Etiket: Recep arslan hoca

  • SİZİN BOYKOTUNUZ BÖYLE Mİ?

    SİZİN BOYKOTUNUZ BÖYLE Mİ?

    Kendi tarihleri boyunca bulundukları her ortamda fitne çıkaran, toplumları birbirine düşüren, sürekli şehirlerde yaşamış medeni dönemlerinin her türlü ilmi, teknolojik, ticari, sanatsal, medya vb. unsurlara hâkim bir toplum. Bu toplum, ellerindeki gücü tarih boyunca bunları üstünlük aracı fitne, kargaşa, savaş çıkarma aracı olarak kullanmıştır. Bu topluluğun insanlığa verdiği zararların büyüklüğünü ve kıyamete kadar her dönem insanına zarar vereceğini anlamak için Kur’an’a bakmak yeterli olacaktır. Atıflarla beraber, bin dört yüz civarında ayette Rabbimiz İsrailoğullarından bahseder. Bahsedilen her ayet, onların iyiliklerinden değil de hatalarından, fitne ve fesatlarından bahsediyorsa, Kur’an’a tabi olanların bu topluluğa karşı tavırlarının net olması gerekir.

    Yarattıklarını en iyi tanıyan Allah (c.c.), müminlere uyanık olmalarını, İsrailoğullarının düştükleri hatalara düşmemelerini, onların fitnelerine karşı da uyanık olmalarını emrediyor. İsrailoğulları hakkında bildirilen bu emirler, bilgilenmek için değil, tedbir almak içindir. Muhatabımıza yapacağımız tavırdan önce onu iyi tanımamız gerekir.

    İsrailoğlularının, İslama ve müslümanlara olan düşmanlıklarını kıyamete kadar devam edecekleri unutulmamalıdır. İsrailoğullarından, bahsedilen ayetlerden bir kısmı şöyledir:

    “İnsanlar içerisinde Mü’minlere en şiddetli düşman olarak yahudileri bulursun” (Maide/82)

    “Sen onların dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla razı olmazlar” (Bakara/120)

    “Ey iman edenler, benimde düşmanım sizinde düşmanınız olanları dost edinmeyin” (Mümtehine/1)

    “Ey iman edenler, yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o, onlardandır” (Maide/51)

    “İsrailoğullarından küfre sapanlar, hem Davud’un hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlenmişlerdir.” (Maide/78)

    “Onlar yeryüzünde durmadan fesat çıkarmaya koşarlar.” (Maide/64) ,

    “İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima hainlik görürsün.” (Maide/13)

    “Kitap ehli olmayan Arapların ve diğer kimselerin (hakkını yemekten dolayı) üzerimize bir sorumluluk yok derler.” (Ali-İmran/75)

    “Kitap ehlinden olan kâfirler ve müşrikler de size Rabbinizden bir hayır gelmesini istemezler.” (Bakara/105)

    “Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler” (Tevbe/32)

    “Onlar size fenalık yapmaktan geri kalmazlar” (Ali-İmran/118)

    “Size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar” (Ali-İmran/118) 

    “Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır, kalplerinin gizledikleri daha büyüktür” (Ali-İmran/118)

    “O yahudiler nerede bulunurlarsa bulunsunlar, zillet altında kalmaya mahkûmdur.” (Ali-İmran/112)

    “İnkârları yüzünden Allah onlara lanet etmiştir.” (Nisa/46)  

    Ayetlerde görüldüğü gibi, kâinatın Rabbi, Müminlere en azılı düşmanını bildiriyor. Müslümanlara karşı düşmanlık etmede insanların en şiddetli olan yahudiler, onların dinine girmeden müslümanlardan asla razı olmayacakları bildiriliyor. Allah’ın, kendisine düşman kabul ettiği bir topluluğu, müslümanlar nasıl düşman kabul etmezler? Düşman bilmeyi bırakın, hayatın her alanında onlar gibi olunmaya çalışılıyor. Allah’ın düşman edindiğini düşman kabul edememek bir gaflettir. Allah’ın lanet ettiği bu topluluğu Rabbimiz dost edinmeyin buyuruyor. Çünkü Ehl-i Kitap İslam karşısında birbirlerinin dostudur. Allah’ın yasalarını bırakıp, onların yasalarını, hayat tarzlarını kabul etmek, onları ölçü alanları desteklemek veli (dost) edinmektir. Yahudi ve hıristiyanlar dost edinilmese de, onları dost edinenleri dost edinmemek gerekir.

    Kendilerinden başka hiçbir milleti düşünmeyen ve acımayan, toplumları kendilerine kul, köle bilen ve öyle davranan bu topluluğa karşı hayatın her alanında boykot yapmak gerekir. Kıyamete kadar müslümanlara karşı düşmanlık edecek bu topluluğa karşı yapılacak tavırlar sürekli ve geniş çaplı olmalıdır. Yani boykot sadece onlar saldırdığında değil her an olmalı. Aksi davranış Ehl-i Kitabı tanımama ve Rabbimizin bildirdiği ayetlerden habersiz olmanın sonucudur. Kendilerinden emin olmadığınız düşmanınıza karşı her an hazırlıklı olmanız gerekir. Bugün İslam toplumları kınadıkları, lanet ettikleri yahudilerin, kendilerine sunduğu yasaları kullanıyorsa, siyaseti, ekonomiyi, hukuku, eğitimi, toplumsal yaşamı uyguluyorsa, kime neyin boykotu yapılıyor? Onların gündemlerinin dışına çıkılmıyor, onlarla beraber hareket eden iktidarlar baş tacı edilip destekleniyorsa, hangi kınama ve lanetten söz edilecek? Ya da kim onları kınama ve lanetleme hakkına sahiptir? En basit işlerinden, en önemli işlerine varıncaya kadar Ehl-i Kitabı taklit eden İslam toplumları neyin kınamasını yapıyor ve yapacak? Gündemlerini Kur’an ve Sünnet belirleyen topluluklar ancak bu hakka sahiptir. Kur’ana ve Sünnete göre hayatın her alanını düzenlemeye çalışan, bunun mücadelesini veren müminler, hayatın hiçbir alanında onlara benzememelidir. Büyük-küçük, basit-önemli demeden her alanda tavırlarını ortaya koymalı, saflarını net olarak ayırmalıdır. Hayatın her alanında onları taklit edenlerin tavır ve kınamaları sadece geçici duygusallıktan öte geçmeyecektir. Onlar ipleri gevşetince, İslam toplumu da gevşeyecek, sanki hiç bir şey olmamış, bir daha aynı şeyler olmayacakmış gibi yaşamaya devam ediyor olacak. Bu düşmanını tam tanıyamamanın sonucudur. Gösterilecek olan tavır, onlara yapılacak olan boykot, hayatın her alanında yapılmalıdır. Rasulullah (s.a.s.): “Sizler sizden öncekileri adım adım, karış karış takip edeceksiniz. Hatta onlardan biri kertenkelenin deliğine girse sizde gireceksiniz. Bunlar yahudi ve hıristiyanlar mı diye sorulunca Rasulullah da başka kim olacak ki” dedi. (Buhari- Müslim)

    Bu ümmet bugün hadiste beyan edilen duruma düşmüştür. Hayatın her alanında onlar taklit edilir olmuştur. Bu taklitten kurtulmak için, büyük küçük demeden, her alanda onlardan ayrışmak gerekir. Yahudi toplumu dünyayı ve malı seven, uzun süre yaşamayı isteyen bir toplumdur. Bize göre basit gibi görünen maddi zararlar onlar da derin izler bırakır. Dolayısıyla herkes bulunduğu alanda bu topluluğa karşı nasıl bir tavır ortaya koyabiliyorsa koyması gerekir. Önce onların İslam toplumlarına ithal ettiği sistemlerin tanınması ve desteklenmemesi gerekir. Yapılacak en büyük, en önemli ve sürekli boykot bu olmalıdır. Bir toplumun başka bir toplumu takliti önce yeme içme, giyim kuşamla başlar. Fikren, ahlaken, ibadeten yani her alanda bir taklit ve sapma söz konusudur. Ve bu İslam toplumu tarafından bir yaşam biçimi olarak kabul edilmiştir. Yahudi ve hıristiyanlar gibi dini bir etiket olarak görmemek gereklidir. Taklit önce davranışlarla başlar, kalplerin meyliyle devam eder. Aynı şeyler sevilir ve nefret edilir. Allah ve Rasulünün lanet ettiği bir topluluğu adım adım, karış karış taklit edip sonrada kınamak ve boykot etmek! Boykot hayatın her alanında olmalıdır ve boykot edeceklerimiz. Yahudilerin kitaplarını tahrip ettikleri gibi, bu ümmette kitabı sosyal hayatta tahrip etti. Ehl-i kitabın yaptığı gibi Kitabı tahrip edemeyenler, onun uygulanmasını, yaşanmasını, anlaşılmasını tahrip ettiler. Kur’an’ın vermek istediği mesajı, değiştirip tahrip ettiler. Kur’an yol işaretleridir. Sizin tahrif ettiğiniz yol işaretleri, sizden sonrakilerin de yolu olacaktır ve size de bundan bir pay gelecektir. Kitabı ve Sünneti gündemden düşürüp, unutturarak Ehl-i Kitaba benzeme.

    Müslümanların durumlarını yeni gündemlerle unutturmak, bir başka gündem oluşturarak eskisini hemen unutturmak. Peygamberi unutmak ve unutturmak bir Ehl-i Kitap hastalığıdır. Dini sadece din adamlarına bırakma bir ehli kitap hastalığıdır. Dini vicdanileştirme, dünyadan el etek çekme bir Ehl-i Kitap hastalığıdır. Ümmetçiliği bırakıp, kendi kavmini ve cemaatini üstün görme, cenneti yalnız kendilerine has kılma bir Ehl-i Kitap hastalığı ve taklitçiliğidir. Ehl-i Kitabın düştüğü bir hata da taklit idi. Bu ümmet de taklit edeni taklit ediyor. Taklit, asli kimliğin kaybı ve başkalarının egemenliğine girmektir. Taklit, kişinin boynundaki bir ip gibidir ve körü körüne teslim olmaktır. Taklit, fikirde, bakışta, hedefte, sevmede ve nefrette, hukukta, eğitimde, ticarette, siyasette yani hayatın her alanındadır. İslam toplumu bu taklit hastalığından değişmek istemezse, Allah’ta onların değişmesine yardımcı olmayacaktır. Atalara körü körüne tabi olma Ehl-i Kitap taklitçiliğidir. Binlerce yıldır insanların hastalığı olan ataları taklit etme, bugün de devam etmektedir. “Onlara Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde, biz atalarımızı bulduğumuz yola tabi oluruz dediler. Ya ataları bir şey anlayamamış veya hidayet bulamamışlarsa da mı tabi olacaklar.” (Bakara/170)  Bugün taklit hayatın her alanını o kadar sarmış ki; toplum hangisi İslam hangisi taklit ayırt edemez haldedir. Hepsini doğru diye yapmaktadır. Allah ile kitap ile ve Peygamber ile insanlar sömürülüyor. Bu bir Ehl-i Kitap taklitçiliğidir. Yapılan ibadet kişide ve toplumda bir değişim oluşturmuyorsa, yapılan o ibadet taklittir. Bu da Ehl-i Kitaba benzemektir. Diğer bir taklitte dünyevileşmektir. Allah’ın takdiri kadar mal sahibi olmak değil de, bütün hedef mal edinmek olursa, Ehl-i Kitabı taklit olur. Mesele rızık temini değil de, zengin olma yarışı yapmaktır. Taklit ettiği Ehl-i Kitap gibi bin yıl yaşama sevdasına düşmektir. Dünyaya ait olan tutkular gün gelip hırsa dönüşmemelidir. Diğer bir Ehl-i Kitap hastalığı da gündem saptırmaktır. Bu hem dini ve hem siyasi alanlarda gündem saptırmaktır. Gündemleri belirleyen iki merci vardır. Birinci merci Allah (c.c.), ikincisi tağutlardır. Şuan gündemi belirleyen Allah mı yoksa tağutlar mı? Siz hangi gündemin peşinden koşuyorsunuz? Kimin gündemi her alanda gündeminizi oluşturuyor? Yeryüzünde iki irade birbirine üstün gelmeye çalışır. Allah’ın iradesi olan Kur’an yâda insanların iradeleri olan laiklik, demokrasi, töre vb. bu da arka plan da şeytanın iradesidir. Mekke de gündemi vahiy oluşturuyordu. Bugün gündemleri yahudiler, hıristiyanlar, laikler, demokratlar oluşturuyorsa ve bu gündeme müslümanlar tabi oluyorlarsa durumlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Ehl-i Kitaba benzemenin bir çeşidi de hizipçiliktir. “Dinlerini paramparça edip, hizipleşenler var ya, senin onlarla hiçbir alakan yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara yapıp ettiklerini haber verecektir.” (En’am/159)

