Mâlik

Mâlik: Elde etmek, idaresini ele almak, sahip olmak, saltanat sürmek, hâkim olmak, idare etmek, güç ve otorite kullanmak, hâkimiyeti ele almak, güç sahibi olmak, duygu, düşünce ve davranışlarına hâkim olmak. 

       Mâlik olanın elinden mülk alınmaz ve çıkmaz. Mâlik olan mülkünü dilediğine dilediği kadar verir, dilediğinden de alır. El Mâlik olan Rabbimiz mülkü olan insana diğer mülklerinin kullanımını vermiştir. El Mâlik olan Rabbimiz mutlak güç ve iktidar sahibi ve mülkün sahibidir. Mâlik, malın sahibine denir. Mal sahibine güç ve kuvvet kazandırdığı için mülk denir. Her melik mâliktir, her mâlik melik değildir. Mâlik olan mülkünün var olması ve yok olması konusunda karara verme yetkisine sahip olandır. İnsan elindekilerin mâliki olduğunu düşünüyorsa gücünü kullansın ve sahip oldukları elinden çıkmasın. Elden çıkıyorsa kişiye ait değildir. Rabbimiz hâkimiyeti yalnız kendisine veren, O’nu mâlik ve melik kabul eden mü’minleri malın ve makamın kölesi yapmaz. Malı sahiplenmeyen ve istemeyi sadece mâlik olana yapan acizliğinin ve bir başkasına muhtaç olduğunun farkındadır. Her şeyin sahibi Mâlik olana yönelenleri Rabbimiz kula kul olmaktan kurtarır. Yeryüzünün mülkü, malı ve kullanımı geçici olarak imtihan için insanın kullanımına verilmiştir. Mü’minlerin asıl varis kılındıkları, sahip olacakları sonsuz cennetlerdir. 

       “Din gününün mâlikidir.” (Fâtiha/4)

       Bir şeye hükmetmek ve itaat edilmek için o şeyin sahibi ele geçiren, emreden ve yöneten m’aliki olmak gerekir. Firavun Mısır’ın mâliki beni ve dolayısıyla hükmedip yöneten rab, itaat edilen ilah da benim demiştir. Dünyada verilenlerle kendilerini verilenler üzerinde malik görüp istediği gibi yönetmeye kalkanlar âhiret de asıl mâlik olanın kim olduğunu göreceklerdir. O gün kimin sözü ve hükmünün geçeceği belli olacaktır. Din günü, yani dünya hayatının hesabının görüleceğinin gün demektir. Din hesabın görülme manasınadır da. Rabbimiz, ahrette tek söz sahibi benim buyururken nice inanç sahipleri ve İslam  adına nice cemaatler Allah’dan başka kesin şefaatçiler, yani kurtarıcılar ve yardımcılar belirlemişlerdir. Bu onları âhiret de söz sahibi mâlik görme bakışlarındandır. Dünyada allah’ın sıfatlarını verdiklerine Âhirette de vermeye kalkmaları normaldir. “onların aralarında ihtilaf ettikleri şeyleri biz çözeceğiz” buyurur Rabbimiz. Yani her ihtilafı biz çözecek değiliz ve çözemeyeceğiz de demektir.  

       “Deki, size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Yahut gözlere ve kulaklara sahip olan kimdir? Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkaran kimdir? İşleri yerli yerince sevk ve idare eden kimdir? Allah’dır diyecekler. Deki, o halde hiç korkmaz mısınız? (Yunus/31)

       Allah’dan başka hayatına hükmeden kabul edenlere, onlara itaat edenlere, sığınıp yardım isteyenlere, hayatlarına sahip olup yöneteceklerini düşünlere ve itaat ettiklerine deki, yer ve göklerden size rızık veren kimdir? Gözünüzün görmesini ve kulağınızın duymasını sağlayan kimdir? Hayatı ve ölümü var eden kimdir? Yer ve göklerdeki düzeni sağlayıp yöneten kimdir? Diye sorsan her insan Allah diyecektir. Yani bunlara sahip olup yöneten mâlik’i kimdir desen, Allah’dır diyeceklerdir. Onlara deki, maden bunu kabul ediyorsunuz, o zaman Allah’dan ve hesaptan korkmaz mısınız? Rabbimiz bu ayetiyle her şeyin sahibi ve yöneten mâlik ve melikinin kim olduğunu bildirmiştir. 

