlatanlardır, Allah’ın velileri. Hayatlarına hükmetme hakkını sadece Allah’a verenler Allah’ın velileridir. Kur’an’ı hayata hâkim kılmak için okuyan, Rasulullah’ı tek örnek kabul edenlerdir, Allah’ın velileri. İşte bunlara ahrette korku ve üzüntü yoktur. Bugünden verilen bu müjde ancak hak edenleredir. 

       Rasulullah (s.a.s.) Allah’ın velilerini bildirirken, “Allah’ın kulları içinde öyle kimseler vardır ki, onlar peygamber ve şehid olmadıkları halde, kıyamet günü Allah katındaki makamlarında dolayı peygamberler ve şehidler onlara gıpta ederler.” Sahabe onlar kimlerdir dediler. Rasulullah (s.a.s.) “Onlar aralarında alıp verdikleri bir mal ve akrabalık olmadığı halde sırf Allah rızası için birbirlerini sevenlerdir. ..” buyurdu. (Ebu Dâvud)

       Yine Allah’ın velileri  “Görüldüğü zaman Allah’ı hatırlatandır.” (İbn Mâce) buyurmuştur. 

       Bunlara Peygamberler ve şehidler cennetteki makamlarından dolayı gıpta ederler. Onların gıpta edecekleri makamlara ancak sırf Allah’ın rızasını gözeterek kardeşliklerini yapan ve sevenler ulaşacaktır. Bugün çoklarının kendini ve topluluğunu düşündüğü bir ortamda hadisin verdiği mesaj tam anlaşılmamış gözükmektedir. Gıpta edilecek böyle bir makam varken, buyurun siz hâkimiyeti Allah veren mü’minleri sevmeyin.  

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir