İtikâfa Çekilmek

       İtikaf bir şeye devam etmek manasınadır. Bir mescidde veya mescid hükmünde bir yerde itikaf niyetiyle durmaktan ibarettir.  İtikafa devam eden kimseye mutekif (itikaf yapan) denir. İtikaflar vacip, müekked sünnet ve müstehab olmak üzere üç bölüme ayrılır. Kişinin dil ile adamış olduğu itikaf vaciptir. Bu itikafı kendine vacip etmiştir. Ramazan ayının son on günündeki itikaf müekket sünnettir. Diğer zamanlarda ibadet kastıyla yapılan itikaflarda müstehabtır.

       İtikafın süresi Hanefilerde imam Ebu Yusufa göre en az bir gün, imam muhammede göre ise bir saattir. Yani zamanın bir bölümüdür. Malikilerde bir gece, şafilerde ise en az bir an, sübhanallah denilmesi kadardır. 

       H.z Aişeden rivayetle Rasulullah (s.a.s) medineye hicretinden vefatına kadar her Ramazanın son on gününde itikafa devam etmiştir. İtikafta geçirilen tüm vakitler ibadet halinde sayılır. Yani namaz halinde gibidir. Namaza, oruca, cihada hazırlık, gidip gelmek, hazır bulunmak, o vaktin içinde bulunmak gibidir. İtikaf halinde de kişinin ibadet hali devam eder. Bakara suresi 187. Ayette “ Mescidlerde itikafta bulunduğunuz zaman kadınlara yaklaşmayın” diye buyrulmuştur.  

       İtikafa niyet edilmeli ve içinde cemaatle namaz kılınan her yer itikaf için uygundur. Kadınlarda kendi evlerinin bir bölümünde itikafa girebilirler. Vacip olan itikafta Hanefilerde oruçlu olunmalı, şafide vacip olan itikaftada oruç şart değildir. Vacip itikaf kişinin kendine şart koştuğu itikaftır. Diğer itikaflarda oruçlu olmak şart değildir. Ramazanda olan itikaf zaten oruç halinde yapılır. 

       İtikafın ramazanın son on gününde yapılması uygundur. İtikaf esnasında hayır konuşulmalıdır. Hayır ise, Allah ve Rasulünün emrettiği, güzel bir kulluğa yol açan her söz ve davranıştır. İtikaftayken konuşma içinde günah gerektirmeyen şeyler varsa konuşmada bir sakınca yoktur. İbadet kastıyla susmak mekruh kabul edilmiştir. Yalnız tefekkür farklıdır. Kainatı, kendi acziyetini, Rabbinin yüceliğini, yeryüzüne geliş gayesini, ruhlar aleminde ne söz verdiğini, yaptıklarının ne kadarının Allah ve Rasulünün emrettiği şekilde olduğu, daha iyisini nasıl yapabileceği, gideceği sonsuz hayata hazır olup olmadığı, geriye ne gibi eser bıraktığı, kendisinden istenilen kulluğu ne kadar ve samimi olarak, bilinçli bir şekilde yaptığı gibi nice tefekkür edilmesi gereken şeyleri itikaf anlarında muhasebesini yapmak. 

       Sadece namaz, kur’an okuma, zikir, tesbihat değil, heran huzuruna varacağı Rabbin emrine ne kadar itaat ettiğinin bir muhasebesinin yapılması daha uygun olur. Her zaman namaz kılınır, oruç tutulur, kur’an ve kitap okunabilir. Ama dünyadan tamamen el etek çekip, Rabbimizle bu kadar bedenen, kalben, beyin ve ruhen hazır olarak bir ortamda tefekkür daha uygundur. O ana kadar yaptığınız ibadetleriniz, eş oluşunuz, evlat oluşunuz, komşuluk ve akrabalıklarınız, islamı araştırıp, öğrenmeniz, öğretmeniz, dava içinde yaptığınız çalışmalarınız gibi nice yaptıklarınızın ve yapmadıklarınızın bir gözden geçirilmesi, itikaftan sonra bu alanlarda ne yapmak istediğinizin planları ve bir sonraki itikafa kadar planlı bir şekilde bunun mücadelesini vermek. Aksi halde namaza başlamadan önceki haliyle, namaz sonrası halinde hiçbir değişim olmayan, namazı bir yük kabul edip bir an önce üzerinden atmaya çalışan kişi gibi, aynı şekilde orucu da bir yük kabul eden ve sonrasında açlıktan öte bir şey kendine kalmayan insanlar gibi, itikaftada başlarken hedefiniz, bulunduğunuz anda yaptıklarınız ve aldığınız kararları itikaf sonrası yerine getirmeniz sizi diğer insanlardan ayıran fark olacaktır.

       Bütün dünya işlerinden beri olup Rabbinizle baş başa olduğunuz şuuruyla hareket edip, ne istediğinizi ve kimden istediğinizin farkında olup hareket ederek bu kıymetli anı iyi değerlendirmek mümince olandır. 

       Kur’an okumaya ve anlamını okuyup üzerinde düşünmeye, hadis okuyup yine üzerinde düşünmeye devam edilmeli. Her okuduğunuzu önce kendi hayatınız üzerinde değerlendirme, sonra diğer insanlar üzerinde bunların tesirini nasıl sağlayacağınız düşüncesiyle tefekkür etme. Sonra itikafta beraber olunan kişilerle düşüncelerini paylaşmak, onlarında düşünüp anlamalarına yardımcı olmak, onlarında düşüncelerini kendine kar bilip alma. Bir cemaat halinde Rabbin rahmetine kavuşma mücadelesi verme. 

       İtikaf halinde iyi giyinip, koku sürünerek, oturup kalkışımız, yatışımız, okuyup, konuşmamız bir başkasını rahatsız etmemeli ve dikkatini dağıtmamalıdır. İtikafta Rabbiyle baş başa olduğunu, nefsin arzularını, hoşuna giden işleri ve davranışları terk etmeli, orada evindeki rahatı aramamalı, insanların rahatsız olup olmadıklarına dikkat etmeli, her haliyle yapıcı ve düzeltici olmalıdır. 

       İtikaf halinde beraber olduğu kardeşlerini Rabbin rızasını kazanmaya çalışan ortaklar görmeli ve beraber hareket etmelidir. İtikafı birkaç ibadetten oluşan bir iş yerine, ölüm öncesi bir hazırlık ve muhasebe olarak kabul etmek yapılanları ve yapılacakları gözden geçirmek, bulunulan halin muhasebesini yapmaktır. 

       Bugün sistemler Allah’ın mescidlerini işlevsiz hale getirmişler, sonrada o cami ve mescidlerde Allah’a yönelirler. Dini tahrif, sonrasında ehli kitap gibi dini yaşadığını zannedip cennet hayali kurarlar. Bakara suresinde Rabbimiz “ Allah’ın mescidlerinde onun ismini anılmaktan meneden ve harap olmaları için çalışan kimselerden daha zalim kim olabilir. Bunların mescidlere ancak korka korka girmek hakları olabilir. O kafirlere dünyada zillet ve rüsvaylık vardır. Ahirette en büyük azapta onlardır.” ( Bakara/ 114) Bugün toplum Allah’ın adının mescidler de, camilerde anıldığını söyler ve savunurlar. Camilerde ezanın okunduğu, kur’an okunduğu, Allah için namaz kılındığı, dolayısıyla Allah’ın adının anıldığı söylerler. Bunun üzerinden siyasi otoriteler sevdirilir, savunup desteklendirilir. Sadece Rabbimizin, Allah isminin veya birkaç isminin anılmasının yeterli görülmesi. Allah’ın doksan dokuz ismi ve sıfatlarının ne kadarı anılıyor. Tamamının anılması, o isimlerin ne kastettiği ve o kasta göre amel edilip edilmediğidir. 

       Kur’anda 930 civarında geçen Rab kelimesi ne kadar anlatılıyor. Göklerin Rabliğini Allah’a, yeryüzünün sevk ve idaresinde rabliği insanlara verirler. Yasa koyucu, o yasalarla insanları çekip çeviren, terbiye eden yeni rabler. İlah olarak Allah’ı kabul ettiğini söyleyip, yaşantıda itaat ve kurallarına teslim olma, boyun bükme, rızasını kazanmaya çalışma, yüceltme, övme, mutlu ve üzüntülü olma noktasında yeni ilahlar belirlerler. İtaat ve teslimiyet sosyal hayatta kime yapılıyorsa ilah odur. 

       Alim olarak Allah (c.c) bilinir, fakat kalpleri bilme, gaybden haber verme, gizliliklere vakıf olan yeni efendiler, şeyhler, veliler edinilir. Alim olan Allah’ın (c.c) insanların hem dünya, hem de ahiretlerini kurtaracak olan kitabını sosyal hayattan kaldırıp, onun alimliğinin eseri olan kur’anı yaşama kitabı yapmayıp, yeni yasalar belirleyiciler ve bilenler oluşturup onların ilimleriyle sosyal hayatı düzenlerler. 

       Malik olarak Allah’ı bilirler, fakat hayatlarında yeni malikler oluşturmuşlardır. Tek taraflı olarak emretmeyi kime vermişseniz, kime boyun eğip, tasarruf hakkını ona vermişseniz malik odur. Kendinizin ve elinizdeki nimetlerin kullanımı üzerinde kim söz sahibi ise malik odur. O nimetlerin kullanımını yalnız kendinize ait görüyorsanız veya Allah’tan başka kural belirleyicilerin isteklerine göre çekip çeviriyorsanız malik, yani hükmeden, kural koyan, hükümdar, efendi siz olursunuz. Bütün kainatın sahibi olan Allah’ın mülkünü kendi tasarrufunda görüp, istedikleri gibi kullanma hakkını kendinde görme ve bu yapanları baş tacı yapıp melik olarak onları kabul etmek ve itaati onlara yapmak. 

       Allah’ı kuddüs bilip, tüm hatadan ve gafletten uzak, pek temiz bilip, nice din adamlarını ve yasa belirleyen siyasileri hatasız, mükemmel bilme, belirledikleri yasaları, dini kuralları hatasız bilip uyma. Dini  ve siyasi liderleri, velileri temiz, eksiksiz, her sözü doğru bilip itaat etmek.

         Selam olan Allah’ın ismini ondan başkasında görmek! Din adamlarını hidayete ulaştırıcı ve o yolda tutucu bilme. Siyasileri selamete ve rahata kavuşturan, yasalarıyla mutluluğa ulaştıran görmek! Bulundukları her hayrı, selamette olmayı, siyasi ve dini liderlere verip, bela ve musibetleri Allah’a vermek! Yani iyilikler yeni ilah ve rablerine, kötülükler Allah’tan geldi bakışında olmak. 

       Mümin olan Allah’ın ismini, yani kendisine sığınanlara aman verip koruyan, rahatlatan Allah yerine, koruyup rahatlatma, emniyette kılma işini velilerine ve siyasilere vermek. Müheymin olan Allah’ın ismini yani gözetleyici ve koruyucu vasfını kutuplarına, veli ve gavslarına verme. Dünyayı sevk ve idare edenlerin her şeyi gözetledikleri ve korudukları düşüncesini taşıma. 

       Mütekebbir olan Allah’ın ismini yine bir başkasında görmek! Her şeyde büyük olan Allah, onları görmede, yardım etmede, şifa vermede, hayatlarını düzenleyecek yasaları belirlemede en büyük değimlidir ki araya bir başkasını koyma ihtiyacı hissediliyor.

       Rezzak olarak Allah’ı kabul edip, rızık verildiğinde velileri ve siyasileri bilir, Hamdi yani yüceltme ve övmeyi sadece onlara yaparlar. Semi ve basir olan Allah’ın bu isminin yanında başka işitici ve görücüler belirlerler. 

       Adil olan Allah’ın ceza yasalarını almayıp, yerine insanların ceza yasalarını kabul edip o yasaların verdiği cezalardan razı olup, adaletli olduğunu savunmak. Allah’ın hükümlerinin dışında başka yasalardan adalet beklemek küfrü gerektirir. Allah’ın adalet sıfatına kim denk olabilir ki. Kafirlerden başka kim kendi uydurduğu kuralları Allah’ın kuralları yanında zamana uygun, adaletli, insanlık için en iyisi diyebilir. 

       Hakim olan Allah’ın belirlediği hikmetli işleri ve yasalarını bir tarafa bırakıp, yeni hükmediciler belirlemek. Onların çıkarttıkları yasaları hikmetli kabul edip razı olmak! 

       Vekil olan Allah’ı bırakıp onun yerine kendilerinin hayatlarını düzene sokacak, işlerini takip edecek, tek taraflı onlara düzen belirleyecek dini ve siyesi liderler belirlemek. Allah ( c.c) yerine kural belirleyen ve o kurallarla kendilerini yönetecek yeni vekiller belirlemek. Velayet, tek taraflı teslim edilecek malik ve Rab Allah’tır. Vekil olarak ta teslim olunacak ilah ta yine yalnız Allah’tır elbette. Yine Allah (c.c) velidir. Yani kullar için tek taraflı yasa koyucudur. Tek taraflı itaat ve teslim olunacak olandır. Veli, yani idareci ve emredici insan için yalnız Allah’tır.

       Allah’ın (c.c) nice ismini onun mescidlerinde anmayan, anılmasına bu şekilde müsaade etmeyen, anlatanları cezalandıran, sürenden kim daha zalimdir buyuruyor Rabbimiz. Allah’ın adını anmayı yalnız Allah ismini anmakla yeterli gören bakışlar. Oysa Rasulullah (s.a.s) mescidleri hem siyasi, hemde ibadi olarak kullanmıştır. Bugünün tağuti siyasileri kendi menfaatleri doğrultusunda mescid ve camileri kullanırlar. 

       Mescidler ve camiler Allah’a kulluğun her alanda yapılacağını öğrenme, islamı sosyal hayata yayma, ümmet bilinciyle Allah’ın huzurunda cem olma ve namazdaki bu toplu hareket etmeyi hayatın her alanına yayma. İnsanların Rableriyle ve insanlarla olan ilişkilerini düzenledikleri bir yer olarak kullanma. Bu ve bunun gibi nice vasıflar mescidlerin fonksiyonlarındandır. Mescidleri bu halden çıkarıp, sadece namaz kılma yeri haline getirmek, namazdaki gerçek kastı anlatmamak, namazı gereği gibi ikame etmemek, namaz sonrası verilen sözleri yerine getirmemek. Rasulullahın (s.a.s) mescidleri kullandığı gibi kullanmayıp, kendi siyasi otoriteleri için destek bulma, toplumun gerçek islama ulaşmalarına engel olma, kendi resmi kurumları yapıp, memurlarını atayıp, kendi ilah ve rabliklerini güçlendirmek için kullanıp, sonra bu mescid ve camileri Allah’ın evi diyerek insanları kandırmak! 

       Müslümanları kaynaştırması gereken, ümmet ve kardeşlik bilincini artırması gereken mescidler, yanlış kullanım veya kasıtlı olarak fonksiyonlarının kullanılmaması sonucu birbirlerine düşman, Rablerini sıfatlarıyla tanımayan, kur’ana göre bir hayatı istemeyen, Rasulullahı birkaç örnekliğini alacakları mübarek bir insan gören, yeryüzüne geliş gayesinden haberdar olmayan insanlar topluluğu. Allah’ın mescidlerini Allah’a gerçek kulluk değil, kendilerine itaat eden, yalnız kendi yasalarına uyan topluluklar oluşturmak için kullanan siyasi ve dini lider ve hocalar.

       İnsanlar kendi hayatlarını sosyal hayatta Allah’ın dışındaki sistem ve otoritelere ve onların kurallarına vakfederler, yani adayıp, teslim ederler, mescid ve camilerde itikafla Allah’a vakfettiklerini nasıl söyler ve bunu nasıl Allah için düşünebilirler. Bir yıl boyunca demokrasiye, laikliğe, kapitalizme göre bir hayat yaşanılacak, üç beş günlük itikafla Allah ile irtibatlı olup affedileceği düşünülecektir.              

       Kimin itikafa gireceği, kendini Allah’a arz edip istediklerinin kabul edileceği aslında herkesin şuanda mescidleri ve camileri nasıl kullandıklarıyla, hayatlarında yasa koyucu, şifa veren, hidayet eden, kalpleri bilen, duyan, gören olarak kimi bildiklerine bağlıdır. Allah (c.c) ile baş başa kalma hakkı hayatının tümünü Rasulullah gibi ona vakfeden, onun emirleri doğrultusunda bir hayatı düzenleyen, yeryüzü İslam olsun mücadelesi verenlerin hakkıdır. Onlar hayatlarında ümmet bilinciyle bir cemaatsel çalışma yapıp, bulundukları yerde Allah’ın hükmü geçerli olsun mücadelesi veren, köleliği yalnız Allah’a yapan insanlardır. İman etmiş olduklarının gereği gibi teslimi olarak ta Müslim olmuşlardır. 

       Önce kimin itikafa çekilme hakkı olabilir kavrandıktan sonra, itikafta Rabbimizle baş başa bir itikaf halinde olunacağı ortaya konulmalıdır. Müminler hiçbir ibadeti yaptım oldu bakışıyla yapmazlar, ibadet öncesi maksadı bilir, ibadet halinde gereğini yapar ve ibadet sonrası hayatında da gereğini yerine getirirler. Bu tüm yapılan ibadetler için böyledir. 

       Bir hayatı siyasetiyle, hukukuyla, ekonomisiyle, kendi hevalarıyla veya diğer insanların hevalarıyla yaşayanlar, üç beş gün Allah’ın huzurunda ona adadığı saflığı, gafletiyle geçirmek ciddi bir bakış ve bilgi eksikliğinin sonucudur. 

       İtikaf bir iç muhasebe, bir durum değerlendirmesi, Rabbe verilen yeni ahidler, itikaf sonrasında ne yapacağının planlarını yapma, ahiret için bir hazırlık ve prova anıdır. Allah’ı her alanda sıfatlarıyla birleme, kitabı anayasa kabul edip, Rasulullahın örnekliğini tek örnek alanlar bir yılın, hatta o yaşa kadarki halini gözden geçirip ne kadar istenileni yapmış, gereği gibi bir kul ve insan olmuş, bundan sonraki yaşantısında ne gibi bir değişiklik, bir çalışma, takva, islama ve Müslümanlara, kendi ve ailesine ne gibi bir fayda sağlarımın hesabını yaparlar. Sonra bu kararlarını titizlikle uygularlar. 

       İtikaf halinde kıldığı namazlarını, kimin huzurunda olduğu bilinciyle, ne söylediğini bilerek, namazda verdiği ahidlerini düşünüp namaz sonrası yerine getirme bakışıyla hareket eder. Kulluğunun farkında olup, yeryüzüne geliş gayesini tefekkür eder ve sonuçta nereye gideceğini, ne götürmesi gerektiğini, neler götürdüğünü tefekkür eder. Kendinden sonra geriye nasıl bir eser bıraktığını, (evlat, mal, ilim, hayır getiren yollar gibi.) düşünüp bunun çalışmasını yapar. 

       Namaz ve diğer tesbihat, kur’an okuma her zaman yapılabilir, fakat dünya işlerinden bu denli uzaklaşılan bir ortamda yeryüzüne niçin geldiğini ve nereye, nasıl gideceğini tefekkür için bir fırsat bilip, Rabbiyle baş başa olma gayreti göstermelidir. Düşünüp inceden inceye tefekkür etmek insanların yapmadığı ve meşguliyetlerden yapamadığı bir haldir. Dünya tağuti sistemleri insanların düşünmemeleri için her fırsatı ve yolu denemektedirler. İnsanların hayatlarının her anlarını programlayıp düşünmelerine fırsat tanımamaktadırlar. İnsanları sürekli bir meşguliyet halinde tutmaya çalışırlar. Müminler de dahil bu suni gündemden etkilenip tefekkür edemezler. Oysa nice ayetlerde Rabbimiz insanı düşünmeye, akletmeye, kavrayıp anlamaya sevk eder. Nice tavsiyelerde bulunur. Müslümanlarda bu tavsiyeleri birbirlerine sadece söylerler. İtikaf Rabbimizin düşünüp, emrini yerine getirmek için güzel bir fırsat ve ortamdır. Dünyadan el etek çekilen güzel bir ortamdır. Bu ortamda yapılamayanların yapılması daha faydalıdır. Tefekkür halinde hayalleri, hedefleri, o hedefe giden planları, sonucun ne olduğu gibi yapılması gerekenler. Hayatın her alanında Rasulullahı tek örnek ve önder alanların itikafı ancak itikaftır. Sadece itikafta zamanını Allah’a adamaz, hayatının her anını itikaf hali gibi yaşayarak ihsan haliyle Allah’a adar. 

       Birileri mutlaka Allah’ın mescidlerinde onun bütün isimlerini gerektiği şekilde anacak, o mescidlerin tüm fonksiyonlarını kullanarak harab olmasına engel olacaklar. Bugün insanlar cami ve mescidleri bine olarak imar etselerde, işlev olarak harab etmektedirler. İşte Allah’ın (c.c) en büyük zalimlerden saydığı sınıf Allah’ın mescidlerinde, onun adını her alanda anmayan, Allah’ı ve kitabını tam tanıtmayan, peygamberi sadece ahlaklı bir insan olarak gösteren, on yıllık devlet yönetimini gündeme getirmeyenler bu yaptıkları zulmün karşılığını fazlasıyla göreceklerdir. 

       Allah’ın mescidinde onun adını anmamak, andırmamak! Sonrada o mescidleri Hıristiyanlarınki gibi günah çıkartma yeri haline getirmek! Mescid ve camide ilah ve rab Allah, çıktıktan sonra sosyal hayatta yeni oluşturulan ilah ve rablere itaate devam. Bu tamda ehli kitabın durumudur. Bu hale nice tevhidi kavramışların düştüğü bir ortamda meselenin ne kadar ciddi ve üzerinde durulması gerektiği apaçıktır. 

       Elbette Allah (c.c) kendisine hayatın her alanında teslim olana yollarını açacak ve o yolda onları sabit tutacaktır. Namazın her rekatında Fatiha suresinde doğru yolda olmak istenir, fakat namaz sonrası verilen söze ne kadar sadık kalındığı önemlidir. Yol ancak isteyene gösterilecektir.