Namazı İkame

        Her inancın, yani her dinin kendine has ibadet şekilleri vardır. Hayatın her alanında yapılan her fiil ve eylem birer ibadettir. İbadetler birer itaattir. İtaat ise Allah’ı ilâh kabul etmektir. Çünkü itaat edilen, sevilip övülerek ilâhları olur. İnsanların iradelerinden çıkan yasaların da kendine has ibadet ve itaat şekilleri vardır. O kurallara itaat etmek, hükmü belirleyenleri ilâh kabul etmektir. Allah’ın belirlediği yasalarında ibadet şekilleri vardır. Bu ibadetlerin en önemli olanı ve her gün itaat edileni namazdır. Mü’minlerin günde beş kez Rablerine itaatlerinin göstergesi ve ahidlerinin yenilenmesidir, namaz. İnsanların koydukları yasalara bilerek, severek itaat edenler, Allah’ın belirlediği ibadetleri boynun borcu, yapmak zorundayız, yapmazsak ne derler, yaptım oldu, benden bu kadar düşünceleriyle sırtlarında yük kabul edip, bir an önce üzerlerinden atıp kurtulma bakışındadırlar. 

       Bir mü’min bakışıyla, Rabbimizle bizi günde beş kez buluşturan, namazda Allah’ın yüceliğini, insanın ise acizliğini ortaya koyan, Allah ile bir ahidleşme ve yakınlaşma olan namazı, ne kadar sevebiliyoruz? Yiyecek ve içeceklerden alınan haz kadar, onlara duyduğumuz ihtiyacı namaz içinde duyabiliyor muyuz? Akledene, ezan bir müjdeyi ve kavuşmayı haber verir. Alemlerin Rabbiyle buluşturan bir ibadettir namaz. Rasulullah (s.a.s.) “ Kişi, namazda ne söylediğine dikkat etsin. Çünkü o Rabbiyle konuşmaktadır.” buyurmuştur. Abdest, Rab ile buluşmaya bir hazırlıktır. Peki biraz sonra Allah ile buluşacağımızın heyecanını taşıyor muyuz? Yoksa eskilerin gereğini yerine getirip ikame ettikleri namazları, bizler, sadece söylemekten öte bir şey yapamıyor muyuz? Zamanın gençlerinde, ahlak ve ibadetten yoksun az bilgi, çok konuşma, boş eleştiri ve tartışma gibi hastalık ve bakışlar mevcuttur. Nice tartışmaların, muhabbetlerin son anlarında aradan çıkarılmaya çalışılmıştır namazlar. Tartışmalardan zaman bulamayıp cem edilen namazlar… Tartışmaları, eleştirileri, kendi fikirlerini namazın üstünde tutan bakışlar. Elbette ki zamanın nesillerine, hayatın her alanında örnek olacak şahidlere ihtiyaç vardır. “ İçinizden iyiliği emredip, kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler bunlardır” ayetinin gereğini birilerinin yapması gerekmektedir. 

       Kur’ân’da, namazı kılın değil de ikame edin emredilir. Namazın gereğini yapıp, ayakta tutmak. Kame, ayağa kalkmak, ikame etmektir. Her mü’minin sorgulaması gereken namaz bize ne verdi, hayatımızda ne gibi bir değişiklik yaptı? Namaza başlamadan önce ve bittikten sonra bizde ne gibi bir değişiklik oldu? Rasulullah (s.a.s.) “ Namaz dinin direğidir” buyurmuştur. Dinin direği olan namazı siz dik tutmalısınız ki, o namaz da sizin hayatınızı dik tutsun. Namazda ne söz veriliyor ki, o namaz dininize direk olabiliyor? Namazda verilen sözler namaz sonrası yerine getirilmeli ki, o namaz kişinin hayatının direği olsun. Toplumda, namaz kılan insanlara bakıldığında, kılınan namazların ne kadar şuursuzca ve adeten kılındığı ortadadır. Namazda, Allah’ın huzurunda olanlar, namaz sonrası Allah ile irade yarışında girerler. Hüküm koyma ve hakimiyet mücadelesi verirler. Bu namazlar adeten, kılmak zorunda olunduğundan kılınmaktadır. İkame edilmemiş ve ne sözlerin verildiği bilinmeyen namazların insana ve topluma bir fayda vermediği ortadadır. 

       Toplumda namazın etkisi ortadadır. Nice nafile ve teheccüt kılanlar, tesbihatlar devirenler, niçin Allah’ın isim ve sıfatlarını siyasilere ve din adamlarına vererek şirkten kurtulamamaktadırlar? Namaz mı onları değiştirmiyor, yoksa kıldıkları namaz, emredilen namaz mı değil? Ya namazın bizlere verdiği farkındalık ve değişim… Bir fark görülmüyorsa, o namazın gözden geçirilmesi gerekir. Namazlarda alınamayan lezzetler, sohbetlerde, tartışmalarda, konferans ve toplantılarda aranır olmuştur. Geziler, organizasyonlar, değerli kılınan hocaların konuşmaları, misafirlikler hep namazın önünde ve önemli olmuştur. Ne yazık ki namaz bunların arasına sıkıştırılmış, biran önce kurtulunması gereken bir yük görülmüştür. Birinci iş namaz olmadıktan sonra, hayatlarda ciddi bir değişiklik olmayacaktır. Ne yazık ki bu işleri yapanlar, İslâmi şuuru yakalamış Müslümanlardır. Çok büyük hedefler konuşulurken, cihaddan bahsederlerken, alemlerin Rabbiyle namazda baş başa olma ikinci plana bırakılmıştır. Allah ile irtibatı en iyi sağlayacak olan namaz, nicelerine yük olmuştur. Sadece farzlara has kılınıp, beş on dakikalara sıkıştırılmıştır. Dünyalık işlerin arasında ne kılana ne de etrafına etkisi olmayan, şekilden ibaret nice namazlar… Elbette namazlarda alınamayan tatlar, başka yerlerde aranır oldu. Namaz nicelerinin kalbini, beynini ve ruhunu dolduramadı, doyuramadı. Mutlaka istisnalar vardır ve olacaktır…

        Namazın hakkını verebilmek! İnsan aciz ve zayıf yaratılmıştır. Birine boyun eğilecek, el açılacak, diller yalvaracak, bel bükülecektir. Bu, ya Allah’a ya da siyasî ve din adına oluşturulanlara yapılacaktır. Dünyevi ilimlerle uğraşanlar insanın nasıl yaratıldığını araştırmışlar, fakat niçin yaratıldığını sorgulamamış, araştırmamış ve akletmemişlerdir. Rabbimiz Allah, Zâriyat Suresi’nde “Ben, insanları ve cinleri bana ibadet etsinler için yarattım.” buyurur. Yani hayatlarının tüm alanlarında benim belirlediğim yasalara göre yaşayıp, itaati yalnız bana yapsınlar, diye emreder.İbadet etmek, bir fikir ve düşünce değil, bir fiil ve eylemdir. İnsan için en büyük izzet, Allah’a itaat ederek yapılan kulluktur. İtaat, birine köle olmaktır. Allah’a yapılan itaat, insanı meleklerden bile üstün kılarken, Allah’dan başkasının hükmüne itaat edenlerin kölelikleri, onları hayvanlardan bile aşağıya indirir. Allah (c.c.), kendisine itaat edenlere Mü’min, Müslüman, Muttaki, Muhsin, Sıddik, Mücahid ismini vermiştir. Peygamberler dahil herkesin ulaşabileceği en güzel makam ubudiyet, yani itaat ve kulluk makamıdır. Nicelerinin anlayamadığı… 

       Namaz, Allah’a en güzel kulluk olan itaati ifade ettiği için bütün ümmetlere farz kılınmıştır. Sahabelerin içinde zina eden, içki, içen, iftira eden olmuştur, fakat namazı terk edenin örneği yoktur. Münafıklar bile kafirlerden sayılmamak için namazı terk etmemişlerdir. Cihad bile Allah’a ibadet olan itaati daha güzel yapabilmek içindir. Kur’ân, “ebrar” olan, iyi insanlardan bahsederken, “namazı kılanlar” buyurur. Kur’ân ve sünnetlerde, bir kısım günahların affolunacağına dair haberler mevcutken, namazın affolunacağına dair bir haber yoktur. Dolayısıyla namazı terk eden, hesabını verecektir. Müddessir Suresi’nde cennetlikler ve cehennemlikler arasındaki konuşmalar anlatılırken, “Cehennemlikler, biz namaz kılanlardan değildik” derler. Hangi namaz kılan ve nasıl kılan? Hadiste Rasulullah (s.a.s.) “ Kıyamet günü, Kevser havzı başında ümmetim bana yaklaştırılır. Ben, onları abdest uzuvlarından tanırım. Tam benim yanıma gelirlerken melekler onlara, sizler buraya giremezsiniz derler. Ben, onlar benim ümmetim derim. Melekler, sen onların senden sonra dini nasıl tahrif ettiklerini bilmiyorsun, onlar eski küfürlerine döndüler, derler.” (Buhari- Müslim) Kim bunlar? Kıyamet günü namaz kılmış da Rasulullah’ın Kevser havzından kovulanlar… Kimse, bu hadiste bildirilenlerin kendileri olacağını düşünmemektedir. İslâm’ın içinde, namaz kılmış bu topluluğun içinde olanlar kimlerdir? Allah ile hakimiyet yarışında olan ve nasıl yaşayacağımızın hükmünü koyma hakkı ancak bize aittir, diyenlerin namazları onlara ne fayda sağlayacaktır!.. 

       “ Kişi ile şirk arasındaki şey sadece namazdır. Onu terk edince şirk koşmuştur.” (ibni Mâce) Yine “ İman ile küfür arasındaki şey sadece namazı terktir.” (Müslim) Yine “ Rasulullah’ın ashabı namazdan başka hiçbir amelin terkini küfür olarak görmezlerdi.” (Tirmizi) Namazı terk eden müşrik kabul edilirken, ya da kafir ve müşriklerle mü’minlerin arasında görsel olarak namaz ayırım yaparken, bugün namaz kılan fakat şirkin içinden çıkamayan milyonlar… Namaz, bu kadar ayırım yaparken, bugünün insanlarında yapmıyorsa, kılanlarda bir problem vardır. Bugünkü toplumda, eğer inkar etmediği müddetçe mükellefiyetleri, yani ibadetleri terk edebilir bakışı hakimdir. İnandık demeleri yeterli sayılmıştır. O zaman şu mantıkla bakılırsa, helal saymadığı müddetçe bütün haramlar kötülükler işlenebilir!.. 

       Namazın dinde önemli bir yeri vardır. Rasulullah (s.a.s.) buyurdu ki, “Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.” (Taberi) Namazı, gereği gibi kılmayanların hâli, bedende baş olmayan vücut gibidir. Başı olmayan İslâm toplumunun hâli de ortadadır. Aklını ve irâdesini kullanmayan ve bir başkasına veren insanların, düştükleri durumda ortadadır.. Meryem Sûresi’nde Rabbimiz, “ Sonra, onların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler ve şehvetlerine uydular. Onlar, bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. Fakat tevbe edip iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır. Bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır.” buyurmuştur. (Meryem/59-60) Bugün de aynı nesiller türemiştir. Namazı tamamen terk eden fakat Müslümanlıktan da vazgeçmeyen nesiller var olduğu gibi, namaz kılıp da aklen ve ruhen namazda olmayan nesiller de türemiştir. 

      Namazda bedenin, aklın ve ruhun yerine getireceği unsurlar vardır. 

       Namazda bedenin yerine getireceği unsurlar. 

      Kıyam; her insan, her inanç sahibi itaat ettiği, ibadet kastıyla yöneldiklerinin karşısında kıyamda durur. Ya Allah’a namazda kıyam, ya da veli edindiğine, siyasi liderine, komutanına, müdürüne yapılan kıyamlar, saygı duruşları v.b. Bu yapılanlar, saygının, sevginin ve korkunun göstergesidir. Rükû; saygı ve itaat göstergesinin bir üst kısmı. Sevip değer verdiğinin karşısında bel bükmek. Rabbimiz ayette “Rükû edenlerle beraber olun” emreder. Rükû edenlerle beraber olun, yani Allah’a hayatın her alanında onun iradesi olan Kur’ân’a itaat edenlerle bel büken mü’minlerle beraber olun emredilir. Secde, ubudiyet (kulluk) olan itaatin en son ve üstün mertebesidir. Kişinin karşısındaki zatı yüceltmesi, kendisini küçümsemesinin en son noktası. Ayağını koyduğu yere, en değerli organı olan başını, Rabbine itaat için koyar. Ka’de-i âhire, (son oturuş). Diz çöküp boyun bükerek kendini küçültme eylemi. Tarih boyunca nice liderlere, krallara, meliklere, din adamlarına yapılan bu eylemler bugünde yapılmaktadır. Mü’min ise bunları sadece Allah’a yapar. Mü’minlerin teslim olup, Müslüman olduklarının göstergesidir. 

       Namazda dilin yerine getireceği unsurlar:  

       Tekbir; Allah’ı tek büyük kabul etmektir. Bunu namaz içinde ve dışında bir mü’min sürekli yapmalıdır. Namazda her rüknü yaparken söylenen söz, “Allahu Ekber’dir”. Allah tek büyüktür. Peki sorulsa, nede tek büyük? Hayatınıza yasa belirleyip, o yasalarla çekip çeviren eğitip terbiye eden Rablikte tek büyük mü? İtaat edilip, hükmüne tabi olunan, çok övülüp sevilen İlâhlık da tek büyük mü? Sığınılıp yardım istenen, sırdaş olan, koruyup gözeten, emredip yöneten veli olmada tek büyük mü? Güvenilip hayatın idaresi teslim edilen vekil olmada tek büyük mü? Bütün isim ve sıfatlarında Allah (c.c.) tek büyük mü diye nicelerine sorulur. Tek büyük denilen Rabbimizin insanların hayatları üzerinde tek büyük müdür? Namazda sözle Allah’u ekber, Allah tek büyük diyen, namaz sonrası hayatında etkili dinî ve siyasî nice büyük kabul ettikleri vardır. İtaat, sözle değil fiillerle ve amellerle gösterilir. 

       Kıraat; Allah ile konuşma, bir misak, bir antlaşmadır. Namazda kiminle konuşulduğu ve ne sözler verildiği çok önemlidir. Namazın her rekatında Fâtiha Suresi’nde alemlerin Rabbine nice sözler verilmektedir. Ancak sana ibadet eder, yani yalnız sana itaat eder, senin yasalarına göre hayatımızı düzenleriz. Bize şah damarımızdan daha yakın kabul ederiz. Ancak senden tüm yardımları isteriz. Senin sınırlarını belirlediğin ve Rasulünün hayatıyla örnek olarak ortaya koyduğu doğru yolu isteriz. İstediğimiz doğru yol, kendilerine nimet verdiklerin peygamberlerin, her emri sorgulamadan itaat eden sıddiklerin, canlarını senin yolunda feda eden şehidlerin,  imanlarını ve hayatlarının tüm alanlarını şirkten, haramdan, bid’at ve hurafelerden, haset ve kibirden uzaklaştıran salihlerin yoluna talibiz. Kendilerine gazab ettiğin Yahudilerin ve sapmış olan Hristiyanların ve onlar gibi olan diğer sapmışların yollarını istemiyoruz. Onlar gibi olmak değil de, onların yaşam şekillerini, siyasi bakışlarını, Allah’a yardımcı edinmelerini, kitabı hayattan uzaklaştırmalarını, peygamberlerini de hayatlarından uzak tutmalarını istemiyoruz. Yani namazda Rabbimize Fatiha da ne de çok sözler vermekteyiz…

