Yeryüzünü sevk ve idare edecek halife olan insan bunu hangi kurallarla yapacak? Ölçüyü, yasayı kim belirleyecek? İnsanın yaşantısı üzerinde hükmetme hakkı olan hâkimiyet kime ait olacak? Sonra insanın yeryüzünde halifeliğini Allah’ın istediği gibi yapabilmesi için örnek ve önder peygamberler gönderilmiştir. İnsan hayatının düzeni için olmazsa olmaz olan ölçü Kur’an ve Rasulullah’ın yaşantısı olan sünnettir. Örnek olmadan din yaşanılamaz. Rabbimiz bir çok ayette Rasulü örnek ve şahid kıldığını, ona itaat ve tabi olunması gerektiğini bildirmiştir. Onun örnekliğini hayatın birçok alanına sokmayanlar, Allah’u teâlâ’nın örneğini beğenmemişlerdir. Rasulü hayatlarına sokmayanlar dışlamış, kovmuş, yerine göre öldürmüşlerdir. Yahudilerin peygamberlere yaptıkları gibi! Rablerinin kendileri içn seçtiği örneği beğenmeyenler mutlak kendilerine yeni batıl örnek ve önderler bulacaktır. Bugün etrafa bakın Kur’an bize yeter diyenlerin her biri yeni örneklik, hatta yeni din belirlemeye kadar işi götürdüler. Örneğe gerek yok diyenler kendilerini örnek olarak sunmaktadırlar. Rasulü örnek olarak bırakın benim fikrime ve örnekliğime bakın, böyle yapın derler.
Mezhebe gerek yok diyen kendi görüşüne itaat edilmesini ve tabi olunmasını isteyerek yeni mezheb oluşturmuşlardır. İnsanları da fikirlerine tabi olmaya davet ederler. Davetle kalmayıp ısrarla doğru bu derler ve itaat etmeye de davet ederler. Kabul etmeyenlere kızarlar, kınarlar, cehalette görürler. Kur’an ilmini bırakıp benim diyenler, sünnete, hadise gerek yok deyip kendi yaşantı ve sözlerine toplumu uymaya davet edenler, aslında ilmin yok olmasına ve kendi hevâlarını itaate çağırırlar. Ehlikitabın sapmasına da din adamı geçinenlerin Allah’ın hükmünü kendi görüşleriyle yorumlaması ve sonunda değiştirdiler ve birçok alanda peygamberlerinin örnekliğini devre dışı bıraktılar. Sonunda da sadece okunan, anlamaya çalışılan, kendisiyle tartışılan kitap haline dönüştürüldü. İslam toplumu da aynı sapmaya son yüz yılda girmiş oldu. Rasulullah (s.a.s.) 1450 yıla yakın zaman önce bu durumu bildirdi ve birçok hâdise meydana geldi.
“Allah ilmi içinizden çekip almaz, fakat âlimlerin ölmesiyle çekip alır. Nihayet hiçbir âlim kalmaz ve geriye cahiller kalır. Onlara fetva sorarlar, onlarda kendi hevâlarından fetva verirler hem kendilerini hem de insanları saptırırlar.” (Buhâri- Müslm)
Osmanlının son dönemlerinde Avrupa hayranı oldular ve hayranlıklarından saraylarında Fransızca konuştular. Sapmanın sonucu mutlak gazaptır. Hayranı oldukları Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından ve yerli işbirlikçilerinde katkılarıyla saltanat, hilafet ve şeriat kaldırılıp birlik ve güç elden gitti. Sonunda on binlerce din adamı ortadan kaldırıldı. Geriye biraz Kur’an okuyabilen, ilmihalden biraz anlayanlar kaldı. Onlara fetva sorulur onlarda kendilerince fetvalar verdiler. Birkaç ibadetle cennete girileceği bakışı verdiler. Sistemde kendisine faydası olacak yapıları ayakta tutarak toplumu daha da sapmaya götürdü. Dün kaybolan ilim bugün diğer yerlerden gelen bilgilerle yeniden gündeme gelip, fikirlere, söylemlere ve amellere girdi. Birileri hala geçmişte kalsa da, niceleri kınasa ve istemese de hak açığa çıktı artık. Allah’u teâlâ dinini yeryüzünün her alanına yaymaya devam ediyor. Siz hakkı yaymasanız da Allah’u teâlâ yayacak birilerini çıkarmaktadır. Rabbimiz mü’min de olsa hiçbir kuluna muhtaç olmadığını bildirmektedir.
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dininden yüz çevirirseniz bilsin ki, Allah onların yerine Allah’ın onları onlarında Allah’ı sevdiği bir topluluk getirir. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından çekinmezler. İşte bu Allah’ın bir lutfudur ve onu dilediğine verir. Allah lutfu geniş olan ve hakkıyla bilendir.” (Mâide/54)
Siz Allah’ın dinini yaşamaktan, davetten, hayata hâkim olsun için mücâdeleden vazgeçerseniz, yerinizi alacak niceleri çıkarılacaktır. Dün hakkı ortaya koymayan ve şirki ve küfrü anlatmayanların yerlerine nicelerini Rabbimiz çıkarttı. Vazifesini yapmayanlarda sadece eleştirmekle ve kınamakla kaldılar. Bugün hakkı ortaya koyan mü’minler de rehavete kapılmamalıdırlar. Vazifelerini bulundukları yerlerde yapmazlarsa Rabbimiz o yerde hakkı hâkim kılma mücâdelesi verecek başka kullarını getirecektir. İşte o mü’minler kardeşlikleri gereği gibi ortaya koyarlar. Ümmetçi bakışla hareket ederler ve cemaatçilik yapmaz ve tüm mü’minleri kardeş görüp onlara merhametle hareket ederler. Kâfir ve müşriklere karşı şiddetlidirler.
Her topluluk sünnet ve hadis diye Rasuluullah’ın hayatının bir bölümünü alıp en doğrusu bu derler. Oysa Rasulullah’ın Mekke’de ortaya koyduğu örneklik iman ve ahlak, Medine’de ise muamelat ve ibadetlerdir. Niceleri Mekke’nin iman bölümünü almayıp sadece ahlâkını alır, Medine’nin de devlet yönetimini, siyasetini, hukukunu, ticaretini almayıp, sadece ibadet bölümünü alır. Her topluluk da Rasule biz tabiyiz der ve diğerlerini sapmada görürler. Kur’an’ın ve sünnetin bir bölümünü alıp bütün göstermeye çalışanların foyaları ve sapmaları artık ortaya çıktı. Biz olmazsak Kur’an anlaşılmaz, ehlisünnet yok olur diyenler, Rabbimizin onların yerine hakkı tümüyle ortaya koyan nicelerini getirdiğini ve getirmeye devam ettiğini görmekteler ve bunun sıkıntısıyla hak da olanlara saldırmaktadır. Nice ihtilaflar vardır ve olacaktır. Bunların belki çoğunu Rabbimiz kıyamet günü ihtilaflarını çözecektir. Bize düşen hatırlatmaktır. Biz olmasak da bu dinin elbette bir sahibi vardır. Siz itaate ve davete devam edin.