    Ümmet içinde cemaatçilik bir hastalık haline gelmiştir. Her alanda kendini en iyi, korunmuş, ayrıcalıklı görmek, İslamı yaşamak bir yarıştır. En iyisi biziz deyip övünmek yerine ilmi paylaşarak, birbirlerine yardımcı olarak yarışmaktır. Dini parçalayanlar, Peygamberleri ve Allah’ı parçalayanlar, aslında parçaladıkları imanları, ahlakları, düşünceleri ve ibadetleridir. Allah (c.c.) sıfatlarıyla bir bütündür. Tevhid Allah’ı sıfatlarıyla birlemedir. İnsanın parçaladığı kendi yaşantısıdır. Ehli kitaba benzemenin bir çeşidi de nemelazımcılıktır yani bananeciliktir. Bu hastalık ümmeti ferdileştirdi ve cemaatleştirdi. Kendi düşen ağlamaz, benim sorunum değil, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın, her koyun kendi bacağından asılır sözleri ve bakışları birer Ehl-i Kitap hastalığıdır. Kendi sorunu olmadığı sürece, diğerlerinin sorunlarını görmeme hastalığıdır. Çok uzaktaki sorunları görüp en yakınlarını görmeme veya görmemezlikten gelme.

    “Vallahi ya iyiliği emreder kötülükten nehy edersiniz (alıkoyarsınız), hakka aykırı davrananı hakka çevirirsiniz veya haktan ayrılmasına engel olursunuz yâda Allah sizin kalplerinizi yahudilerin kalplerine benzetir. Onlara lanet ettiği gibi size de lanet eder.” (Tirmizi, Ebu Davud)

    Burada tehdit edilen, lanet edilmekle korkutulan müminlerdir. Bu bananeciliğin, nemelazımcılığın sonucudur. Bir toplumun içinde şirk, haramlar, bid’a ve hurafeleri işleyenlere hayret edilmez de, bunlardan uzak ve temiz kalanlara hayret edilir olmuşsa, böyle bir toplumun kalpleri niçin yahudilerinkine benzemesin. Allah’ın yasalarının dışındaki yasalardan adalet bekleme, onlardan arzı olma, kınamama bir hastalıktır. Bugün laiklik, demokrasi, kapitalizm, töre kalplere içirilmiştir. Kalpler yahudilere benzemişse, akibette onlarınki gibi olacaktır. Diğer bir Ehli Kitap hastalığı da, dini törenselleştirmek. Yıllık, aylık, haftalık ibadet şekilleri belirleyip, ahlaki birkaç kuralla dini yaşadığını zannetme, dini törenselleştirmedir. Kur’an’dan alamadığı hazzı, hocasının kitabında, başka anayasalar da, şiir de, marşta, mevlitten almaya çalışma. Peygamberde alamadığı hazzı, hocasında, şeyhinde, liderinde, atasında, sanatçısında almaya çalışma. Her türlü şirki, haramı, bid’a ve hurafeleri işleyip, Hacc’da, Kadir gecesinde, Cuma’da temizlemeğe çalışma. Bir daha ki Kadir gecesine kadar şirke ve haramlara devam etme bir Ehl-i Kitap hastalığıdır. Dünyadan zevk alacak hali kalmayınca, dine yönelme. Dünyalıklarını ve hedeflerini bitirince, vakit kalırsa Allah’a ibadet etme. Bir ömür boyu nefsine göre hareket edip, turist gibi hacca gidip kilometreyi sıfırlama. Bu ve bunun gibi nice bakış ve ameller, birer Ehl-i Kitap hastalığıdır. Din törenselleştirilirse, ibadetlerde adetleşir ve kişiye yük olur. Hedefsiz, amaçsız ve ruhsuz bir kulluk oluşur. Bugün Ehl-i Kitap birkaç ibadetle sonsuz cennet hayali kurarken, aynı hastalık bu ümmete de sirayet etmiştir. Taklit edilen neyse taklitçi de aynısı olacaktır. Ehl-i Kitabın ve bu toplumun da düştüğü bir hastalıkta, ütopya ve boş hayaldir. Kur’an buna ümmiyye (boş hayal) diyor. Bunca şirk, küfür ve haramlara rağmen sonsuz cennet hayali kurma bir ümmiyyedir. Bugün yaptıklarınız sizindir. Yarına ertelediğiniz her bir şey sizin için bir hayaldir. Yarına ulaşırsanız gerçek olur. Sistemler insanlara, piyangolarla, yarışlarla, spor etkinlikleriyle kumara teşvik ederler ve zenginlik hayalleri satarlar. Vergilendirilince her şeyi meşru sayarlar. Herkes kendi kapasitesinden, etkili olduğu alanlardan sorumludur yani ulaşabildiği alanlardan. Bir kurtarıcı beklemek bir ütopyadır yani hayaldir. İslam’ın dışındaki sistemlerden adalet ve düzen ummak bir hayaldir. Ehli kitabın yaptığı, bu ümmetin de uyduğu bir hastalıkta tartışmacılık. Bir doktorla veya mühendisle onun işini tartışmayan, İslamı az bir bilgiyle her alanda tartışıyorsa, bu bir hastalıktır.

    “Onların dinden bir bilgileri yoktur. Kitabı da anlamazlar. Ancak şüphe ve zanda bulunurlar.” (Bakara/78)

    Yahudiler böyleyken, bu ümmette aynı durumdadır. Sonuca varılmayan her tartışma bir hastalık sonucudur.

    Hadiste: “Sizden önceki kimseler kitapları hakkında tartıştıkları için helak oldular.” (Müslim)

    Elbette bu cahilce ve ehil olmadan yapılan tartışmalardır. Boykot yapılacaksa hayatın her alanında çok yönlü olmalıdır. Aksi halde etkisi dar ve geçici olur. Rasulullah’ın hayatına uymayan her davranış, başkalarını taklittir. Kur’an’ı sadece okuma, hıfz etme, amel edip hayata hakim kılmaya çalışmamak Ehl-i kitabı taklittir. Din adamlarına ve siyasilere sorgusuzca ve körü körüne tabi olma, ehli kitap taklitçiliğidir. Değişmede ayak direme, atalara körü körüne tabi olma Ehl-i Kitabı taklittir. Dini vicdanlara hapsedip, sosyal hayattan çıkartmak Ehl-i Kitabı taklittir. Yapılan nice şirk ve haramlara bakmadan daha dünyadayken cenneti garanti görme, şefaatçiler ayarlama Ehl-i Kitabı taklittir. Din adamlarını aşırı yüceltme, yardım talep etme ve şefaatçi edinme Ehl-i Kitap taklitçiliğidir. Dünya rahatı için siyasi otoriteleri destekleme, zulümlerine ses çıkartmamak bir Ehl-i Kitap taklitçiliğidir. Hayatı hevalara göre şekillendirme, ihtiya anında Allah’ı anma Ehl-i Kitabı taklittir. Allahı göklerin Maliki, Rabbi, İlahı bilip, yeryüzünün Maliki, Rabbi ve İlahı siyasileri ve din adamlarını bilme Ehl-i Kitap hastalığıdır. Dünyaya fazla meyil, fazla zaman ayırma, ahireti az anma ve çalışmak Ehl-i Kitap hastalığıdır. Allah’ı sıfatlarıyla tanıyıp birlememe, kitabı tanıyıp hayatın her alanında geçerli kılmaya çalışmama, Peygamberin gönderilişini ve hayatın hangi alanlarında örnek alınması gerektiğini bilmemek. Dini, birtakım kurallardan ibaret kabul etme, adeten ve törensel olarak yaşama. Bunlar basit ve küçük şeylerle başlar, sonra hayatın her alanına sirayet eder. Taklit ciddi, kalıcı ve kalıtsal bir hastalıktır. Bulaştığı toplumdan kolay kolay gitmez. Nice müslümanlar hayatın her alanında yahudileri taklit eder. Siyasi, ekonomik, eğitim, ahlaki, giyim, kuşam, yeme, içme gibi nice şeylerde onlara tabi olup, onları dost edinenlere tabi olup desteklerken bunları fark etmez, bir çikolata, deterjan, meşrubat almamakla Allah’ın ve müminlerin düşmanlarını boykot ettiğini zanneder. Bu tavır ve bakış nasıl yanlış ise, hayatın her alanında ehli kitaba tavır koymuş, yalnız Allah’ın yasaları hâkim olsun için mücadele eden müminler de bu boykotları basit görmemelidir. Sonucu fazla etkilemez demekte hatalı bir bakıştır ve küçük hataları hafife almaktır. Nasıl ki bir liralık bir infak ile bin liralık infakın azlığı yâda çokluğu değil, ne niyetle yapıldığıdır. Herkes kapasitesince iş yapar. Bozulmanın ve düzelmenin ayrıntılarda gizli olduğu unutulmamalıdır. Yahudiler dünya malını, uzun yaşamayı seven bir toplumdur. Size göre basit olan, onların beyninde, hayatında büyük etki yapacaktır. Dün basit denilen hataların sonucu olarak bugün İslam toplumu bu hale gelmiştir. Küfrü ve Allah’ın düşmanlarını güçlendiren hiçbir girişim basite alınamaz. Bu düşünce Allah’ın ve kendisinin düşmanını tam tanımamanın sonucudur. Basit gibi görülen haramlar bugün toplumun her alanını sarmıştır. Boykot küçük büyük demeden, fikren, amelen, siyaseten, ekonomik olarak hayatın her alanın da yapılmalıdır. Düşmanın belirlediği gündemlere göre tavır ve boykot yapmak yerine, hayatın her alanında sürekli boykot yapmak ancak kendi gündemlerini belirleyen kişilerin işidir. Yeryüzünü saran bunca şirk, haram, bid’a ve hurafeden dolayı zulmün her çeşidinin uygulandığı bu dünya hayatında, Allah’ın gazabına uğramak istemez. Hz. Musa’nın duasını bizde söyleriz:

     “(Musa dedi ki) Allah’ım aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?” (Araf/155)

    Elbette dünya ve ahirette akıbetin en güzeli muttakilerin olacaktır…                                                            

  • Kur’an’ın Verdiği Mesajlar

    Kur’an’ın Verdiği Mesajlar

       Alemlerin Rabbi insanı yeryüzünde imtihan etmek için göndermiştir. Akledenlere de düşen de kendisini yeryüzüne kimin gönderdiğine bakmasıdır. İnsanı yeryüzüne gönderen, kimin daha güzel amel edeceğini sınamak için imtihanlardan geçirecektir. Rabbimiz de kitabında insana vazifelerini ve sakınması gerekenleri bildirmektedir. Daha güzel ameli ortaya koymak için Kur’an her bir ayetiyle mesajlardan oluşur. Akleden insan için mesaj vermeyen ayet yoktur. Mesele, verilen mesajı anlayıp, kendi üzerine almaktır.

            İmanla ilgili mesajlar, ahlakla ilgili mesajlar, toplumsal ilişkiler ve ibadetlerde ve nasıl olacağıyla ilgili Kur’an da binlerce ayetlerle mesajlar verilmektedir. Geçmişe nasıl bakılması gerektiğiyle ilgili iki bin beş yüz civarında ayetlerle verilmek istenen mesajlar olduğu gibi, sonsuz ahiret hayatına hazırlıkla ve orayla alakalı yüzlerce ayetlerin verdiği mesajlar. Bunun yanında Rasulullah’ın (s.a.s) yüzlerce hadisiyle verilen dünyaya ve ahirete bakışla alakalı mesajları.

    Kur’an ve Bakış Açısı

           İnsan için bakış çok önemlidir. İmtihana bakış, dünya hayatına ve ahirete bakış, belâ ve musibete ve sonrasında gösterilen duruşa bakış, imtihanlar unutulduğunda devamında gösterilen bakış, yer, gökler ve içindekilere bakış, geçmişe ve geleceğe bakış, ilaha, Rabbe, veli ve vekile, mâlik ve melike bakış, şirke, küfre ve tağuta bakış, dünün ve bugünün Firavun ve Nemrutlarına bakış, mala ve makama bakış, hayata ve ölüme bakış, kadere ve kazaya bakış, zamana ve nasıl kullanıldığına bakış, amele ve nasıl işlendiğine bakış, ahirete, hesaba, kendi hesabını vermeye ve insanlarla hesaplaşmaya bakış, eşyaya ve kimin için kullanıldığına bakış, kitaba ve itaat edilip edilmediğine bakış…

    Peygambere ve ona tabi olunup olunmadığına bakış, eşe, çocuğa ve nasıl bir aile olunduğuna bakış, akrabaya ve komşuluğa bakış, bütün müminleri vücudunun parçası gören kardeşliğe, ümmet olmaya ve cemaatleşmeye bakış, davete, nasıl yapıldığına ve kimin için yapıldığına bakış, sâlih amele, ihlasa, takvaya, ihsana, tevekküle, sabra ve yapılıp yapılmadığına bakış, hasete, kibre, riyaya, gıybete ve onlardan kalbini sakındırıp sakındırmadığına bakış, bilgiye ve ne amaçla elde edildiğine bakış, nasihate ve nasihatı kendi üzerine alıp almadığına bakış gibi, kitabın verdiği nice bakışlar.

           Fâtiha’nın ve Bakara Suresi, Nâs, İhlas ve Kâfirun Surelerinin verdiği mesajlar. İmam Şâfi’nin “Kur’an inmeseydi, Asr Suresi insanın kurtuluşu için yeterdi” dediği Asr Suresi’nin verdiği mesaj, Tebbet Suresi’ne ve müşrik akrabaya bakış gibi nice sûre ve ayetlerin verdiği bakışlar.

    Basiret İle Bakabilmek

           Hz. Adem’e, imtihanına ve sonrasına bakış, Hz. Nuh’a ve kavmine, Ad ve Semud kavmine, onların söylediklerine ve yaptıklarına bakış, Hz İbrahim’e ailesine ve onların yaşantılarına, Nemrut’a toplumuna ve yaptıklarına bakış, Hz. Yusuf ve yaşadıklarına bakış, Hz Musa’ya, Firavun’a ve toplumuna bakış, Hz Zekeriya, Yahya ve İsa’ya bakış. Rasulullah’a (s.a.s.) ve ashabının örnek hayatlarına bakış. Ashabı Kehf’e, ashabı Uhdud’a, Habibin Neccar’a, Firavun ve karşısında iman eden sihirbazlara, Talut ve tabi olanlara bakış. Hz Bilal’e, Yasir ailesine, Hz Habbab bin Eret’e ve nice ashabın Mekke ve Medine de yaşantılarındaki örnekliklerine bakış. Tüm bunlara ve bu zamana taşınıp taşınılmadığına bakış. Tüm bu mesajlar üzerinden Kur’an’a ve sünnete ve bugün bizde müminiz diyenlere ve yaşantılarına bakış.

           Kur’an’ı elinize aldınız ve ilk sûre olan Fatiha’nın bize vermesi gereken mesaj. Kitabın son suresi olan Nas Suresi’nin bize verdiği ve bizin almanız gereken mesaj. “De ki” emriyle bildirilen yüzlerce ayetlerin mesajı ve onlara bakış. “Ey iman edenler” diye hitap edilen doksana yakın ayetlerin mesajına bakış. “Ey inananlar” “Ey Ademoğlu” diye başlayan ayetlere ve bu ayetlerin inancı ne olursa olsun her insanın bilme hakkı olduğu ve söylenilmesi gerektiğine bakış.

    Kur’an’ın Verdiği Mesajlar : Değişimi İstemek

           Değişmek isteyen, gidişatını beğenmeyen, yarının hesabını yapan, geçmişe ve kendi geçmişine bakan, bir  ömrün hesabını düşünenlerde ancak Kur’an’ın verdiği bu bakışlar oluşur. İnsan kendisine, etrafına, yer ve göklerde bulunan nice delillere ve insanların başlarına gelen sıkıntılara baksa nice akledecek, kendisinde bakış oluşacak deliller bulur.

           “Ben cinleri ve insanları yalnız bana ibâdet etsinler diye yarattım.” (Zariyat, 56)

           İnsan yeryüzünde imtihanda, birine boyun eğip, emredilenlere uymak, birine güvenip yönelmek zorundadır. İsteyerek, gönülden kime boyun eğip, emredileni yerine getirirse ona ibadet etmiştir. Ayetin verdiği mesaj, insan birine boyun eğip itaat edecek, emredileni gönülden yaparak ibadet edecektir. Bu boyun eğerek yaptığı itaati, gönülden teslimiyet olan ibadeti kime yapacaktır. İnsan mutlak ibadet edecek, yani birine uyacak, yönelecek, övüp sevecek, ölümüne bağlanacak ve güvenecektir. Bunu ya Allahu Teâlâ’ya ya da siyasi ve din adına insana yapacaktır.  

           Rabbimiz kitabında müminlere, amel işleyin değil de, sâlih amel işleyin bakışı verir. Kur’an da 91 kez sâlih amel işleyin diye emredilir.

           “Şüphesiz iman edenlerin sâlih amel işleyenlerin, namazı kılıp zekatı verenlerin Rableri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Bakara, 277)

            “İman edin salih amel işleyenler.” (Asır, 3)

    Amel Islâh Olduğu vakit, İmân Islâh Olur!

           Bir amelin ıslah edilip sâlih olabilmesi için, içinde Allah’a sıfatlarında eş tutulan şirk, Hakkın üstünü örtmek olan küfür, kalben inanılmayıp ikiyüzlü olunan nifak, Rabbimizin yasakladığı haram, dine sonradan sokulan ve hakkın yerine geçirilen bid’at ve hurafe, amelleri yok eden ve başkasına verilenlere karşı yapılan hased, nimeti kendine mal edip onunla övünülen kibir, verilenleri imtihan aracı göremeyip insanlara gösterme yarışı olan riya ve müminlerin hoşlanmayacağı şeyleri arkalarından konuşmak olan gıybetten arındırılmış olması gerektiği gibi, her kötülükten arındırılarak ihlas ile, Allahu Teâlâ görüyor düşüncesiyle en iyisini yapma çabasıyla ihsan ile, her yasaktan sakınarak takva ile ve yalnızca Rabbe güvenerek tevekkülle yapılması gerekir. İman olmadan da hiçbir amelin geçerliliği olmayacaktır. Ayetlerin verdiği mesaj, amelin değil de ıslah edilmiş sâlih amelin kabul edileceği ve ahirette karşılığının olacağı bildirilir. 

           “De ki: Sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155)

           İmtihan herkes insan için güçleri kadar farklı, fakat kim o imtihanı sabırla karşılayıp Rabbine daha da yakınlaşırsa, sınandığı imtihanın değil de, gösterdiği sabrın karşılığını alacaktır. Yoksa kişi çektiği imtihan ve sıkıntıyla kalır. Ayetin verdiği mesaj her insanın mutlak imtihan olacağı, fakat ne zaman ve hangisiyle sınanacağını bilmemesidir.

           “De ki: Bize ancak Allah’ın bizim için yazdığı isbet eder. O bizim Mevlâmızdır. Mü’minler sadece Allah’a tevekkül etsin.” (Tevbe, 51)

          İmtihanların bir bölümü insanların ellerinden olsa da Allah’ın dilemesi olmadan hiçbir şey gerçekleşemez. Rasulullah (s.a.v) “Bütün dünya insanı bir araya gelip sana bir iyilik isteseler ancak Allah’ın takdir ettiği kadar ulaştırabilirler. Yine tüm insanlar bir araya gelseler ve sana bir kötülük dileseler, yine Allah’ın takdir ettiği kadar kötülükte bulunabilirler.” (Tirmîzi, Müsned)

    Kur’an’ın Verdiği Mesajlar : Takdir ve Tevekkül

           Sebepler ve sebep olan farklı olsa da, Rabbimizin her kula olan takdiri değişmeyecektir. Verilen mesaj, imtihan için takdir değişmeyecekse mümine düşen de sadece Rabbine güvenip tevekkül etmesi gerektiğidir. Çünkü insanın sığınıp yardım umacağı, yardım bekleyeceği mevlası sadece Allahu Teâlâ’dır. Takdire rıza gösterenlerin yapacağı ve söylemesi istenilen söz ve bakış budur. Bazen Rabbimiz imtihan gereği sınarken, bazen de insanlar kendi yaptıklarının sonucunu yaşarlar.

           “Size isabet eden her musibet ellerinizin kazandığı sebebiyledir. Bir çoğunu da affeder.” (Şura, 30)

          Her kişi başına gelenin hatalarının sonucu olup olmadığına bakmalıdır ki, Rabbini suçlamaya kalkmasın. Rabbimiz, insanların hatalarının karşılığında hemen ceza vermez, hataların çoklarının cezasını da dünyada affeder. Musibetlere kader deyip kendini temize çıkarmaya çalışmak çoğu insanın bir hastalığıdır. İnsanın elinden olan sapmanın, şımarmanın, kibirlenmenin ve imtihanı unutmanın sonucunda sınanma her zamanda ve her yerde gelebilir bakışında olunmalıdır.

          “Yoksa o memleket halkı uyurlarken, kendilerine geceleyin azabımızın gelmesine karşı emin mi oldular. Ve yine onlar azabımızın kendilerine kuşluk vakti eylenirken gelmesine karşı emin mi oldular.” (Âraf, 97-98)

    Musibet Her Canlıya Gelir…

           Sıkıntı inanç ayrımı yapmadan herkese taşıyacakları kadar gelir. Kimse imtihandan, gece yada gündüz gelmesinden emin olmamalıdır. Musibet sadece kötüye gelir denilemez. Musibetin olduğu yerde her çeşit insan vardır. Allahu Teâlâ bir toplumu toptan helak edecekse müminleri oradan çıkarır. Hz. Nuh ve müminleri gemiyle, Hz. Lut’u da iman edenlerle o beldeden çıkartmış, geride kalanların tamamını büyük küçük demeden helak etmiştir. Bu devrin musibeti herkese gelir. Hadiste bildirildiği gibi herkes de inancına göre haşrolur.

           “O hanginizin daha güzel amel edeceğini imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratandır. …” (Mülk, 2)

          Ayetin verdiği mesaj, dünya hayatı imtihan ve sınanma yeridir. Bu imtihanların sonucunda kim daha güzel bir kullukta bulunup, itaat ve ibadet edip sadece  Allah’a boyun eğecek belli olsun. Kimsenin kimseyi beğenmediği, geçmişi kınamadığı bir yerde, Rabbimiz de bakalım siz nasıl bir kulluk ortaya koyacaksınız görülsün buyurur. Ayetin verdiği mesaj, hayatın ve ölümün amacını, herkesin kendi kulluğuna bakması gerektiğidir. Hayatın ve ölümün amacı bunun içindir, yani kim daha güzel kulluk yapacaktır.

           “Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği ile yükümlü kılar….” (Bakara, 286)

    Kur’an’ın Verdiği Mesajlar : İmtihanın Ağırlığı

           Hiç bir kimse imtihanını büyük görüp, diğerlerininkini hafif görmemelidir. Her sınanma kişinin kaldıracağı kadardır. Rabbimiz taşınacak yük yüklerken, insanlar birbirlerine taşıyamayacağı yükleri yüklerler. Rabbimiz, kırkta bir zekat yüklerken, insanlar onlarca vergi koyarak insanların işlerine ortak olurlar. İnsanlarda kendilerine yapılan zulme destekleriyle ortak olurlar. Ayetin mesajı Rabbimiz taşınamayacak yük yüklemez. Ağır olmayan yükte de sabır gerekir.

           “Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)

           “Sabredenleri müjdele,” (Bakara, 155)

           “Sabret. Bil ki sabretmen ancak Allah’ın yardımıyla olur.” (Nahl, 127)

           “Allah sabredenleri sever,” (Ali İmran, 146)

           “O halde sabret, çünkü dünya ve ahirette hayırlı son takva sahiplerinindir.” (Hud, 49)                                   “Sabretmenizden dolayı size selam olsun.” (Rad, 24)

           “Sabredenlere mükafatları hesapsız verilecektir.” (Zümer, 10)

           Sabır, genişlikte ve darlıkta olan imtihanlarda işin hakkını verip imtihanının gereğini yerine getirmeye çalışmaktır. Sabır sıkıntılardan çıkmak için verilen mücâdeledir. Sabır boyun bükmek değil, hakta ve hak için direnmektir. Sabırla iman, amel ve davet mücâdelesi verenlerle Rabbimiz beraber, onları ahiretle müjdeler, bu sabrı gösterenleri sever, onlara ecirlerini hesapsız verir. Sabırla imtihanının hakkını vermek Rabbimizin yardımıyladır. Sabır dünya ve ahiret için hayırlıdır, bu da hakka uyan takva sahipleri içindir. Ayetlerin verdiği mesaj, sabır, oturup yardım beklemek değil, mücadele edip hak etmektir.

           “Öyleyse seninle birlikte tevbe edenlerle emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.” (Hud, 112)

    Sabır Nedir?

           Sabır, şirk, küfür, haram, bid’at, hurafe ve her türlü yasaktan dönüp tevbe eden ailesi ve müminlerle beraber iman, ahlak, muamelat ve ibadetlerde emrolundukları gibi kulluk yapmaktır. Ayetin verdiği mesaj, emrolunan şeyleri yapmayanlar imanda ve amellerde tağutlaşıp haddi aşmışlardır. Şüphesiz Rabbimiz, her yapılan ameli ve niyetini derecesiyle bildiği bakışında olunmalıdır.

           “Allah’a itaat edin” yani, hükmedip yönetmede hakimiyeti mutlak ona verip, sadece  ona boyun eğerek  emrettiklerini yerine getirin diye emredilir. “Rasul’e itaat edin” ise, o nasıl iman edip güvenmiş, nasıl boyun eğip itaat etmiş ise, sizde öyle itaat edin. İtaat emri seksen beş ayette geçer ki, önemine binaen. İman etmekle veya ettim demekle işin bitmeyeceği, kurtuluşun iman ve emrolunduğu gibi amel ederek itaatten geçtiğinin bakışı verilir. Herkes itaat ediyor da, emrolunduğu gibi itaat eden çok azdır. 

           Tevekkül, tedbir alıp işin sonucunu vekil kılarak Rabbe teslim etmektir. Müminler sadece şartsız ve aracısız Allah’a güvenir, tevekkül ederler. Tevekkül ayetlerinin verdiği mesaj insana, sen sana yetemezsin, yaratanına muhtaçsın, mücadele edin, tedbir alın ve sonrasında Rabbe güvenin bakışı. 

           Asr Suresi mutlak kurtuluşun dört reçetesini bildirir. İman olmadan diğerlerinin bir geçerliliği yoktur bakışı. Salih amel, hakkı ve sabrı tavsiye de, imanın sağlam olması ve devamlılığı için vazgeçilmezdir. Asr Suresi okunarak tavsiye edilir ki, ahirette kurtuluşun bundan başka yolu yoktur.

          Nâs Suresi’nde verilen mesaj, mutlak olarak insanların hayatlarına hükmedip yöneten, eğitip terbiye eden, hakimiyet kayıtsız ve şartsız kendisine ait olan Rab, insanları ve bütün yarattıklarını hükmüyle sevk ve idare eden Melik, kendisinden asla vazgeçilemeyip itaat edilen, övülüp sevilen İlah olarak Allah’tan başkasına yönelmemeleri gerektiğini bildirir. 

    Mesajlar Birbirini Tamamlayıp Akılda Şüphe Bırakmıyor

           İhlas Suresi’nin verdiği mesaj, O Allah tektir diyen, O’nu isim ve sıfatlarıyla bilinip birleyecek ki tevhid denilen birleme gerçekleşsin ve kişi mümin ismini alsın. Surenin sonu O’na sıfatlarında hiçbir şey denk tutulmayacaktır bakışı verilir. Allahu Teâlâ’nın sıfatlarının ve hükümlerinin üstü örtülürse küfür, O’na her hangi bir şey sıfatlarında denk tutulursa şirk olduğu bilinmelidir. 

           Kâfirun Suresi’nin verdiği mesaj, Nas Suresiyle rab, melik ve ilah olarak Allah’a mutlak sığındınız, ihlas suresiyle de Allah’ı sıfatlarıyla birlediniz, “De ki” emriyle de bunları dediniz, artık safların ayrılma zamanıdır. Kafirun Suresi’ndeki deki emriyle hakkı anlatıp anlamalarını sağladığınız ve onlarında Bâtılı tercih ettikleri zaman, artık siz onlara, ben sizin boyun eğip itaat ettiğiniz, kalben yönelerek ibadet ettiklerinize ibadet etmediğim gibi, siz de benim gibi Allah’a tüm isim ve sıfatlarıyla boyun eğip ibadet etmiyorsunuz. O takdirde sizin yaşantınız ve inancınız sizin olsun, benimki de benim olsun mesajı verilir. İki yüzün üzerindeki ”De ki” emri, önce kişinin bunları yaptığını sonrasında da bunları etrafına dediğini gösterir. “De ki” emri tercih değil, bir emirdir.

           “İyilik ederseniz kendiniz için yapmış olursunuz, kötülük yaparsanız da kendiniz için yapmış olursunuz.” (İsra, 7)

           Ayetin verdiği mesaj, kimsenin kimse için ne dünyasına ne de ahiretine birşey yapmadığıdır. Ayrıca Rabbimizin insanların iman ve amel tercihlerine karışmadığının göstergesidir. İyi ya da kötü davranışlar ve kazanımlar herkesin kendisi  içindir. Bunun için kimsenin kimseye minnet duyması, övmesi, kınaması ve eleştirisinin önemi yoktur. Herkesin yaptığı ve kazandığı kendine ait ise, kınama ve eleştiri de kişinin kendine olmalıdır.

           Herkesin sadakatten, davetten, samimiyetten bahsettiği bir yerde Hz. Nuh’un 950 yıllık verdiği sabırlı davetin, samimi hak da kalmanın, aynı şeyi söyleme sabrının verdiği mesaj önemlidir. Bir kaç yılda veya birkaç davetten sonra bıkan, yıpranan, mızmızlananların, 950 yıllık daveti anlamaları kolay olmasa gerek. Konuşurken 950 yıl, dile kolaydır. 

    Tağutlar ve Firavun Örneği

           Tağutu ve haddi aşmak olan tuğyanı anlamak için kendisinden ismen 78 defa bahsedilen Firavun örneğini iyi anlamak gerekir. O zalimin üzerinden verilen mesajı akledenler ve zamanına indirenler, ayetlerin verdiği mesajları anlayacaklardır. Yeryüzünde gezip dolaşanların alacakları mesaj, bunlar sadece tarihin kalıntıları, yaşanmışlıkları değil de, Allah’a ya itaatin ya da isyanın eserleri olduğudur. Yerlerinde yeller esmekte ya da başka isyanlar ve sapmalar o yerlerde ibret alınmadan yapılmaktadır.

           Rabbimiz kitabında bir kısım peygamberin hayatından zamanın akledenlerine mesajlar verir. Hz. Âdem ve Hz. Nuh üzerinden verilen nice mesajlar. Bin yılda geçse haktan ve hakkı söylemekten vazgeçmemek. Hz. İbrahim üzerinden verilen mesaj, tek başınıza kalsanız ve ateşe atılma pahasına olsa da hakkı yaşama ve söylemeden vazgeçmemek. Hz. Musa üzerinden verilen mesaj, Firavun gibi bir zâlime hakkı söyleseniz gerektiğinde yumuşak lisan ile söylemek ve etrafınızdakiler hak karşısında direnseler de Rabbe teslim olup, sabırla düzeltmeye çalışmak.

    Hz. Yusuf üzerinden verilen mesaj, yakınlardan sıkıntı görüp köle yapılsanız dahi affedici olabilmek. Hz. Süleyman gibi saltanat içinde dahi olsanız Rabbe teslimiyet ve itaatten vazgeçmeyip kulluğa devam etmek. Hz. Lut üzerinden verilen mesaj, bir tane mümin erkeğin olmadığı bir toplumda dahi hakta kalıp davet etmek. Rasulullah (s.a.v.) üzerinden verilen mesajlar, Mekke’de zulümle yaşanılan bir ortamda tevhidi söylem ve eylem, Medine de İslam’ın hâkim olduğu toplumda ise, emrolunduğu gibi dosdoğru olup, muâmelat, ibâdet, savaş, davet gibi nice alanlarda emrolunanlara uyma hassasiyeti göstermek.

           “Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarına ne gönderdiğine baksın. …” (Haşr, 18) ve “…Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. ..” (Bakara, 110)

    Kur’an’ın Verdiği Mesajlar ‘ı en İyi Anlayan Toplum

           Sahabeyle bu zamanın insanlarını ayıracak en belirgin farklardan biri, onlar verilen mesajı kendi üzerlerine alırlardı ve hemen uyma çabasındaydılar. Başkalarını kınayan ve uğraşanlara ayetlerin verdiği mesaj, siz önceden ne gönderdiğinize bakın, çünkü yarın onu hazır bulacaksınız  Kur’an’ın bildirdiği mesajlara uyan veya uymayıp hevasına uyanlar, mutlak olarak ahirete kendi paylarına söylem ve amellerini gönderirler. Verilen destekler savunmalar ve vesile olunanların sonucu da ahirete gönderilecektir. Herkes önceden ne göndermiş ve vesile olmuş ise, onu orada hazır bulacaktır. Gönderilenlere göre de karşılık görülecektir. Dolayısıyla cennet ve cehennem herkesin önceden gönderdiği kazanımlardır. İnanç ve amellerinin karşılığı olarak herkes emek harcadığı ve hak ettiği yere girecektir. Müminler için Allah’ın affı, bağışlaması bir tarafa, kimseye haksızlık yapılmadan hak edilen ele geçecektir. Dolayısıyla da kimsenin kimseye kızma hakkı yoktur.

           Ahirete ciddi hazırlık yapmayanların söyleyeceği nice keşkeler olacaktır. Nice imtihanlardan ders çıkarmayan, verilen zamanları gereği gibi kullanmayanların keşkelerinin faydasının olmayacağı malumdur. Rabbimizin ayetlerinden elbette muhakeme ve muhasebe yaparak akledenler ders ve ibret çıkarır ve alırlar. Âkıbetin güzeli de elbette onlar için olacaktır.

    Kur’an’ın Verdiği Mesajlar Yazısını Okudunuz. Hüküm Ancak Allah’a Aittir! Yazısını okumak için linke tıklayabilirsiniz.