       Namazda Nâs Suresi’ni okurken “Deki, insanların Rabbine, Melikine, İlâhına sığınırım.” İnsanların hayatlarına kader belirleyip, nice imtihanlarla, bela ve musibetlerle çekip çeviren, terbiye eden, bedenlerine koyduğu yasalarla tüm organlarını çekip çeviren Rabbine sığınırım, de. İnsanın bedeninde trilyonlarca hücreyi çekip çeviren, yine insan bedeninde yüz trilyon bakterileriyi çekip çeviren Rabbe sığınırım de. İnsanlar farkında olmasalar da Allah, onların bedenlerini çekip çeviren Rabbidir. Allah’ın kitabına karşı yasalar çıkartsalar da. Yani insan, küçücük bedenine bile rab olarak sahip değilken, tıpkı Firavun gibi dünyada rablik iddia etmektedir. Yine Nâs Suresi’nde insanların ve bedenlerinin itaat edip, hükmüne tabi olduğu ve övdükleri ilâhına ve insanların hayatlarını çekip çevirerek yöneten melikine sığınırım, demek emredilir. Namazda, Nâs Suresi’nde bunları söylediniz. Namaz sonrasıda da yerine getirin ve başkaların da bunları söyleyin, diye emredilir. İhlas Suresi’nde de, “de ki” emri gereği, “De ki O Allah tekdir” Allah’ı tüm isim ve sıfatlarıyla tek kabul ettiğimizi bildirmekteyiz. Surenin sonunda ise O’nu tüm isim ve sıfatlarında hiçbir şeye denk tutmadığımızı bildirmemiz emredilir. Rablikte, ilâhlıkta, mâlik ve melik oluşta, veli ve vekil oluşta, gören, bilen olarak yani tüm isim ve sıfatlarında tek ve dengi yok kabul etmek ve bunun gereğini yapıp söylemek emredilir. Namazda bunları alemlerin Rabbine söyleyen kişi, namaz sonrası verdiği bu sözlerin gereğini yerine getirmelidir. Bu bir ahiddir ve ne denildiği bilinip yerine getirilmelidir. Namazda okunan surelerin ve ayetlerin namaz sonrası yerine getirilmesi Müslüman olma, yani teslimiyet ve itaattir. 

Namazda aklın yerine getireceği unsurlar: 

       Niyet; dilin işi değil, kalpte ki aklın işidir. Kalp, ne dediğini bilmek zorundadır. Kimin huzurunda olduğunun farkında olmalıdır. İrtibat; her an namazda olduğunu, Allah ile konuştuğunu ve ahidleştiğini bilmelidir ve bu ahdine sadık olup yerine getirme mücadelesi vermelidir. Herkes namaz kılar, fakat az kişi ne dediğini bilir ve dediklerini yerine getirme mücadelesi verirler. Bu, fehmetmek, yani namazda ne söylediğini düşünüp anlamaya çalışmaktır. 

       Namazda kalbin ve ruhun yerine getireceği unsurlar: 

       Tazim; kalbin ve bedenin Allah’a saygı duymasıdır. Heybet; Allah’ın huzurunda, O’nun heybet ve azametinden korkmasıdır. Muhabbet; korkuyla birlikte Allah’a muhabbet ve sevgi duymaktır. Rızası ve rahmetinden uzak kalma endişesi taşımaktır. Haya; yapmış olduğu hatalarından dolayı Allah’ın huzurunda utanıp haya etmektir. Çünkü Allah (c.c.) kişinin kabahatlerini ve kalbinden geçirdiklerini bilmektedir. Ümit; Allah’ın af edeceğini, ibadetinin kabul edileceğinden ümitvar olmaktır. Tadil-i erkan; rükûnları dengelemek ve düzeltmektir. Yani rükûnlara adaletli davranmaktır. Nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yapıp, rükûnların hakkını vermektir. 

       Dünya ve ahiretimizi kurtaracak olan Kur’ân’ı kendimize gündem yapmak, sımsıkı sarılıp onu anlama, yaşama ve anlatıp yaşatma mücadelesi vermek… Sahabe, Kur’ân’ı gündem yapmak için namazda uzun uzun sure okumuşlardır. Siz bunu yapamıyorsanız, en azından Kur’ân’la namaz sonrası irtibatınız güçlü olsun. Sahabenin elinde böyle bütün bir Kur’ân yoktu. Kur’ân’ı okuyan, fakat anlamayan zamanın Müslüman modelleri, ya da kendilerini İslâm’a mal edenler… Namazla Rabbe yaklaşmaya çalışan ve ayakları şişen bir Peygamberin ümmeti olunduğu unutulmamalıdırlar. Namazla Rabbine yakınlaşma gayretinde olan Rasulullah’ın yolunda olduğunu söyleyen Müslümanlar, aynı namazı kendilerine yük, aradan bir an önce çıkartma gayretindedirler. Elbette ki bu namazlar kişiyi fuhşiyattan, yani tüm aşırılıklardan uzaklaştırmayacaktır, uzaklaştırmıyor da. Çünkü namaz hakkıyla kılınmamakta ve etkisi Müslümanların üzerinde gözükmemektedir. Hayatın içinde kişinin, Allah’ın kendisini gördüğü düşüncesi olan ihsan hali namazda dahi oluşmamıştır. Rasulullah (s.a.s.) “İhsan Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etmektir. Sen onu görmüyorsan da O, seni görmektedir.” buyurmuştur. (Buhâri) Niceleri şeyhinin, velisinin, efendisinin her an kendisini gördüğü düşüncesiyle kendilerince ihsan halinde bir hayat yaşarlarken, mü’minler bu bakışı, yani ihsan halini Allah için yakalayamamışlardır. 

       Bedeni sağlam olduğu halde aklı sağlam olmayanı Rabbimiz ibadetten sorumlu tutmamıştır. Bedeniyle namazda olup da aklını namazda bulundurmayanın deliden farkı nedir? Elbette akıl kullanmak içindir ve aklın nasıl kullanıldığı ve kullanılmadığının hesabı sorulacaktır. Rasulullah (s.a.s) bir anlık Allah’dan gafil olmaktan ona sığınırken, bugün dünya hayatına dalmış nice gafiller… İmam Gazali; “Sarhoşun namaza yaklaşmaması, aklına sahip olamadığındandır. Namazda aklını kullanmayanla sarhoşun arasında ne fark vardır,” demiştir. Küfür sistemleri, insan hayatında Allah’a yer bırakmayacak şekilde ayarlanmıştır. Küfür sistemleriyle ve idare edenlerle bir derdi olmayanların, hatta destekleyenlerin gereği gibi namaz kılma ve verdikleri sözleri yerine getirme dertleri de olmaz. Televizyonlar ve cep telefonları sadece zamanın katledildiği bir makine, bir alet değil, mükemmel bir namaz kılmanın önünde büyük bir engeldir de.  Diziler, filimler ve tartışma programlarının arasına sıkıştırılmış nice namazlar… 

       Oysa namazın bütünü zikir, yani Allah’ı anmaktır. Bu bakışı yakalamak gerekir. Tezkira; Allah’ı hatırlatan her şeydir. Tesbih; söz, fiil ve itikatla Allah’ı her türlü noksanlıklardan beri tutmaktır. Hamd; her türlü övgü, sena ve yüceltmeleri sadece Allah’a has kılmaktır. Siz etrafınızdakilerin siyasî ve dinî önderlerini nasıl övüp yücelttiklerini ve hatasız kabul ettiklerini düşünün ve görün… Kunut; gânitundan türemiştir. Boyun eğen, sukut eden, huşu duyandır. Münib; gönülden boyun eğen, itaat ve kulluk edendir. Huşu; Allah’ı büyük bilerek kalbin saygı duyması, edeb etmesidir. İstiâze; şeytandan hayatın tüm alanlarında Allah’a sığınmaktır. “Kur’ân okumak istediğin zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.” (Nahl/98) Namaz, Kur’ân’da en çok zikredilen ibadettir. Yetmiş kez zikredilmiştir, bu da önemini ortaya koymaktadır. 

     Namazda huşuyu oluşturan ve sağlamlaştıran unsurlar.

  1. Namaza hazırlık, ezana icabet. Ezan duasını okumak. Güzel bir şekilde abdest almak. Elbise ve namaz kılınan yerin sade olması ve sakin bir ortam. 
  2. Namazda sükunet ve azaların tam yapılması. Rasulullah “ En kötü hırsız namazdan çalandır. Kişi nasıl namazdan çalar ya Rasulullah, rükusunu ve secdesini tam yapmayarak.” buyurdu. (Müsnet) Huşuyu, acelecilik yok eder. 
  3. Namaz da ölümü hatırlamak. Hadiste “ Namazını veda edenin namazı gibi kıl.” buyrulur. (İbni Mace) 
  4. Namazda okunan Kur’ân ayetlerini ve zikirleri tefekkür etmek. Taberi diyor ki, ben Kur’anı anlamadan okuyana hayret ediyorum. O nasıl Kur’ân’ın lezzetine erebilsin. 
  5. Her ayeti dura dura ve ağır okumak. Bu Rasulullah’ın sabit sünnetidir. 
  6.  Namaz kılan kişi, Allah’ın kendisine cevap verdiğini bilmelidir. Fatiha, Allah ile kul arasında bir konuşmadır. Hadiste “Sizden biri namaz kıldığında gerçekten Rabbiyle konuşmaktadır. Öyleyse nasıl konuştuğuna dikkat etsin.” bildirilir. (Hakim -müstedrek)
  7. Namazda secde yerine bakmak da huşuyu sağlar. Başı eğip gözleri yere dikmek. Namazda etrafa bakmak insanın dikkatini dağıtır ve akla nice şeyler getirir. Sesten etkilenmek de aynı etkiyi yapar.
  8. Her namazda sureleri ve ayetleri değiştirerek okumak. Sürekli aynı sureler okunursa alışkanlık yapar ve diliniz okurken aklınız başka yerlerdedir. 
  9.  Şeytandan Allah’a sığınıp euzu besmele çekmek. Şeytan ilk önce namaz kılmada tembellik yaptırır. Sonra düşünceleri dağıtır, kalplere hatıralar sokar. Namaza başladığı hatalarıyla geri çıkar. 
  10. Namazda huşunun faziletini ve gerekli oluşunu bilmek. Huşu azalırsa sevap da azalır. 
  11. Namaz içindeki dua ve zikirleri bilerek okumak. 
  12. Meşgul edici şeyleri ortadan kaldırmak. Mümkünse sade bir yerde kılmak. Hadiste “ Bu örtüyü buradan kaldır. Çünkü onun nakış ve süsü benim namazımı meşgul ediyor.” buyurmuştur (Buhâri)
  13. Kalabalık ve gürültülü yerlerde, televizyon ve radyo çalarken, çok soğuk ve sıcak yerlerde namaza durmamak. Rasulullah (s.a.s.) çok sıcaklarda namazı tehir etmiştir. 
  14. Tuvalet ihtiyacı varken ve sıkışıkken namaza durmamak. Bu huşuyu çok bozar. 
  15.  Uyku bastırdığında namaza durmamak. Yine vakit varken yemek hazır ise namaza durmamak. 
  16. Uyuyanın ve konuşanın yanında namaza durmamak. Uyuyanın ne yapacağı ve konuşanın ne konuşacağı belli olmaz, sizin dikkatinizi dağıtır.  

Bazı alimlere göre huşusuz namaz kılan namazı iade etmelidir derler. Bazıları da sevap ve maksat açısından sahih değildir, şer-i olarak namaz olmuştur demişlerdir. 

       Allah’ın rahmeti namazı hakkıyla eda eden ve namazda verdikleri sözleri yerine getirenlerin üzerinedir…


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir