Allah (c.c) insanı yeryüzüne halife olarak görevlendirmiştir. Yani Allah (c.c) adına yeryüzünü onun yasalarıyla çekip çevirme işi. Halife bir başkası adına iş yapandır. İnsanoğlu bu önemli ve büyük görevi ya Allah’ın yasalarıyla yapacak, ya da kendi çıkarttığı yasalarla yapacak. Elbette insan yeryüzünü çekip çevirecek şekilde donatılmıştır. Önemli olan insanı yeryüzüne kimin halife olarak gönderdiğidir. Allah adına görevlendirilmek önemli bir görevdir. İnsan için bir onur, bir o kadarda ağır bir sorumluluktur. Çünkü adına iş yaptığınız alemlerin Rabbi dir. Bugün dünya insanı bunun farkında değildir.
Kur’an insanın farkındalıklarını oluşturup, yollarını belirlemeleri içindir. Kur’an dan bî haber olan insan, ruhlar aleminde ne söz verdiğini, halifenin ne iş yapacağını, yeryüzüne geliş gayesini, kuranın gönderiliş ve hayatın hangi alanlarında kullanılacağını, peygamberin örnek ve önder kılındığını ve hayatın hangi alanlarında itaat edileceğini bilemeyecektir.
Allah’ın yaratmış olduğu yeryüzünü ve insanı en iyi bilen elbette onu yaratandır. Dolayısıyla onların nasıl çekip çevrileceğini, adaletin ve dengenin nasıl sağlanacağını da o bilecektir. Ve onun gönderdiği yasa vasat olacaktır, ve ona tabi olanlarda vasat, yani adaletli ve dengeli olacaklardır.
Yeryüzüne halife olan insanı bu vazifesinden uzaklaştırıp kendilerinin ve dünyanın kölesi haline getiren tağuti sistemler, her dönemde bunun farkında olunmaması için mücadele ederler. Onların, Rablerini tüm sıfatlarıyla tanımalarına, yeryüzüne niçin gönderildiklerine, kitabın niçin gönderildiğini anlamamaları için sürekli suni gündemlerle meselenin anlaşılmasını engellerler. Allah (c.c) insana yeryüzünün halifeliğini, şirk fitnenin kaldırılıp, Allah’ın hükümlerinin hayatın her alanında ve dünyanın her yerinde geçerli olması için mücadele edilmesi hedefi koymuştur. Bu büyük hedefte ümmete düşen, İslami bir devlete düşen, cemaat ve fertlere düşen sorumluluklar vardır. Herkes bulunduğu alanda kapasitesince mücadele edecektir. Kişi bulunduğu yerde ve konumda elinin ve dilinin ulaştığı alanlarda mücadele edecektir. Hesap verilecek, sorumlu olunacak, sevap ve günah kazanılacak, kişinin elinin düzeltebileceği ve dilinin ulaşabileceği alanlardır. Hiçbir kimsenin yerini bir başkası dolduramaz. Herkes kendi alanlarından sorumludur. Dinin şahidliğini yapmadığınız her yerden siz sorumlusunuz.
Kendilerini yeryüzünün maliki, yani tasarruf hakkı kendilerinde olduğunu düşünenler, o yerde yasa koyup, çekip çevirerek kendilerini rab yerine koymuşlardır. İnsanlara da bu yasaları zorlayıp itaat ettirerek ilahlık ortaya koymuşlardır. Bir kısım insan her dönemde kendini yeryüzünde malik, ilah ve rab yerine koyup haddi aştılar, çoklarını da halife olmaktan çıkarıp kendilerine köleye çevirdiler. Her dönemde olduğu gibi, bugünde çok az insan Allah’ın halifelik görevini onun yasalarıyla yapmış ve yapmaya çalışmaktadır. Bunu yapabilen vasattır. Yani her alanda adaletli ve dengelidir.
“Böylece sizi insanlara şahidler olasınız diye vasat bir ümmet kıldık. Peygamber de size şahid ve örnektir.” ( Bakara /143)
Vasat; adaletli, doğru, dengeli, seçkin ve şerefli olmaktır. Sizin bir yerde adaletli olmanız ve dengeyi sağlamanız ancak Allah’ın hükmüne ve Rasulullahın örnekliğine tabi olmanızla gerçekleşir. Bu Allah ile olan ilişkileriniz de, ailenizle, komşularınızla, akrabalarınızla, arkadaşlarınızla ve toplumla olan ilişkilerinizde adaletli ve dengeli olmanızdır. Bugün dünyadaki bu adaletsiz ve dengesizliğin sonucu elbette Kur’ana göre bir hayatın programlanmayışının sonucudur. Bir gariplikte bu şirki sistemlerden adalet ve düzen beklenmesidir. Onun için tağuti sistemler, savunulup desteklenmektedir. Çölde balık tutmaya çalışan kişinin durumu gibidir. Tutacağı ancak, akrep ve yılandır. Onlarda ısırınca olacak durum neyse, ümmetin durumu da aynıdır. Bu dengesizliğin sebebi, yeryüzünün Rab, İlah ve Malikliğinin başkalarına verip, Kur’a’nın gönderilişini tam kavrayamamaktır.
Allah ile aramızdaki dengenin sağlanması için Allah’ın tüm sıfatlarını bilip yalnız ona has kılmak. Bu şirk koşulmamasını sağlayacaktır. Allah ile araya yer ve göklerde hiçbir aracının sokmamak, Kur’an ile araya hiçbir yasa, kural, töre ve heva sokmamak, örnek ve önder olarak Rasulullah ile aramıza hiçbir lider ve din adamı sokmadan bu ilişkilerde adaletli ve dengeli, yani vasat olmalıyız.
Ailemiz ile olan ilişkilerimizde Rasulullah’ın örnekliği tek örnek olmalıdır. Eşimize ve çocuklarımıza davranışımızda adalet ve onun sonucunda da dengeyi sağlamalıyız. Bütün mesele eş, çocuk, anne baba olmaktan ziyade, bir hayatı iman, İslam üzere yaşayıp, o şekilde tamamlama mücadelesidir. Evlenmedeki maksadımız, haramlarda korunma, imanlı ve hayırlı bir nesli oluşturmak, insanlara adaletli ve dengeli bir aile’nin şahid ve örnekliğini göstermektir. Komşular ve akrabalarla olan ilişkilerde her hal ve hareketimiz önemlidir. Çünkü biz vasat toplumun ve ailenin örnekliğini sergiliyoruz. Yahudiler gibi bilgili amel az, Hıristiyanlar gibi bilgisiz fakat ameli olan bir topluluk yerine bilen ve bildiğiyle amel etme mücadelesi veren bir topluluk olmak ve oluşturmak hedefimizdir. Çünkü Allah adına onun dininin şahitliğini yapmakla görevlendirildik.
Vasat ümmet dini hayatın her alanında yaşayarak gösteren şahit olandır. İnsanlar doğruyu, adaleti ve dengeyi sizde bulmalıdır. Yanlışın anlaşılması için yaşayarak dinin gösterilmesi gerekir. İnsanlar sizin şahitliğinize bakarak, şirki, küfrü, haramları, bid’a ve hurafeleri kavrayıp bilgileneceklerdir. Yine toplum cihadı, şehadeti, imanı, mümini, müslimi, ahlakı, takvayı, ilmi ve ameli sizde bulacaklardır. Toplum müslüman bir ferdin, aile’nin ve cemaatin nasıl olması gerektiğini sizin yaşantınıza bakarak görecektir. Siz farkında olmasanız da üzerinizde taşıdığınız İslami kimlik söylem ve eylemleriniz toplum tarafından sürekli kontrol edilir. Toplum, kendisi yapmamış yapsa da bir mümine o yanlışları yakıştırmaz. Komşu, akrabalarınız ve aileniz sizde, toplum cemaatlerde, dünya insanı da ümmette dinin şahitliğini görmelidir. Dolayısıyla herkes bulunduğu konumda ve yerde vazifelerini yapmalıdır.
Bu gün insanlar demokrasiden laiklikten, kapitalizmden, töreden, Yahudi, Hıristiyan ve nice izimler den adalet ve özgürlük arıyorlarsa, ümmetin bu şahitliğini yapmadığının göstergesidir. İşin garibi vasat ve şahit olması gereken Müslümanlar, bunlardan adalet ve özgürlük arıyorlar. Yeryüzüne geliş gayesini unutmuş, halife oluşundan bî haber olan, elindeki kitabın kıymet ve değerinden uzak bir bakışın sonucu elbette bu olsa gerek. Osmanlının dağılmasından sonra yeryüzüne hâkim olan insanlar yaklaşık yüz yıldır dünyayı perişan etmişlerdir. Ekini yani tabiatı ve nesli bozmuşlardır. Ve hâlâda bozmaya devam ediyorlar. Müslümanları yaşadıkları yerlerde bu fesâdı müslümanım diyenlerin elleriyle yapmaktadırlar. Ümmet hala onların yasalarıyla yaşayıp, adaletli olmaya çalışmaktadır. Onların yasalarından adalet beklemek ahmaklık olduğu gibi, Allah’ın yasalarını devre dışı bırakıp, ona isyandır.
Şahid ümmet olasınız diye vasat yapıldınız. Yani lider, önder olan, seçkin, şerefli ve adaletli olan, halife oluşunun farkında olup, velayeti yalnız Allah’a veren, Allah’ın birliğine şahid, kitabın hak oluşuna ve Rasulullah’ın tek örnek ve önder oluşuna şahid ümmet olmak. Bu ancak Allah’a ve Rasulüne itaat ederek sağlanır. Öncü ve önder olma, yani halifelik yapmak ancak bunların hakkıdır. Adaleti de yalnız bunlar sağlarlar. Allah tarafından seçilmiş olma ve bu şerefli görevi yerine getirme ağarlığı ve sorumluluğu o nispette büyüktür. Allah adına bir iş yapmanın ahiretteki kazancı büyük olacağı gibi, cezası da o nispette büyük ve zor olacaktır. Müslümanım demek beraberinde bir sürü sorumlulukları getirecektir. Şirkin ve küfrün hâkim olduğu yerlerde Müslümanlar din, mal, can, nesil, akıl emniyetlerini de kendileri sağlarlar ve bunun şahidliğini yaparlar.
Peygamberin ümmetine karşı sorumluluğu, onlara dinin şahidliğini adaletli yapması, pratikte göstermesidir. “Kızım Fatıma da hırsızlık yapsa ,elini keserdim” adaleti. Kendi aleyhine olsa da adaletten ayrılmama örnekliği. İnsanlara dinin şahidliğini yapmak, manasını değiştirmeden, çarpıtmadan, gizlemeden, kur’a nın tüm ayetlerini toplumun gündemine sunmak. Peygambere dinin şahidliğini etrafına yap emri, ümmete de insanlara karşı dinin şahidliğini yapın emri. Önce bunu Allah’ın emri olarak görmek, o nispette ciddiye almak. Bunu şeref kabul edip, yerine getirmenin mücadelesini vermek. Dünyada bunca insanların içinde, alemlerin Rabbi nin seçtiklerinin içinde olmak.
Rabbimiz, “ Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırsınız. Allah’a da inanırsınız.”( Ali İmran / 110) Buyurmuştur. Tüm insanlar içinden, insanlar için seçilmiş olmak şerefi, ancak bu gerçek iman ve o imanın gereği olan Salih amelleri yapmak ve yapılmasını sağlamakla gerçekleşecektir. İman edilmesi gerekenlerin mümini, amel edilmesi gerekenlerin müsli mi olmak, vasat olma ve şahidliği yerine getirmektir. Her mümin ve cemaat elinin ve dilinin ulaştığı alanlarda emri bil maruf ve nehyi anil münker yapacak.
Rasulullah (s.a.s) ve ashabı tam bir vasat ve örnek ümmet olarak şahidliklerini yaptılar. Kıyamete kadarda bu örneklikleri devam edecektir. Yolundan gittiğini söyleyenlerin durumu ise, şahsiyetini yitirmiş, vasat ve şahid ümmet, önder ve halife ümmet oluşunu unutmuş, düşmanlarından adalet bekleyen, şahidliği onlarda arayan ümmet olmuşlardır. Başlar ayak, ayaklarda baş olmuştur. Velayet Kur’ana tabi olanlara değil de, laiklik ve demokrasiye tabi olanlara verilmiştir. Yeryüzünü tarumar eden bu tağuti sistemler yaptıklarından ne kadar mesul ise, onu destekleyip seçenlerde o kadar sorumludur. İnsanlara dinin şahidliğini vasat olarak göstermesi gerekenlerde, vazifelerini yapmadıklarından sorumludur. Denize düşen insanlara siz yardım etmemekle, doğruyu göstermemekle onların yılana sarılmalarına sebep olursunuz. Yapmak ve anlamak istemeyenin sorumluluğu kendine aittir, elbette.
Cemaatçilik yaparak, ilmi müşrikler için kullanarak, demokratik söylemlerle, kapitalist ticari bakışla hakkın ortaya çıkmasına şahidlik yapmayanlar, bulundukları her yerde Kur’ana tabi olmayıp, Rasulullahı örnek almayanlar, elbette bunun hesabını vereceklerdir.
Allah (c.c) peygamberlerine, sana gönderdiğim mesajı insanlara bildirdin mi, şahidliğini pratikte yaparak topluma gösterdin mi diye soracaktır. Bize de elbette emredilenin şahidliğinin eş, baba, evlat, komşu, akraba, kardeş, idareci, işveren, işçi, amir, memur olarak, hayatın her alanında yapıp yapmadığımızın hesabı sorulacaktır. Yaptığımız şahidliğe bir bakalım, hesabı verilebilinir bir şahidlik mi. Bırakın başkalarını, önce kendi şahidliğimize bir bakalım. Duruşumuzla, bakışımızla, hedeflerimizle kendi kapasitemizi bilerek, söylem ve eylemlerimizle, ümmetçi bakışımızla ne kadar şahid, vasat bir kişi ve topluluğuz. Ne yazık ki çok azı hariç, en yakınlarına bile bu kitabı duyurmayan Müslümanlar. Biz insanların amellerinden sorumlu değil, onlara dinin şahidliğini yapmakla mesulüz.
Dini Rabbimize güzel bir kul olabilmek için yaşarken, insanlarında istifadesi için hayatın her alanında yaşayarak gösterip, vasat ve şahid ümmet olma vazifesini de yerine getirmiş olabilelim. Kur’anın çoğu İslami bir sistemin yapması gereken hükümleri içerir. Ümmet olarak Allah’ın hükümlerinin sosyal hayatta uygulanmayışının hesabı elbette verilecektir. Vazifelerini bulundukları yerlerde yapanların kurtulmaları umulur.
Hadiste Rasulullah’ın (s.a.s) bildirdiği şekilde kıyamet günü her peygamber ve toplumu toplanacak. Her peygambere toplumuna dini anlatıp, şahidliklerini yapıp yapmadıklarını, toplumlarada, peygambere tabi olup olmadıklarının hesabı sorulacaktır. Mesela Rabbimiz h.z Nuh’un kavmine soracak. Bu peygamber benim dinimi size anlattı mı, yaşayarak gösterdi mi, siz buna şahid oldunuz mu? Kavmi hayır biz şahid değiliz, haberimiz yok, olsaydı tabi olurduk diyecekler. Allah (c.c) h.z Nuh’a bunlar senin vazifeni yapmadığını söylüyorlar, ne dersin onlara anlattın mı buyurunca, h.z Nuh evet ya Rabbi sen şahidsin ki ben onlara 950 yıl gece, gündüz anlattım deyince, Rabbimiz şahidin var mı buyuracak. H.z Nuh etrafına bakınca, Muhammed ve ümmeti biz şahidiz diyecekler. Siz nereden biliyorsunuz denilince, ya Rabbi sen bize gönderdiğin kitapta h.z Nuh’un anlattığını bildirdin, biz oradan biliyoruz. Bunun gibi diğer peygamberleri toplumları yalanladıklarında, peygamber ve ona tabi olanlar şahidlik yapacaklar.
“ Nihayet ( kıyamet günü ) her ümmetten (peygamberlerini) birer şahid olarak getirdiğimiz ve senide onların üzerine şahid tuttuğumuz zaman, onların hali nasıl olacak. “ ( Nisa 41)
Peygamberler şahidliklerinin hesabını vereceği gibi, her toplumda o peygamberlere gereği gibi tabi olup olmadıklarının hesabını verecekler.
Rasulullah (s.a.s) veda hutbesinde sahabeye dini size tebliğ ettim mi, duyup şahid oldunuz mu diye üç kez tekrar ettirmiş, sonra ya Rabbi sende şahid ol diye, dünyadayken onları buna şahid kılmıştır. Allah’ın seçkin kulları olan peygamberler Allah’ın dinini yaşadıklarını, anlattıklarını, yaşatmaya çalıştıklarının hesabını vereceklerse, örnek ve vasat olan bu ümmette elbette bu vazifelerini yapıp yapmadıklarının hesabını vereceklerdir. Peygamberlerin hesap verdikleri yerde, siz bundan kaçacak değilsiniz. Eşiniz, çocuklarınız, komşu ve akrabalarınız, iş çevreniz, arkadaşlarınız, toplumun her katmanı, yani sizinle irtibatlı olan her insan o gün hakkınızda, peygamberlerin ümmetleri tarafından yalanlandığı gibi, sizde yalanlanacaksınız. Bugün uğrunda her şeyinizi harcadıklarınız, o gün aleyhinizde şahidlik yapacaklar. Sizinde mutlaka dinin şahidliğini yaptığınıza şahid olan müminler bulunsun. Bu örneklik ancak tevhidi bir cemaatle birlikte sağlanacaktır. Böyle bir toplulukla beraber hareket etmeyenlerin durumu dünyada pekte uzakta değil.
Dini hayatın her alanında yaşayarak şahidliğini yapıp, vasat ümmet olarak adalet ve dengeyi sağlayıp, sağlanmasına da çalışmak müminlerin vasfıdır. Böylesine şerefli ve büyük görev ancak Allah’ın kitabına ve Rasulünün sünnetine gerektiği gibi tabi olmakla sağlanır. Selam her alanda böyle vasat ve şahid olanların üzerine olsun.