       Firavunda aynı şekilde toplumuna Mısırın ve içindekilerin sahibi kim, akan Nil nehri kimin, köleler ve yönetme hakkı kime ait demişti toplumda mâlik olan sensin demişlerdi. Firavunda o zaman sizin en büyük rabbiniz benim demişti. Yani size hükmedip yönetecek rab benim demişti. Haddi aşanlar önce toplumlara oranın sahibi ve yöneten mâliki kendilerinin olduğunu ispata ve kabule insanları zorlarlar. Kabul ettiklerinde yeni hüküm ve itaatler gelecektir. 

       “Deki, ey mülkün sahibi olan Allah’ım. Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de mülkü alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini de zelil edersin. Hayır ancak senin elindedir. Şüphesiz ki Sen, her şeye kâdirsin.” (Ali İmran/26) 

       Allah’ın yarattığı her şey mülktür. İnsanda Allah’ın mülklerinden bir mülktür. Mülk sevk ve idare edilen her şeydir. Bu mülklere sahip olan mâlik, sevk ve idare ederek yönetende meliktir. Rabbimiz Rsulüne ve tüm inananlara kime dua edeceklerini, dilediğine dilediği kadar veren ve alanın kim olduğunu bildirmiştir. Bunu bilmeleri, itaat etmeleri gerektiğini bildirir. İnsana muhtaç olduğunu ve Rabbine yönelmesi gerektiğini ve bunu dile getirmesini bildirmiştir. Deki, ey mülkün, yarattığı her şeyin sahibi Mâlik ve yöneten melik olan Allah’ım! Yarattığın her mülk senindir. Bunları dilediğin kadar dilediklerine mal, mülk ve makam olarak verirsin. Dilediğine verip aziz, alarak da zelil edersin.  Çünkü Mâlik olan, mülkünün tek sahibi sensin. Bize her ne hayır ulaşırsa sendendir. Bir şey vesile olmuşsa o vesileyi de sen var ettin. Çünkü Sen her şeye güç yetirensin. Bunu bilen sadece her şeyin Mâlik olan ve yöneten Melik olan Allah’a yönelir ve itaat eder. Bir şeyin mâliki olan onu yönetir ve ona itaat edilir. Bir şeyinde asıl sahibi olmayan her an elinden alınacak demektir. Bunlara da itaat edilmez, yardım beklenmez ve âhirette de şefaatçi kılınmaz. Mâlik olan dilerse şefaat etme ve edilme hakkı verir.   

       “Mülkünde ortağı yoktur.” (Nîsa/111)

       Yaratan yarattıklarının sahibidir. Sahip olduklarını dilediği gibi tasarrufta bulunur. Sahip oldukları asla elinden alınamaz, kaybolmaz, koruma derdine düşmez. Malik olduğuna hiçbir yarattığı ortak olamaz, onlar Allah’ın mülkünde dilediklerine veremez. Mülkünde tasarrufta bulunamaz ve şefaat edemezler. Mülk yaratılan her şey ve üzerinde tasarrufta bulunulan her şeydir. Mülk üzerinde tasarruf ve yönetme hakkına sahip olmaktır da. Bu hakka sahip olan meliktir. Allah’ın mülkü üzerinde kimse yönetmede melik olarak ona ortak olamaz. Yer ve göklerin sevk ve idaresinde yönetmede ortağı yoksa mülkü olan insan üzerinde de yönetmede ortağı yoktur. Ortak olmaya çalışan haddi aşmış ve tağut olmuştur. Onlara itaat edenlerde haddi aşmışlardır. İnsanın akletmesi gereken insanı kimin yarattığı değil, yaratılanlar üzerinde kimin hâkim olup hükmedeceği ve yöneteceğidir. Çünkü böylece mâlik ve melik olan ortaya çıkacaktır. Hâkimiyeti kendinde gören Firavun, Nemrut ve benzerleri gibi hükmettikleri üzerinde kendini mâlik ve yöneten melik görmüşlerdir. Toplumlara düşende kime itaat ettiklerine ve ne ile yönetildiklerine bakaccaklardır.  

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir